| Konu: | Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 5 |
| Tarih: | 09.10.2018 |
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Geçtiğimiz hafta Anayasa Komisyonunda büyük bir yanlıştan, büyük bir hatadan hep birlikte döndük. Geçmiş Meclis pratiğimize, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu Meclise yaşattıklarına bakılarak göreceli olarak herkesi son derece rahatlatan ve umut veren bir gelişmeydi ama şunu unutmayalım: Meclis Başkanının "Anayasa değişikliğinden sonra yapılacak İç Tüzük değişikliği sadece teknik düzenlemeler olacak." sözünden sonra gelen teklif bunun çok ötesinde düzenlemeler içeriyordu, hep birlikte buna itiraz ettik ve bu düzenlemeler 5 partinin de katkılarıyla yapıldı. Vatandaşlarımız şunu bilsin: Verdiğimiz katkı sadece ve sadece teknik düzenlemelerden ibarettir, kesinlikle ve kesinlikle denge denetim sisteminin ortadan kaldırıldığı, kuvvetler ayrılığının ayaklar altına alındığı ve kuvvetler birliği esasına dayalı olan bir tek adam rejimini tahkim edecek hiçbir değişikliğe katkı vermediğimizin de buradan altını çizmek isterim.
Burada Parlamentodayız ve İç Tüzük yapıyoruz yani Parlamentonun kendi anayasasını yapıyoruz, bunu yapmaya geldik. Gelecekte de 5 partinin katılımıyla ve uzlaşıyla daha iyi bir İç Tüzük yapmak istiyoruz, bunu tüm partiler dile getiriyor. Tabii, bazıları bunu daha hızlı yasama, birilerinin beklediği düzenlemeleri çok daha hızla hayata geçirecek bir Meclis özlemiyle istismar etmeye çalışabilir, o zaman en dirençli refleksi göstereceğimizden kimsenin de şüphesi olmasın. Ama İç Tüzük yaparken özellikle geçtiğimiz haftalarda kamuoyuna Adalet ve Kalkınma Partisinin yansıttığı birtakım çalışmalar ve yalanlamadığı birtakım taslaklar vardı, onun içeriğine girmeyeceğim ama her birisi çoğunluğa ya da 300'ü geçmek üzere, almayı düşündüğü bir partinin vereceği desteğe güvenerek yapılmış ve muhalefetin sesini kısmaya yönelik düzenlemelerdi.
Peki, değerli milletvekilleri, bu düzenlemeleri dünyadaki demokrasi parlamentoları nasıl yapıyor bir buna bakmak isteriz: 3 tane yöntem yükseliyor demokrasi parlamentolarında. Yani "Çoğunluğumuz var yaparız, olmazsa orada kifayetimüzakere önergeleriyle sesi kısarız, buraya gelir kavga dövüş geçiririz." demiyor demokrasi parlamentoları.
Üç eğilim yükseliyor, bunlardan bir tanesi: İç tüzük değişecekse nitelikli çoğunlukla, hatta yüksek nitelikli çoğunlukla değiştirme. Yani o gayrimillî, yabancı unsurlar var ya, o dış mihraklar kendi parlamentolarında iç tüzük yaparken diyorlar ki: "600 kişiysek, beşte 3'ü, 360'ı kabul ederse iç tüzük değişsin." Sorarsın "Bu ne öz güven?" diye iktidar partisine, der ki: "Demokrasi böyle bir şey."
İkinci eğilim nedir? Yüksek nitelikli çoğunluk dışında ikinci eğilim: İç tüzük değişikliklerini yükselen demokrasi parlamentolarında sadece muhalefet partileri teklif edebiliyor. Yani iktidar partisi diyor ki: "Ben muhalefetin sesini kısmaya ya da onların denetim olanaklarının genişlemesi taleplerine karşı benim bir reaksiyonum yok. İsterlerse teklif ederler, kabul ederiz, bu onur, bu şeref, bu öz güven bütün parlamentoya ait olur." Yani iktidar gelip de "Efendi, muhalefetin on dakika olan söz süresini beş dakikaya indirelim, beş dakikayı iki dakikaya indirelim, üç dakikaları kaldıralım." Böyle bir şey yok dünyada.
Üçüncüsü: Bakın yine öz güvene, bu dış mihraklar kendi parlamentolarında iç tüzük değiştirirken şöyle yapıyorlar, diyorlar ki: "İç tüzük değişir, bir sonraki dönem uygulanır." Şu demek: İktidar-muhalefet çelişkilerinden bağımsız yapılmalıdır iç tüzükler. "Bugün iktidardayım, yarın muhalefete düştüğümde bu iç tüzük bana yeterince denetim, yeterince söz hakkı veriyor mu?" Bunu tartışıyorlar. Ya da diyorlar ki: "Bugün muhalefetteyim ama yarın bu iç tüzükle bir parlamento yürüyebilir mi?" bunu tartışıyor. O yüzden, eğer bir iç tüzük yapacaksak -öz güveni yüksek, güçlü Meclis diye billboardlara dünyanın parasını, milletin paralarını astınız- gerçekten güçlü Meclis istiyorsanız, gerçekten öz güveniniz yüksekse, meseleniz demokrasiyse, geleceksiniz, dünyada yükselen bu 3 eğilimden bir tanesiyle İç Tüzük yapacaksınız. Aksi takdirde "Güçlüyüm ben, kolu kıvırırım, kürsüyü kuşatırım, gerekirse yıkarım, altında bırakırım, istediğimi alırım." kimse demiyor. Bunu yapar mısınız? Gücünüz var, yaparsınız; sayınız var, yaparsınız; 301'i bulur, yaparsınız ama o zaman demokrasiden bahsedemezsiniz, o zaman mahcup olursunuz, bizi de mahcup edersiniz. Bu ülkeye dışarıdan bakanlar sizin ülkeyi getirdiğiniz durumdan sizi sorumlu tutmuyorlar, bu ülkeye dışarıdan bakanlar Parlamentoyu bir bütün olarak, Türkiye demokrasisini bir bütün olarak değerlendiriyorlar; bu konu son derece önemli.
Peki, gelen teklif, yapılan iş nedir? Yapılan iş, aslında Adalet ve Kalkınma Partisinin bir meşruiyet tartışmasının itirafıdır. Gerçi biraz önce sayın grup başkan vekili "kahir ekseriyet" dedi, dil sürçmesidir. Benim bildiğim, kahir ekseriyetle dediğinizde büyük çoğunlukla demek. Yüzde 51'le, o da sizin hesaba göre, mühürsüz zarflarla yüzde 51 ve siz buna kahir ekseriyet diyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Kahir ekseriyet 70'tir, 80'dir, 90'dır. Yüzde 51'e kahir ekseriyet diyorsanız, siz geleceğinizden çok endişe ediyorsunuz demektir.
RECEP ÖZEL (Isparta) - Salt çoğunluk, salt çoğunluk.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ama ben şunu söyleyeyim, çok net: Yapılan o değişikliklerde yüzde 51 oy veren vatandaş şimdi şöyle düşünüyor: Ya, Özgür Özel'i veya muhalefetin diğer değerli hatiplerini televizyonda dinledim, dedi ki: "Bu sistem denetim olanaklarını daraltıyor." Ve şöyle bir cevap verdi: "Yahu, sözlü soruyu kaldırıyor bunlar." AKP'nin değerli temsilcisi de çıktı ve dedi ki: "Ya, katı kuvvetler ayrılığını savunuyoruz." Bu, bakanların Meclisten ayağını kesmesi demek, bakan Meclise gelmeyecek ki sözlü soru cevaplasın. O yüzde 51'i veren vatandaşımız yani sizin ikna ettiğiniz vatandaşınız katı kuvvetler ayrılığı, bakanların gelmediği bir Meclis, bunlara inanıp güçlü Meclis diye inandı, size oyu verdi mi? Şimdi o vatandaş şu soruyu soruyor: Ya, sözlü soru cevaplamaya bile gelemeyecek olan bakan, şimdi AKP itiraf ediyor ki pek mühim hâllerde gelmeli, Meclise bilgi vermeli, çağrılırsa gelmeli.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özel, bir saniye...
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sayın Başkan, yedi buçuktan başladı galiba yanlışlıkla.
BAŞKAN - Devam edin.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - On dakika olarak başlayacaktı, orada bir iki buçuk dakika...
Kendi hakkını aramayan vatandaşın hakkını hiç arayamaz, o yüzden. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Özel.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım, sürem on dakikaydı, yedi buçuktan başladı.
Şimdi, mesele şu: Vatandaş, Manisa'nın Hacıaliler köyündeki Nevzat amca şöyle bakıyor meseleye, diyor ki: "Ya, ben bunların bu dediklerine inandım, oy verdim. Şimdi itiraf ediyorlar 'Bakan gelmeli, içeriye girmeli, soruları cevaplamalı.' Madem gelecekti sözlü soruları niye cevaplamıyor?"
ALİ ŞEKER (İstanbul) - Kandırılmışlar, kandırılmışlar.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - "Demek ki bizi kandırdı. Kendileri kandırılmayı meziyet olarak anlatanlar bizi geldiler, burada kandırdılar." Aha bu şudur: Meşruiyet tartışmasının daniskasıdır kardeşim.
Keşke sizin dediğiniz gibi yüzde 70'le geçirteceğiniz bir toplumsal rıza üretebilmiş olsaydınız. Zaten 51; 51'in de her tarafı tel tel döküldü. Ya öyle bir iş yaptınız ki hani en fırtınalı zamanlar için yapmanız gereken bir işi en durgun sularda bile beceremiyorsunuz.
Şunu çok net olarak söyleyelim: Bundan iki yüz elli ila iki yüz yetmiş yıl önce, önce John Locke kuvvetler ayrılığını tarif etti, ardından Montesquieu geliştirdi ve üçlü kuvvetler ayrılığını söyledi. John Locke sadece yasama ile yürütmeden bahsetti, Montesquieu noktayı koydu "Yasama, yürütme, yargı ayrı ayrı olur ve bunlar birbirini denetlemezse demokrasiler gelişmez, devletler ileriye gitmez." dedi.
Değerli milletvekilleri, bu şu: O tarihlerden belki yüz yıl sonra, örneğin doğru akımı, ampulü, ardından alternatif akımı tartışmıyorsunuz ya "Bu salonu Edison'un bulduğu bir şeyle aydınlatmayalım da başka bir şey yapalım."ı ya da buraya Keban Barajı'ndan gelen elektrik Nikola Tesla'nın bulduğu alternatif akımla buraya geliyor, bunu tartışmıyorsunuz ya, Arşimet'in kaldırma kuralını tartışmıyorsunuz ya, dönüp Montesquieu'nun kuvvetler ayrılığını tartışıyorsunuz, temel sıkıntı burada.
Siz bir gemi yapsaydınız Arşimet'in kaldırma kuralını hesaba katmadan yapacaktınız, o gemi en kısa zamanda batacaktı, aha da örneği: Daha limandan çıkıyorsunuz, uluslararası anlaşma ya, hepimiz destekliyoruz, nasıl buranın gündemine gelsin... Anayasa'ya aykırı... Çözülsün diye dünya katkı sağladık, hâlâ aykırı. Arşimet'in kaldırma kuvveti kuralını kabul etmeyen, hesabı ona göre yapmayan gemi mühendisleri gibi yüzdürmek istediğiniz demokrasi gemisi limandan çıkmadan kayalığa oturdu, hem vallahi hem billahi. Öyle şeytanlaştırdığınız, düşmanlaştırdığınız, terör örgütleriyle adını andığınız CHP'ye, HDP'ye, isminin kısaltmasını kullandığınız, kendi isminize "AK PARTİ" denilsin istiyorsunuz ama "İYİ" demediğiniz İP'ye "Aman arkadaşlar, koşun, bir omuz verin, bizim gemi daha limandan çıkmadan karaya oturdu." dediniz; hep beraber katkı verdik, şimdilik yüzüyor. Ama ileride dalgalar var, ileride buz dağları var, ileride fırtınalar var, hem vallahi hem billahi bu gemi yüzmez çünkü bir temel kurala aykırısınız ve diyorsunuz ki: "Kuvvetler ayrılığı ayaklar altında."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Özel, devam edin lütfen.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Mehmet Uçum, vallaha benim başdanışmanım değil, sarayın başdanışmanı, "Tek kişilik hükûmet." diyor. Sarayın başdanışmanı "Bakanlar teknisyendir." diyor yani bu bakanlar o bakanlar değil, artık bakanlar vatandaşın içine bakmıyor, Cumhurbaşkanının ağzının içine bakıyor diyor. Hatta ben bir şey söyleyeyim mi, uçakta sohbet ediyoruz, sizler diyorsunuz ki: "Ya, milletvekili protokolde bakanın önünde niye oluyor?" Vallahi de doğru.
O yüzden biz diyoruz ki: Sizin bu gemi yüzmez. Gelin yol kısayken doğru bir yerden kuvvetler ayrılığını esas alan, parlamenter sistemin kazanımlarını önceleyen, yürütmeyi, yasamayı, yargıyı kendi yerlerine çeken yeni, doğru ve gerçek bir parlamenter sistemi... Hem de sadece 16 Nisanla hesaplaşan değil, 12 Eylül faşizmiyle de hesaplaşan, onun kalıntılarını da ayıklayan ve 12 Eylülün darbe müktesebatından da memleketi kurtaran bir çalışma yapılacaksa yapılsın. Ama bu "başkanlık sistemi" dediğiniz, bir yerden yönetilen, "Her şeyi ben bilirim." diyen sistemin ilk günden çöküşü ortada, bunu kabul edeceksiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özel, tamamlayalım.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Toparlayayım Sayın Başkan, toparlayayım.
Bunun dışında, daha söyleyecek çok söz var ama yeni simalar var, tanışıyoruz, mümkün olduğu kadar bir araya geleceğiz.
SALİH CORA (Trabzon) - Milletle zıtlaşma.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bu sürekli laf atan arkadaşın devamlı milletvekili yapılması sizi umutlandırmasın, bu arkadaş bir başka şekilde de burada olabilir.
SALİH CORA (Trabzon) - Bileğimizin hakkıyla buradayız. Trabzon'a git sor.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Doğru sözü dinlemek, katkıya açık olmak her zaman iyidir. Şunu söyleyeyim, siz bizi A Haber'den tanıyorsanız şöyle düşünüyorsunuzdur: "Bunlar kötü adamlar. Bunlar her şeye itiraz ederler. Biz 'İki kere iki, dört' desek kabul..." Böyle bir şey yok. Daha biraz önce duydunuz, bütün gruplar, hepimiz birden doğru bir iş yapmaya katkı verdik. Bundan sonra millet adına doğrular, halk yararına olan işler oldukça kürsü burada, grup burada, Cumhuriyet Halk Partisi burada ama hatada, rejime kasteden yanlışlarda ve bu ülkenin birlik beraberliğinde, bütünlüğünde, duyguların ayrıştırılmasında yol alırsanız o zaman da karşınızdayız. Bu grup öyle konjonktürel bir partinin grubu değil. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özel, selamlayalım.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Selamlıyorum.
Bu grup Avrupa'nın en eski, dünyanın 3'üncü büyük siyasi hareketinin, Türkiye'nin yüz yıllık bir geleneğinin, bu Parlamentonun harcı karılırken orada olan, aha şu "Egemenlik bilakayduşart milletindir." yazısı yazılsın diye -hani aynı gemideyiz ya- o 19 Mayıs 1919'da canını ortaya koyarak o yolculuğa çıkanların ve o yolculuğun temel direğine sıkı sıkı bağlı olanların yani Atatürk ilke ve devrimleri ve çağdaşlaşma ülküsüne bağlı olanların hep birlikte içinde olduğu, sizin de ilk başta değilse de bundan sonra içinde olmanızı beklediği o gemideki yolculuğuna devam edecek. Bilime, akla, usa, katkı sağlayanlarla birlikteyiz. Dogmanın, hurafenin, tek adama teslim olanların da karşısındayız.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar, "Bravo" sesleri)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özel.