| Konu: | Askerlik Kanunu ile Diğer Bazı Kanunlarda ve 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 1 |
| Birleşim: | 10 |
| Tarih: | 25.07.2018 |
CHP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Çalışmalarımızın vatanımıza, milletimize hayırlar getirmesini diliyorum.
Genel Kurulun bugünkü oturumuyla 2'nci kanun teklifimizi görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz. Bildiğiniz gibi, bu teklif kamuoyunda "bedelli askerlik" olarak bilinmektedir. Ancak, konuyu sadece bedelli askerlik bazında değerlendirmek, ele almak doğru değildir. Çünkü kamuoyunda bilindiği şekliyle değil, aslında daha ağırlıklı olarak farklı konuların gündeme getirildiği, hükme bağlanmaya çalışıldığı bir tekliftir. Toplam 21 madde olan bu kanun teklifi -aslında mürekkep kanun teklifi demek lazım- iki ayrı teklifin Plan ve Bütçe Komisyonunda birleştirilmesi suretiyle bir bütün hâline getirilmiştir ve Genel Kurulda bunu konuşmaktayız.
Bu 21 maddenin sadece 2 maddesi bedelli askerlikle ilgilidir, diğer maddeleri ise değişik konuları içermektedir. Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili diğer 3 madde dışında 8 madde sağlık hizmetleriyle, sağlık turizmi ve sağlık personelinin özlük haklarıyla ilgilidir. Ayrıca, 5 madde şans oyunları ve Spor Toto idaresi, katma değer vergisi iadesi ve Spor Toto'yla ilgili ihale yöntemleriyle bağlantılıdır. Diğer taraftan, ikinci kanun teklifiyle bu birinci teklife raptedilen, eklenen Kanal İstanbul Projesi hükme bağlanmaya çalışılmaktadır.
Tüm bunları birlikte değerlendirdiğimizde, açıkça söylemek gerekir ki böylesine anlaşılmaz bir torba yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonunda görüşülmesi, ele alınması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda ele alınması, yasama yetkisini, Meclisin yasama konusundaki otoritesini, hakimiyetini, şeriksiz oluşunu engellemeye yönelik bir niteliğe sahiptir. Çünkü birbirinden farklı, ayrı uzmanlık isteyen, ayrı ayrı tartışılması gereken; zamanın, tek bir yasaya verilen zamanın bu beş ayrı konunun her birine ayrı ayrı verilip tartışılması gerektiği hâlde bir araya getirilmesiyle pek çok ayrıntının ve önemli hususların Mecliste ve komisyonlarda görüşülmesini, anlaşılmasını, tartışılmasını, müzakere edilmesini engelleyecek niteliktedir.
Şunu bilmemiz gerekiyor ki 16 Nisan referandumuyla birlikte artık rejim değişmiştir. Her ne kadar iktidar kanadı "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi geldi." demekteyse de aslında 16 Nisanla birlikte gelen sadece hükûmet sisteminde yapılan bir değişiklik değildir, topyekûn Türkiye'deki rejimi etkileyen büyük bir değişikliktir. Bu değişiklik sonrasında yasama organının yetkileri, görevleri artık azalmıştır, Hükûmet üzerinde bir belirleyiciliği kalmamıştır. Parlamenter demokraside hükûmet seçimlerden sonra Parlamentonun içerisinden çıkmaktaydı, kurulan hükûmet Meclisten güven oyu almaktaydı; Meclisin beğenmediği, yanlış yaptığına inandığı bakanlar gensoruyla düşürülebilmekteydi, Meclis istediği zaman hükûmete yönelik olarak güvensizlik oyu verebilmekteydi ama şu anda Cumhurbaşkanı tek başına Hükûmettir. Bu Hükûmette Bakanlar Kurulu yoktur ve bu Hükûmetin Meclisten güven oyu almaya da ihtiyacı yoktur, Meclisin bu Hükûmete güvensizlik oyu verme imkânı da yoktur. Aslında bakanları da bakan saymamak lazım, hepsi tek kişilik Hükûmete sahip olan Cumhurbaşkanının sekreterleri konumundadırlar. Ama asıl olan Parlamento ile Hükûmet arasındaki bu ilişki değildir, asıl önemli olan husus şudur: 16 Nisan referandumuyla birlikte Parlamentonun yasa yapma yetkisi üzerine gölge düşmüştür. Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle, eskiden Anayasa'da "Şu şu hususlar kanunla düzenlenir." denirken bugün artık o konularda Cumhurbaşkanlığı kararnameleri de çıkarılabilecek niteliktedir, durumdadır. Böylece tüm demokrasilerde parlamentolar yasa yapma konusunda şeriksiz olduğu hâlde, ortaksız olduğu hâlde bugün artık bu yeni rejimle birlikte, yeni düzenle birlikte, Parlamentonun yasa yapma konusundaki şeriksizliği tartışılacak bir niteliğe dönüşmüştür.
Böyle bir noktada, değerli arkadaşlar, demokrasiye sahip çıkmak için mademki Anayasa değişikliğindeki asıl maksat, amaç, Hükûmet ile doğrudan doğruya yasa yapma yetkisine sahip olan Parlamentoyu birbirinden ayırmak, ayrı güçler hâline dönüştürmek idiyse bu Mecliste yasaların düzgün yapılması lazım; yasa yapma süreci üzerinde Hükûmetin, tek kişilik Hükûmetin etkisinin ve gölgesinin tamamıyla kalkmış olması lazımdır. Bu Meclis, kendi gündemine hâkim olmalıdır; bu Meclis, yaptığı yasaları kendisi yapmalıdır. Kanun tekliflerini milletvekilleri ve Parlamento üyeleri doğrudan doğruya, bürokrasinin gölgesi olmadan, tek kişilik Hükûmetin gölgesi olmadan kendi iradesiyle, kendi düşüncesiyle, yasa yapma tekniğine uygun olarak bürokratik metinlerden arındırılmış bir şekilde daha teklif safhasında bu kurum çatısı altında tartışmalı ve ona göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin komisyonlarında ve Genel Kurulunda görüşülmelidir ama maalesef gördüğümüz nokta bu değildir. Dört beş konuyu belli bir torbanın içerisine sokarsanız, aynı kazanda kaynatmaya başlarsanız, bu andan itibaren Meclisin yasama faaliyetlerindeki gücünü zaafa uğratmış olursunuz, yasaların üzerinde Hükûmetin ve bürokrasinin gölgesini sürdürmüş olursunuz. Her ne kadar teklifi hazırlayan arkadaşlar "Bu metinler bize aittir, birtakım bürokratik mekanizmalar içerisinde hazırlanıp önümüze getirilen ve bizim imzalayarak Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiğimiz metinler değildir." diyorsa da bu metinleri incelediğimiz zaman, üzerinde büyük bir bürokrasi etkisi olduğunu açık ve seçik bir şekilde görmekteyiz. Bu durum söz konusu olduğu takdirde, açıkça ifade etmek lazımdır ki sadece elinde yasa yapma gücü olan Parlamentonun bu yasama sürecine dışarıdan müdahale var demektir, yasa yapma gücü zaafa uğratılıyor demektir, Parlamento işlevsizleştirilmeye çalışılıyor demektir. Mademki daha işin başındayız, işin başındayken Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve grubu bulunan bütün partilerin bir araya gelerek, nasıl bir yasa yapma sürecinin bu Parlamento çatısı altında gerçekleştirilmesi gerektiğini baştan görüşmesi, müzakere etmesi lazımdır.
Bakın, Anayasa değişmiştir ve Anayasa'daki pek çok hüküm şu andaki mevcut Meclis İçtüzüğü'ndeki hükümlerle uyumlu hâlde değildir ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17'nci maddesi, bu yeni Anayasa değişikliğine uygun olarak en geç 27/10/2017'ye kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nü yeniden ele alması ve yeniden düzenlemesi gerektiğini hükme bağlamış olmakla birlikte, aradan aşağı yukarı bir yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ Meclis yeni anayasal düzenlemelere uygun olarak İç Tüzük üzerinde çalışmamıştır. İç Tüzük bir an önce yapılmalıdır ve de Meclisin yasama gücünü artırmaya, yasama faaliyetlerinde şeriksiz, ortaksız tek güç olduğunu ortaya çıkarmaya yönelik düzenlemeler içermelidir. Bu yapılmadığı takdirde, gerçekten, önümüzdeki yıllarda, yasama yıllarında buraya gelen kanunların hepsinde idarenin gölgesi olduğunu göreceğiz ve Meclisin gittikçe güçsüzleştiğini ve yasa yapma konusunda bile yetkilerinin zaafa uğradığını göreceğiz. Bu sadece Cumhuriyet Halk Partisinin görevi değildir, bu Mecliste grubu bulunan bulunmayan bütün partilerin bu yasama faaliyetine önem vermesi, ağırlık vermesi ve konuyu tartışması mutlak surette bir gerekliliktir. Aynı şekilde bürokraside biriken birtakım sorunların bürokratik metinlerle yasaya bağlanarak Mecliste çözümlenmeye çalışılması da yanlıştır. Eğer bürokraside tıkanan şeyler varsa madem idare ayrı bir güçtür madem yasama ayrı bir güçtür, bu sorunları doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermeli ve Meclis bu sorunları nasıl aşacağıyla ilgili kendisi çalışmalar yapmak suretiyle nasıl bir yasaya bağlanacağını özgür iradesi ve kararıyla belirlemelidir. Meclis, bürokrasinin gönderdiği metinlerin kanunlaştırılacağı bir yer değildir artık arkadaşlar, bunu sürdüremeyiz ama görüyoruz ki bu torba yasada da bu zaaf vardır. Son altı yedi yıl içerisinde bedelli askerlikle ilgili üç tane kanun teklif veya tasarısı gelmiştir ve bu Mecliste de yasalaşmıştır. Son beş altı yılda böylesine, aynı konuda üç yasa neden gelir? Bürokraside birtakım tıkanıklıklar var, işte bu kanunun gerekçesinde de söylendiği gibi askerlikte yığılmalar var, bu yığılmaları engellemek için bir talep geliyor; rastgele, palyatif, üzerinde özenle düşünülmeden, geçici sorunların aşılmasına yönelik bir metin hazırlanıyor, gönderiliyor ve onu Meclis gece gündüz mesai yapmak suretiyle geçirmeye çalışıyor. Böyle bir yasama faaliyeti olmaz, Meclisin gücünü ortaya çıkarabilecek bir faaliyet değildir bu. Eğer sorunlar varsa, tıkanmalar varsa o, Meclise intikal ettirilir, Meclis, üzerinde çalışmak suretiyle o konuda nasıl bir düzenleme yapılması gerektiğine karar verir. E, şimdi, altı yıl önce "Bir tıkanma var." diye yasa teklifi gelecek, buradan geçecek; üç yıl önce gelecek, geçecek; şimdi bugün bunu görüşüyoruz. İki yıl sonra "Yine tıkanma var, benzer bir yasayı çıkarmayacağız." diye bir iddianız var mı? Böyle bir iddianın olduğunu da zannetmiyorum. Çünkü bürokrasi, idare bu hâliyle bu konuda şunu göstermiştir ki geleceği planlama kabiliyeti yoktur. Hükûmetin böyle bir kabiliyeti olsaydı üç aynı konuda üç ayrı yasayı Meclise göndermek yerine veya çıkarılmasını talep etmek yerine bir kalıcı çözüm oluştururdu. Hiçbir kalıcı çözüm üzerinde düşünmeksizin, toplumdaki adalet duygularına aykırı olarak aynı plağın tekrar tekrar çalınması gerçekten Meclis açısından, bu çatı altında bulunan her milletvekilimiz açısından büyük bir sıkıntı olarak hissedilmelidir. Milletvekillerinin kendilerine duyacakları saygı idarenin tıkanıklıklarını kendi talep biçimleriyle çözme çabası olmamalıdır. İdarenin tıkanıklıklarını Meclis kendi iradesiyle, kendi projesiyle, kendi planlamasıyla yasalaştırmalı ve ona göre çözmelidir. Bunun için elbette Mecliste önemli birimlerin de kurulması lazım. Bürokrasinin birtakım verdiği bilgilerden öte Meclisin kurumsal yapısında da çok önemli radikal değişikliklerin yapılmasına ihtiyaç olduğu açıktır.
Değerli arkadaşlar, gönderiliyor "Evet, Savunma Sanayii Fonu için kullanılsın, bütçeleştirilsin bedelli askerlikten gelen paralar." deniliyor. E, daha önceki yasalarda da benzer hüküm vardı, aynı şeyi tekrar etmenin ne anlamı var? Basına yansıdı "Bedelli askerlikten elde edilen paralar birtakım kişilerin makam arabalarının alınması için harcanmış." diye. Niye çıkarıyoruz bu yasayı? Fakir fukaranın, garip gurebanın çocukları askere giderken parası olanları askerlik hizmetinden yirmi bir günlük askerî eğitimle muaf hâle getiriyoruz. Bunu getirirken aldığımız parayı nereye harcamalıyız? Cumhuriyet Halk Partisinin önerisi vardır, bu öneri açıkça bedelli askerlikten elde edilen paranın şehit ailelerine harcanmasıyla ilgilidir yani elde ettiğiniz parayı da hakkaniyete uygun olarak harcamak bir görev olmalıdır.
Diğer taraftan, sağlıkla ilgili düzenlemeler var. Özlük haklarıyla ilgili, hekimlerle, diş hekimleriyle bağlantılı, bir taraftan maaş artışını sağlayan, diğer taraftan emeklilik maaşını artıran birtakım düzenlemeler var. İyi de kamuda veya emeklilik sisteminde sorunlar sadece sağlık personeliyle mi ilgilidir? Bir kere, bu düzenlemede iki büyük yanlış ve eksik var. Birincisi, sağlık hizmetleri bir ekip işidir. Bu ekibin içerisinde sadece hekimlere, diş hekimlerine yönelik olarak özlük haklarında birtakım iyileştirmeler sağlandığı hâlde diğer pek çok sağlık çalışanı bu düzenlemelerden yararlanmamaktadır. Siz adaletsiz davranırsanız, adalete uygun olmayan düzenlemeler yaparsanız kamuyu altüst edersiniz, kamu personelinin çalışma aşkını, şevkini tahrip edersiniz, çalışma barışını ortadan kaldırırsınız. Hemen palyatif bir tedbirle idare bunu istedi diye Meclisin bunu yasalaştırmaya çalışması doğru değil, üzerinde çalışılacak, kamuda bir skala var. Sadece sağlık personeli de değil, sağlık personelini de aşacak şekilde tüm çalışanların, mağdur olanların ve birtakım olumsuz durumda bulunan çalışan gruplarının hem emeklilik haklarında hem maaşlarında genel bir perspektif içerisinde yapılması gereken düzenlemelerin baştan sona Mecliste tartışılması, görüşülmesi, karara bağlanması ve daha sonra bir yasal düzenlemeye kavuşturulması lazımdır. Bir taraftan sağlık personelini kendi içerisinde ayrıma tabi tutuyorsunuz, diğer taraftan da sağlık personeli olanlar ve olmayanlar diye kamu personelini ayrıma tabi tutuyorsunuz, pek çok çalışanı mağdur ediyorsunuz. Onun da dışında, işte, Emekli Sandığına tabi olan çalışanlar ile BAĞ-KUR ve SSK'ye tabi olan -eski ifadelerle- çalışanları birbirinden ayırıyorsunuz, tüm emeklilik sistemini bütüncül bir bakış açısıyla görme ve geleceği planlama anlayışını tasfiye ediyorsunuz. Buraya gelen metinler bürokratik metinler olduğu için bu yaşanıyor. İstediğiniz kadar "Bu metinleri biz kendimiz hazırlıyoruz." deyin ama buram buram her cümlesi, her kelimesi "Bu metinler bize ait değildir, bürokratik metinlerdir." diye haykırıyor ve her seferinde de gelip "Bunu biz hazırladık." diyebilirsiniz ama tartıştığımız metin bunu teyit etmez, bunu doğrulamaz.
Diğer taraftan, şans oyunlarıyla bağlantılı olarak da aynı şey, bir gerekçe var, işte, nedir gerekçe? İşte, "Yasadışı şans oyunlarının artmasına, bu şekilde yurt dışı bağlantılı birtakım gelir kaynaklarının oluşmasına yol açan olumsuz koşullar var, onun için Türkiye'deki şans oyunlarında dağıtılan ikramiye miktarını artıralım." deniliyor. Bu mantık ile bu gerekçe ile yapılan düzenleme arasında hiçbir bağlantı yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - O zaman bürokratik mantığın gerçek gerekçesi nedir, bunu da Meclis olarak bilmek zorundayız.
Asıl üzerinde durmak istediğim Kanal İstanbul'du. Pek çok konuyu bir metne sıkıştırırsak konuşulacak konular eksik kalıyor; tartışma, müzakere eksik kalıyor ve de yasama faaliyetlerinin etkinliği zaafa uğruyor bana göre.
Onun için, iktidardan ricamız, bu torba yasa alışkanlığından vazgeçin. Bu Meclis Meclis olacaksa, bu yasama organı yasama organı olacaksa torba yasa alışkanlığını iktidarın terk etmesini istiyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)