| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 125 |
| Tarih: | 10.08.2026 |
CHP GRUBU ADINA MAHİR POLAT (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Konuşmamın başında sürecin başından bugüne emek veren tüm milletvekillerimize, sayın genel başkanlara ve devlet bürokrasisinin her kademesinde olan herkese bu kanunu önümüze kadar getirebildikleri için teşekkür ediyorum.
Sözlerimin başında yine Martin Luther King'in şu sözlerini söylemek istiyorum: "Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk, kardeş olma sanatını." İşte, bu yasaya bakışımız, kardeş olarak barış içerisinde yaşamaya başlamanın en temel altyapısını oluşturuyor olması. Benim açımdan özel bir yanı var, Suriye sınırına sıfır bir köyden geliyorum, babam 70 yaşından sonra Kürtçeyi öğrenmeye çalıştı, onun da anısını burada paylaşmak isterim.
22 Ekim 2024'te başlayan yeni süreçle beraber ülkemizde çatışmaların son bulması, ay yıldızlı al bayraklara sarılı şehit cenazelerinin sıvasız, boyasız yoksul evlere gelmemesi hepimiz için mutluluk kaynağıdır, son derece önemlidir.
Şimdi, önümüzde iki ayrı fakat birbirini tamamlayan mesele duruyor. Birincisi, silahların bırakılması, örgütün fiili varlığının sona erdirilmesi ve bunun doğuracağı hukuki sonuçların düzenlemesidir. Bugün konuşacağımız konu budur. Ben bakıyorum, örgütün, PKK'nın kendini feshetmesinden rahatsız olan toplum kesimi var, anlamakta zorluk çekiyorum. İkincisi ise, terörün sona ermesinin ardından Türkiye'nin toplumsal bütünleşmesini güçlendirecek hukuk devletinin ve demokrasisini ileriye taşıyacak yeni dönemin inşa edilmesidir. Yarın konuşacağımız, yarına bırakacağımız ama çok uzağa bırakmamız gereken ikinci mesele de budur. Kanaatimce bugün yapmamız gereken en önemli ayırım da tam bu noktadadır.
Değerli milletvekilleri, milletimiz onlarca yıl, on binlerce insanını, 8.486 güvenlik görevlisini bu topraklarda şehit verdi. Dile kolay, bu kadar güvenlik, bu kadar insan birer rakamdan ibaret değildi. Bunlar anneydi, babaydı, evlattı, kardeşti, kısacası koca birer dünyaydı. Biz teröre bu kadar dünyayı heba ettik. Bir şehidimizin kızı bu yasayla ilgili şöyle sesleniyor: "Bundan böyle hiçbir kız çocuğunun babasına benim gibi veda etmesini istemiyorum." İşte bu yasa bize bu dilin kapısını aralıyor aynı zamanda. Hafızamızı biraz tazeleyecek olursak değerli arkadaşlar, 8'inci Cumhurbaşkanımız merhum Turgut Özal ömrünün son yıllarını bu sorununun çözümüne adamış, bu sorunun siyaset kurumu tarafından cesaretle alınması gerektiğini ifade eden bir devlet adamıydı. Eğer 90'lı yılların başında, bugünkü vizyonla bu sorun ele alınmış olsaydı, bu memleket, bu denli acıyı çekmemiş, biz bunları hak etmemiş olurduk. İktidarınız döneminde, 2013 yılında birinci çözüm sürecini getirdiniz, biz yani ülkeyi kuran Cumhuriyet Halk Partisi yüz yılı aşan devlet tecrübemiz ve kurumsal hafızamızla çözümün adresinin Meclis, yönteminin ise demokrasi, şeffaflık ve çoğulculuk olması gerektiğini o gün söylüyorduk. Dediğimiz gibi, süreci milletin Meclisinde milletin vekilleriyle açık ve şeffaf bir şekilde yürütmüş olsaydık eğer aradan geçen on üç yıla yazık etmemiş olurduk.
Değerli arkadaşlar, siyaset işi, siyasette çözüm işi cesaret işidir. Bugün gelinen noktada bu yüce Mecliste o cesaret vardır. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi, dün olduğu gibi kenarda değildir, sorunun çözümünün tam da odağındadır. Önemli olan da bizler için budur. Bugün "Bu yasanın eksiği vardır, fazlası vardır." demeden silahları sonsuza dek susturacak bir hukuki metin önümüzdedir. Memleket de yıkılmıyor; aksine, bambaşka, güzel ve müreffeh bir ülke için atılan ilk adımın heyecanı ülkemizde yaşanıyor.
Değerli milletvekilleri, yıllarca bu sorunun adını koymaktan çekindik, korktuk. "Şark meselesi" dedik, "terör meselesi" dedik, "Doğu ve Güneydoğu meselesi" dedik, "Kürt meselesi" demeye bir hayli geç geldik. Adına her ne dersek diyelim, orta yerde duran bir mesele var, o mesele de hepimizden bir şeyler aldı götürdü; kimimizin canını aldı götürdü, kimimiz yurdunu terk etmek zorunda kaldı ama hepimize biraz acı, gözyaşı ve kan bıraktı. Tam kırk sene on binlerce insanımızı yitirdik, 10 bine yakın şehit verdik fakat Türkiye ekonomisinde kocaman bir kara deliğe de sebebiyet verdik. Hesapları çok doğru bulmamakla beraber, Türkiye'ye terörle mücadelenin faturasının 2,3 trilyon dolar olduğu söyleniyor. Tabii, buna genç iş gücü kaybının terörden dolayı olmasını katmıyoruz. Yine, yapılması gereken turizm, ticaret, tarım, hayvancılık, sanayi gibi faaliyetleri de katarsak bu kaybın ne denli bir kara delik olduğunu görürüz. Bu kaybın daha da anlaşılır olabilmesi için birkaç kıyas yapmak istiyorum. Özellikle bu kıyası da şunun için yapmak istiyorum: Bir topan ekmek için yurdunu, yuvasını terk edip Avrupa kapılarında iş arayan gençlerimiz ne demek istediğimizi daha iyi anlasın diye. Türkiye'nin 2026 yılı birinci çeyreği itibarıyla toplam brüt borç stoku 518 milyar dolar yani teröre giden kaynağın yaklaşık beşte 1'i, başka bir ifadeyle terör toplam dış borcumuzun yaklaşık 5 katını almış, götürmüş bizden. Bu şu demek oluyor değerli gençler: Eğer Türkiye'de terörizm olmasaydı bizim hiç dış borcumuz olmayacaktı ve bu kadar kaynak da bizim hepimizin hayatına dokunacak şekilde kullanılmış olacaktı.
Yine, İletişim Başkanlığının çalışmasına göre bu parayı birkaç örnekle zenginleştirmek isterim. Bu parayla 1.150 adet yeni baraj, 66.500 adet yangın söndürme helikopteri alabiliyormuşuz yani küresel iklim krizinin konuşulduğu şu günlerde biz iklim krizine dirençli bir ülke ve orman yangınlarına hazırlıklı bir ülke olabiliyormuşuz. Yine, bu parayla 15 bin adet tam donanımlı organize sanayi bölgesi veya 2 bin adet büyük ölçekli otomotiv tesisi yapabiliyormuşuz. Bunun anlamı da değerli gençler, değerli vekiller, Türkiye'de işsizliğin olmaması, gençlerimizin bu ülke için üretmesi ve müreffeh, kalkınmış bir ülke demektir. Yine, 460 bin adet okul ve 11 milyon adet derslik yapabiliyormuşuz, eğitim sorununu da ortadan kaldırmış olabiliyormuşuz yani "dünyamız" dediğimiz şehitlerimiz ve insanlarımızın kaybının büyük acımızın yanında devasa bir ekonomik kaybımız da var, sorunların çözümü için atılan bu büyük adım bu nedenle de son derece önemlidir.
Değerli arkadaşlar, bu yasa teklifi Kürt meselesini ortadan kaldıracak, buhar edecek sihirli bir değnek değil, daha gidilecek çok yolumuz var ama şiddete ve silahlara veda edilmesi yolunda dev bir adımdır; bunun önemini hep birlikte anlamalı ve topluma da biz toplumun vekilleri anlatmalıyız. Bu yasa teklifi üzerinde "Memleket bölünüyor!" feveranları bir popülizm gibi geliyor bana. "Gündelik siyasette karşıya bir şeyler söyleyelim, anketlerde bir şeyleri artıralım." Bu, barış, demokrasi ve kardeşliğimize yaptığımız en büyük darbe olur diye düşünüyorum.
Bu kadim coğrafyaya "Kavimler Göçü Anadolu" demişler. Dünyanın en güzel memleketi bizimkisi. Komşu ülkelerde, komşu coğrafyadaki ülkelerdeki gibi biz de etnik kökene göre yalıtıp yaşamamışız; "et ve tırnak" diyoruz ya, biz et ve tırnak gibi olmuşuz birbirimizle. Ve bir şairimiz Ahmet Arif diyor ki: "Tavuklarımız bile birbirine karışmış." Dolayısıyla, bu tehlikeli coğrafyada biz birlikte barış içinde yaşamaya ve üretmeye mecburuz değerli arkadaşlar çünkü yaşadığımız coğrafya ateş topuna dönmüş, her an yeni sorunlar yaratabilecek bir coğrafya. İşte, bu yasayla silahları ortadan kaldırdıktan sonra gönüllü ve mutlu bir ortak yaşamı yeniden tesis edecek düzenlemelerin geçirilmesi bizim açımızdan son derece önemlidir. Bizim millî birlik, kardeşlik sürecimizin bölgemizde barışı ve huzuru doğurma potansiyeli vardır, yüksektir; yakın zamanda İran'da yaşanan süreç bunun en temel göstergelerinden biridir. Eğer silahlandırılmış Kürt grupları üzerinden İran'a karşı işgali içeren bir kara harekâtı başlatılamamışsa bu bizim sürecimizle doğrudan ilintilidir. İşte böyle kıymetli bir başlangıç yapıyoruz. Bölgemizde inşa edeceğimiz demokrasimizle, kalkınma ve güçlendirilmiş kardeşliğimizle birlikte büyük bir çekim gücü ve cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında ikinci kez bölge insanına ilham kaynağı olacağımızı görmemek mümkün değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
MAHİR POLAT (Devamla) - Bu da Türkiye'nin içinde taşıdığı yumuşak gücün dışavurumudur ve Türkiye'miz açısından bir fırsattır. Tam da konunun bu kısmında teyit etmek isterim ki Cumhuriyet Halk Partisi adına hayatını yurt savunmasında terörizmle mücadele ederken kaybeden aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin mukaddesat hatırası milletimize emanettir. Onların aileleri, çocukları çolukları bu milletin ve Meclisin koruması ve teminatı altında olmalıdır.
Evet, değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi bu süreci cumhuriyetin demokrasiyle taçlandırılmasının bir parçası olarak geliyor. Silahın siyaset dışına çıkarılmasına evet, Türkiye Büyük Millet Meclisi merkezli çözüme evet, hukuk devletine evet, eşit yurttaşlığa evet, demokratik siyasetin güçlenmesine evet, üniter yapının korunmasına evet, bölgesel barışa evet diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Fazla süre veremiyoruz.
MAHİR POLAT (Devamla) - Veremiyor musunuz?
BAŞKAN - Vermiyoruz.
MAHİR POLAT (Devamla) - Evet, son, bitirirken değerli arkadaşlar, Herodot'un bir sözüyle hepinizi selamlamak isterim: Barış savaştan her zaman iyidir çünkü barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömerler ve barış iyidir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP, AK PARTİ ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)