GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:8
Tarih:23.07.2018

CHP GRUBU ADINA TUFAN KÖSE (Çorum) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

1 sıra numaralı kanunu görüşeceğiz, yasayı görüşeceğiz. Tabii, gönül isterdi ki 1 sıra numaralı yasa keşke İç Tüzük olsaydı da, İç Tüzük'e uygun bundan sonra bu Meclis, yüce Meclis, Gazi Meclis çalışmalarına devam etseydi. Herhâlde Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekilleri de, grup başkan vekilleri de bu temennime katılacaklardır ama uzun yıllardır yaptıkları gibi yok kanun, yok kanun... Ta, İttihat ve Terakkiden kalan, olmaması gereken bir geleneği Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarı döneminde, maalesef, özellikle de 2007'den sonra yaşıyoruz.

Yine gönül arzu ederdi ki burada hayvan haklarıyla ilgili bir kanunu ilk kanun olarak görüşebilseydik. Kadına karşı şiddetin engellenmesi ya da çocuk istismarına dönük, çocuk istismarının engellenmesi, önlenmesi için bir kanun tasarısını, teklifini görüşebilseydik. Bunların hiçbirisi olmadı. Ne oldu? Uzun zamandır devam eden ve şeklen kaldırılan olağanüstü hâli kanunla birlikte aslında olağan bir yönetim hâline getiren bir kanun teklifini görüşüyoruz. Sözde tabii, bu kanun teklifini grup başkan vekilleri hazırlamış ama tabii, bu kanun teklifi çok öncesinden pişirilmiş ve getirilmiş. Yani şeklen olağanüstü hâli kaldırıyoruz ama olağanüstü hâli bu yasayla kurumsallaştırıyoruz. Ne yazık bu Meclis, ne talihsiz bir Meclistir ki ilk kanunu böyle bir kanun.

Değerli arkadaşlarım, şimdi Milliyetçi Hareket Partisinin ve Adalet ve Kalkınma Partisinin yani Cumhur İttifakı'nın hatipleri geliyorlar diyorlar ki: "Ya, 15 Temmuzda öyle bir olay oldu ki tüh kaza yani bizim iki bin yıllık devletimiz yıkılacaktı, gidecekti, işte iç savaşlar çıkacaktı, terör örgütleri hâkim olacaktı, paralel yapı gelmişti." falan filan, böyle herkes acayip korkuyor. 15 Temmuz gecesi bu Meclise ilk gelen arkadaşlarınızdan birisiyim. 15 Temmuzda burada yaşadığımız o ruhsal durumu tarif etmek mümkün değil, yaşayanlar biliyorlar. İşte Bekir Bozdağ bir tarafta; belki on dakika da benim kolumda gezdi, dönemin Adalet Bakanı mıydı bilmiyorum, Başbakan Yardımcısı mıydı. "Bundan sonra diyaloglar, bundan sonra anlayış, bundan sonra hoşgörü, bundan sonra öyle işler yok, eski işler yok; kol kola, bugün akşam nasıl buradaysak kol kola devam edeceğiz." Tamamı öyle, o şekilde diyaloglar. İsmail Kahraman bizi görünce "Vay! Aslanlarım gelmiş." diye kucaklıyor falan. Demek ki o gün bize ihtiyaçları varmış burada ki öyle bir karşılama falan. Tabii, biz İsmail Kahraman'dan da önce geldik, Bekir Bozdağ'dan da, onu bu arada söyleyeyim. Genel Kurulu anlatıyorum gece bir buçukta, yoksa biz saat on buçuk gibi buradaydık. Arkadaşlar, az evvel de zannediyorum Adalet ve Kalkınma Partisinin grup başkan vekili diyor ki "Ya, biz altı ay da ilan edebilirdik ama üç ay ilan ettik olağanüstü hâli." Lütuf buyurmuşlar, teşekkür ediyoruz size! O gün buradaki konuşmaları izleseydiniz, 20 Temmuz günkü konuşmaları da, Naci Bostancı Grup Başkan Vekili herhâlde, yine Bekir Bozdağ zannedersem "Üç ay diyoruz ama üç ay sürmeyecek, bir buçuk ayda çözeceğiz bu işi." Hükûmet sözcüsü o dönemde Numan Kurtulmuş, aynı sözler yine "Üç aya bakmayın siz, bir buçuk ay. Üç ay oldu diye üç ay olmayacak bu iş." Ama öyle hoşlarına gitti ki tam iki yıl, üç ay bile sürmeyecek olağanüstü hâl iki yıl sürdü arkadaşlar. Şimdi üç yıllık geçici yetki alıyorlar bakın. Az sonra söyleyeceğim, birçok arkadaşımız da söyledi, bu üç yılın ne kadar süreceği belli değil, üç yıl sonra önümüze ne gelecek o da belli değil, inanın belli değil. Çünkü, bakın, erken seçim de değil, baskın seçimin neden yapıldığı bile belli değil, bizi hangi tehlikeler bekliyor bilmiyoruz gene, hangi tehlikeler bekliyor bilmiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi kanuna girmek istiyorum, fazla sözü de uzatmayacağım. Bakın, bu kanunda ihraçlar olağanüstü hâl döneminden çok daha fazla olacak, öyle görünüyor. Hiç olmazsa orada Bakanlar Kurulunda falan bir yetki vardı, burada tamamen kamu kurumundaki bir kısım görevlilere bu yetki veriliyor ki bu görevliler de Sayın Cumhurbaşkanı ya da Yardımcısı ya da görevlendireceği bakan, gözünün içine baktığında ne dediğini anlayan ve anladığını da olağanüstü bir kararlılıkla yapan görevliler. Çünkü onlara da dokunulmazlık sağlanmış. Kanunu incelediyseniz görmüşsünüzdür. Bu kanunun uygulanmasından dolayı Cumhurbaşkanının yetkilendirdiği başkan yardımcısının ya da ilgili bakanın vereceği soruşturma izniyle soruşturulabiliyor. Böyle de bir dokunulmaz alan yaratılmış. Bunu biliyorsunuzdur.

Tazminat yok, hiçbir şekilde. Yani Anayasa'da sağlanan haklar... Bu, bugünün hakları değil. Bizim Anayasa'mız 82, 61, 24, 1876'ya kadar gidiyor ama. Bu, tabii, yüzlerce yıllık insanlığın birikimi haklar bunlar, tazminat hakları.

İade yok. Yani diyelim ki şaş kaza idare kararı alındı ama gittiği yere iade edilmiyor, istediği yere iade ediyor. Diyelim ki Orta Doğu Teknik Üniversitesindeki bir öğretim üyesini siz alıp başka bir ildeki başka bir fakülteye verebilirsiniz. Yani hukuk devleti, kanun devleti... Zannedersem İbrahim Hoca söyledi, "Ya bırak hukuk devletini, hukuk devleti lüks olur. Kanun devleti bile diyemeyeceğimiz bir noktaya geliyor ülke." diyor. Vallahi ben çok katılıyorum.

Tabii, biz bugünlere nasıl geldik? Bakın, çok hızlı hızlı geçeceğim. Bir kere 14 Temmuz var ya 14 Temmuz. 14 Temmuz dediğimiz, 14 Temmuzun arkası. Kozmik oda aranıyor, kozmik oda. İlker Başbuğ -ben cezaevinde ziyaret etmiştim- dedi ki: "Ya vekillerim -bize de tabii biraz sitem ediyor- kozmik odayı ben aratmasaydım bana da Ergenekoncu diyeceklerdi. Sayın Başbakanı aradım. Başbakan 'Sen aç, arat.' dedi." Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Cumhurbaşkanımız şu anda. O da yaşıyor, İlker Başbuğ da yaşıyor.

Bakın, oraya nasıl geldik? Bülent Arınç... "Ya biz Anayasa Mahkemesini de kaldırırız istersek." diyen Bülent Arınç yalandan bir suikast iddiasıyla şikâyetçi oluyor ve bir Fetullahçı... Yani bugünkü FETÖ terör örgütü, o zaman Fetullah Hocaefendi.

O günlerde en çok bu Mecliste kavga, Kamer ağabeyin Fetullah Gülen hakkında söylediği sözlerden çıkıyordu arkadaşlar, hatırlayın. Sonradan döndü iş Cumhurbaşkanına. Eskiden Fetullah Hocaefendi'ydi, sonradan ne olduysa birden FETÖ terör örgütü oldu. Biz bilmiyoruz bu işleri hiçbir yerinde olmadığımız için.

Şimdi, Ergenekon terör örgütü üyesi olmaktan suçlanıyor bir Genelkurmay Başkanı ve memleketimizin en mahrem yerini açıyor. Bakın, öyle geldik biz o günlere hemen birdenbire gelmedik. İşte Bülent Arınç olayı var, İlker Başbuğ olayı var, üniversiteler var, bir dünya o açılımlar var, yargılamalar var. Ahmet Şık, burada zannedersem. Ahmet Şık hem Fetullahçı terör örgütü üyesi olmaktan yargılanıyor bugün zannedersem, ondan evvel de Ergenekoncu olmaktan yargılanıyordu.

Şimdi, geldik 20 Temmuza... 15 Temmuzda bir darbe girişimi oldu, onu biz aştık. 20 Temmuza geldik, 20 Temmuzda bir olağanüstü hâl, 21 Temmuzda ilk olağanüstü hâl kararnamesi çıktı. Zannediyorum 12 Ekimde Anayasa Mahkemesi bir karar verdi, dedi ki: "Ben olağanüstü hâl kararnamelerini inceleyemem." Şimdi, arkadaşlar, bakın, 15 Temmuz darbe girişimi, bana göre 20 Temmuz darbe, Meclis eliyle darbe. 12 Ekim, yargı eliyle darbeye destek. Şimdi 16 Temmuzda ya da 17 Temmuzda Anayasa Mahkemesinin bir üyesi ki bir sürü alavere dalavereyle Anayasa Mahkemesi üyesi yapılmış, Alparslan Altan. Alparslan Altan'ın evini polisler basıyor. Polisler geliyorlar gözaltına almak istiyorlar bunu, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı ve Anayasa Mahkemesinin Başkanı da orada, Zühtü Arslan. Geçen seneki 30 Ağustosta Cumhurbaşkanının karşısında şöyle selam veren Anayasa Mahkemesinin Başkanı. Az evvel hocam dedi ki: "Ya, bu Anayasa Mahkemesi acaba bu işi korkudan mı yapıyor, yoksa yorum farkı mı var?" Amaçsal yorum... Ne alakası var efendim? Sen 17 Temmuz 2016 günü Anayasa Mahkemesinin bir üyesinin evine gidiyorsun polisle, bir başsavcının yönlendirmesiyle. Ve sen orada, Anayasa Mahkemesi Başkanının yanında, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanının yanında, onların itirazına rağmen "Siz karışmayın bu işlere." denilerek ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin yargılanması sadece ve sadece suçüstü hâlinde olmak üzere gözaltına alınabilir, yakalanabilirken ve yargılaması da Anayasa Mahkemesi tarafından yapılması gerekirken Ankara cumhuriyet başsavcısının talimatıyla gözaltına alıyorsun. Daha 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname yok arkadaşlar. O, beş gün sonra çıkıyor. Bakın, o, beş gün sonra çıkıyor. Eğer Anayasa Mahkemesinin siz üyesini daha kanun hükmünde kararnameler çıkmadan bu şekilde gözaltına alırsanız Anayasa Mahkemesi ne der Sayın Hocam? Takdiri size bırakıyorum, bir hocam da burada. Yani geldiğimiz noktalara öyle kolay gelmedik arkadaşlar.

Yine, sayın grup başkan vekili diyor ki, zaman zaman konuşuyor, geçen de başörtüsüne takmıştı, ben de dedim ki: "Ya, yeter artık başörtüsünün nemasını yediğiniz." dedim, biraz kızdı bize, bozuldu. Şimdi, diyor ki: "Bu memlekette hukuk devleti için en çok emeği biz verdik." Bakınız, hızlıca geçiyorum, zamanım çok daralmış. Arkadaşlar, Maliye Bakanına ben dedim ki: "Çorumlu bir hemşehrim var. Bu çocuğun Fetullahçı terör örgütü üyesi olması mümkün değil." "Nereden biliyorsun?" dedi. Anlattım ama burada söylemeyeceğim nereden bildiğimi. On gün sonra bana dedi ki: "Ya bu PKK terör örgütü üyesiymiş." Hâlâ Çorum'da geziyor adam, hiçbir sorun yok, Çorum'da geziyor.

Bir polis, Konya'dan İstanbul'a tayini çıktı, İş Bankası fazla havale ücreti alıyor diye kooperatif havale yerini değiştirmiş, Bank Asyadan havale yapıyor diye görevinden atıldı.

Bakın arkadaşlar, bunun hukuk düzeni, hukuk devleti nerede bunun? Ama Bank Asyayı açanlar burada. Bakın, Fetullahçı terör örgütü diyoruz şu anda, o dönemde o hâkimleri savunan bir kısım eski savcılar, emekli savcılar, televizyonda konuşmacılar buraya geldiler, Adalet ve Kalkınma Partisinden milletvekili oldular. Yani biz bu FETÖ terör örgütünün siyasi ayağını çözmedik. Niye çözmedik? Ben soruyorum, niye çözmedik arkadaşlar? Bunun cevabını Türk milleti versin.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)