GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:125
Tarih:10.08.2026

AHMET ŞIK (İstanbul) - Herkese merhaba, içeriği ve kapsamı gizlenen, meselenin siyasi, tarihsel, sosyolojik kökleriyle yüzleşmekten kaçınan, katılımcılık ve şeffaflıktan uzak, oldubittiye getirerek önümüze koyduğunuz teklif bir yoklar metni. İktidarın tek taraflı teslimiyet ve tasfiye istediği teklifte devletin kendisiyle yüzleşmesine dair hiçbir madde yok. Meseleyi adlandırmak için dahi "Kürt" kelimesi yok. Eşit yurttaşlık, ana dili, barış akademisyenleri, hasta tutuklular, hukuk normlarına dönüş, demokratikleşme yani memleketin hakikatine dair hiçbir şey yok. Muhalefetin yargı terörü altında olduğu, seçilmiş siyasetçilerin hapse atıldığı, antidemokratik her türlü müdahalenin memleket rutini hâline geldiği siyasal ve toplumsal gerçeklik ile inanmamız istenen illüzyon arasında koca bir uçurum var. Birkaç kişinin kararıyla önümüze getirilen, otoriterliğin devamlılığını barış ve demokrasi illüzyonunun ardına gizleyen çok eksikli bu yasa silahların susmasının kıymetini azaltıyor. Beklentilerden ve demokratik çerçeveden uzak, ne Kürt meselesinin çözüm kapısını aralayan ne de güven veren tasarının içeriğini değil nasıl bir Türkiye'de ne kadar uygulanacağını tartışmak elzem. Talimatla hareket eden, soruşturma için basit şüpheye bile ihtiyaç duymayan, emredilirse bu yasanın uygulamasından da vazgeçecek savcıların olduğu bir ülkede bu düzenleme gerçekten barışı sağlayabilir mi? "NATO gelecek." bahanesiyle, sömürgeymişiz, işgal altındaymışız gibi, genç, yaşlı demeden yüzlerce insanın gözaltına alınıp artık olmayan örgütlere üyelikten tutuklanabildiği bir ülkede "fesholmuş örgüt" başlığı altında yasa geçiriyoruz. Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayan, Anayasa Mahkemesi üyelerini tehdit eden Yargıtayın olduğu bir yerde belki üst mahkeme doğru yolu gösterir de uygulanır diye yasa çıkarıyoruz. Bir talimatla her şeyin başa sarmasını engelleyecek bir hukuki mekanizma ya da buna itiraz edecek omurga sahibi bir tek yargı mensubu var mı? Demokratik kazanımları gasbederek geriye doğru bir rejim değişikliği yaşattığınız bu ülkede bugüne dek hayra vesile bir yasa çıkardınız mı? Solculara, muhaliflere, Kürtlere, hakkını arayanlara mevcut yasalar doğru uygulanıyor mu da bu yenisinin bir güvenilirliği olsun? Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Can Atalay ve Tayfun Kahraman için Anayasa Mahkemesinin kararlarını uygulamamak için binbir takla atanların; Ekrem İmamoğlu ve seçilmiş belediye başkanlarını siyasi operasyonlarla hapsedenlerin, cezalarını tamamladıkları hâlde Selçuk Kozağaçlı ve Adnan Selçuk Mızraklı'yı rehin tutanların, Çiğdem Mater ve Mine Özerden'in özgürlüğünü gasbedenlerin bu yasayı uygulayacağına nasıl güvenelim? "Terör" adı altında bu kadar fazla hukuka aykırı tutsak varken demokrasinin geleceğine inanalım mı? Hukuk lütfedilen değil herkesin uymak ve uygulamak zorunda olduğu, iktidarın da keyfine göre değiştiremeyeceği kurallar bütünüdür. Espri yapanın da gülenin de ibret olsun diye kuyu tipi cezaevine atıldığı, hâkimsiz, savcısız, mahkemesiz, adaletsiz, mülksüz, egemenliksiz, kayıtsız, şartsız bir Türkiye'de belki uygulanır diye yasa geçiriyoruz.

Kürt meselesi köklü bir hesaplaşma gerektiren bu coğrafyanın en karanlık dönemleriyle yüzleşme ve onur mücadelesidir. İktidarın lütfuyla çizilen sınırlarda barış değil ancak yeni bir esaret üretilir. İhtiyacımız olan bir zulüm ve korku rejiminin gölgesinde sarayın tahtını koruyan uygulanacağı şüpheli yasalar değil herkesin kendi dilinde özgürce var olabildiği bir demokratik düzendir. Demokratikleşmenin önünü açan bir barış, baskı ve zulme son verir. Bu teklifte olduğu gibi demokratikleşme talebinin üzerini örtmeye çalışan ise devam ettirir. Barışın gerçek güvencesi kanunların herkese eşit uygulandığı bir hukuk düzeninde gerçek bir yüzleşme ve onarıcı adalettir ve o düzen olmadan hiçbir yasa kendi başına güvence değildir. Bu yüzden dayatılan teklife "Kürt meselesinin kök yasası" demek "demokratikleşme" diye sunmak abartılı bir iddiadan ibaret. Silahların bırakılmasını destekleyip barışın toplumsal zeminini daraltan bu yasanın eksikleri, yürütmeye verdiği olağanüstü yetkiler, sığ bir kurnazlıkla siyasal iklimi şekillendirme arzunuz eleştirilebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

AHMET ŞIK (Devamla) - Ancak sadece eksikliklere bakarak süreci tümden değersizleştirmek de siyasi iktidarın araçsallaştırdığı tek bir kişinin kontrolünde olacak bir sürecin nasıl işleyeceğini görenleri "barış karşıtı" diye suçlamak da doğru değil. Devlet ile örgüt arasında bir tür fesihle beraber kısmi ve özel bir affı içeren bu mütareke metnine iktidar mahfilleri dışında kalanlarca verilecek "evet" oyu sizlere duyulan güvenden değil; niyet, ciddiyet ve samimiyet konusunda güven yaratmasa da savaşın sürmesine razı olmadığımızdan, her kim olursa olsun tek bir çocuğun dahi ölmemesi ihtimalini ciddiye aldığımızdandır. Bizim "evet"imiz tasarının eksiklerini örten bir onay değil ödenen bedellere, kuşaktan kuşağa taşınan dayanışma ve barış iradesine duyduğumuz sorumluluğun ifadesidir. Şu da bilinsin: Haysiyeti de gasbedilmek istenen yurttaşlarımız, bunca zulmün ve inkârın karanlığına asla mahkûm değil. Eşitlik, adalet ve özgürlüğün ve hatta ekmeğin sadakat karşılığında lütfedildiği değil hakkın olana hakkın olduğu için sahip olduğun bir düzen mutlaka gelecek, bizlerle gelecek.

Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)