| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 125 |
| Tarih: | 10.08.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA CEMALETTİN KANİ TORUN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bugün çok tarihî bir gün. Ben bu yasa teklifini cumhuriyetimizin 2'nci yüzyılında yaklaşık bir asırdır omuzlarımızda taşıdığımız en ağır meselelerden birinin kalıcı biçimde çözülmesi adına tarihî bir fırsat olarak değerlendiriyorum. Büyük devlet olmak, sorunları ertelemek, yönetmek değil onları korkmadan konuşabilme, çözüm üretebilme gücüdür. Bugün Meclisimizin önünde duran sorumluluk tam da budur.
Değerli milletvekilleri, bakın, Meclis koridorları, bakanlıklar ve parti teşkilatları üçgenine sıkışmış bu başkent Ankara'nın dışında çok dinamik ve aktif ilerleyen bir dünya var ve dünya tarihî bir kırılma anının tam kıyısında. Son zamanlarda Elon Musk'la Daron Acemoğlu arasında bir tartışma var. Elon Musk on yıl sonra cebimizde taşıdığımız "para" denilen şeyin öneminin kalmayacağı, ekonomi alanında Nobel ödülü sahibi Daron Acemoğlu ise yapay zekâ çağında yeni mezun gençlerin yüzde 40'ı iş bulamazsa bunun demokrasiye ve küresel barışa ciddi zarar vereceğini söylüyor. Bu iki görüş de önümüzdeki on yılın gençlerin geleceği açısından tarihî bir kırılma noktası olduğunu ortaya koyuyor. Dünya böyle tarihî bir dönüşüm noktasındayken bizim gençlerimizin ne yaşadığını size bir örnekle anlatayım: Bursa'da mühendislik okumuş Diyarbakırlı bir Kürt genç diyor ki: "Dokuz saat kamyon altındaki demire tutunarak gizlice Almanya'ya iltica ettim. Ülkemizde ne gelecek var ne de iş var." İşte, tam da burada asıl kayıp ortaya çıkıyor. Dünya yapay zekâ çağını yaşarken bizim gençlerimiz hâlâ iltica çağını yaşıyor. Rakip ülkeler gençlerini geleceğin teknolojisine hazırlarken biz Türk'üyle, Kürt'üyle gençlerimizi sınır kapılarında ve kamyon dorselerinde kaybediyoruz. Batı'nın yaşadığı çağa bakın, bizim gençlerimizin yaşadığı çağa bakın. Biz bu meseleyi 1990'larda çözseydik bugün bu sorunlar olur muydu? Biz bu meseleyi on yıl önce çözseydik bunları konuşur muyduk? Ne yazık ki bugün çok gecikmiş bir çözümün arifesindeyiz, acele etmek zorundayız.
Değerli milletvekilleri, ben hekimliğimin ilk yıllarında, 1980'li yıllarda Nusaybin'de doktor olarak görev yaptım. Kürt meselesini sadece raporlardan veya akademik çalışmalardan öğrenmedim, insanların hayatlarının içinde gördüm, dertlerini, kaygılarını, umutlarını dinledim. Tıp fakültesinde alınan ilk eğitimlerden biri şudur: Bir tedavinin en önemli aşaması hastanın analizini yani öyküsünü doğru ve ayrıntılı almaktır. Öyküyü doğru dinleyebilirseniz teşhise ulaşabilirsiniz. Eğer teşhis doğru olursa tedavi de başarılı olur. Toplumsal meselelerde de durum farklı değildir. Bugün bizlere düşen Türkiye'nin ortak öyküsünü eksiksiz dinlemek, doğru teşhisi koymak ve gelecek nesillere daha sağlıklı bir ülke bırakacak tedaviyi cesaretle uygulamaktır. Bu ortak öyküde darbeler var, şehitler var, gaziler var, faili meçhuller var, Diyarbakır cezaevindeki işkenceler var, insanlık suçları var, gözü yaşlı anneler var, dağlarda yitip giden hayatlar var, köylerini terk eden, bilmediği büyükşehirlere göç eden kayıp bir nesil var. Bunların hepsi bizim acımız çünkü acının dili de kimliği de olmaz. Acıları yarıştırarak değil birlikte dinleyerek bu sorunu çözebiliriz. İnsanlık tarihine baktığımızda çok açık bir hakikati görürüz; insan onurunu ve temel haklarını sınırlayan her anlayış zamanla yeni sorunlar üretmiştir çünkü insan diliyle, kültürüyle, kimliğiyle ve aidiyet duygusuyla bir bütündür. Bu nedenle bir insanın ana dilini konuşabilmesi, kültürünü yaşayabilmesi, kendisini devletin eşit ve onurlu bir vatandaşı olarak hissedebilmesi bir hak verme sorunu değil, bir tanıma sorunudur.
İçinde bulunduğumuz bu çağda yapay zekâ destekli bir kablosuz kulaklıkla Kürtçeden İngilizceye veya Kürtçeden Rusçaya anında tercüme yapılabiliyorken biz hâlâ "Kürt annesinin dilini konuşabilir mi?" diyoruz. Artık bu teknoloji çağında insan hakları alanında 1980'lerin engellerini, 1980'lerin zihniyetini sürdüremezsiniz, o çağ bitti. İnsan hakları birer imtiyaz değil, insan olmanın doğal sonucudur, hukukun görevi de insanın doğuştan sahip olduğu hakları güvence altına almaktır. Devletin büyüklüğü tam da burada ortaya çıkar, güçlü devlet vatandaşına lütufta bulunan devlet değil, vatandaşının hukukunu koruyan devlettir.
Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Kürt meselesi özellikle bölge insanının gündeminde her zaman canlı kalmıştır. İnsanların kendilerini dışlanmış hissetmeleri, demokratik siyaset kanallarının yeterince güçlü işlememesi ve aidiyet duygusunun zayıflaması bugün feshini konuştuğumuz örgütün büyüme sebepleridir. Bunu ifade etmek şiddeti meşru görmek değildir, tam tersine, varlık bulduğu zemini kaldırmanın yollarını aramaktır. Maalesef ülkemizde toplumsal meseleler çoğu zaman siyasetle değil, güvenlik perspektifiyle ele alınmıştır. Takrir-i Sükûn Kanunu'ndan tutun sıkıyönetimlere, darbelerden olağanüstü hâllere kadar yaklaşık yüz yıllık tecrübemiz bize şu gerçeği göstermektedir: Güvenlik tehdidi büyüdükçe devlet refleksi güvenlik merkezli hâle gelmiş, güvenlik merkezli anlayış güçlendikçe demokratik alan daralmıştır. Artık demokratikleşmeyi gerçekleştirip bu ülkenin ayağındaki zincirleri sökmemiz ve gençlerimizin dünya standartlarında yaşamasını sağlamamız lazım; işte, bu nedenle bugün önümüzde bulunan çerçeve yasanın en büyük hedefi çatışmayı sona erdirerek demokratik siyasetin önünü açmaktır.
Ben İrlanda sürecini yerinde izleme, Somali'de yaşanan barış görüşmelerinde kurucu aktör olarak rol alma fırsatı buldum. Çatışma çözümünün tüm örneklerinde mücadele edilen tarafla konuşarak, silahı gündemden çıkararak sonuca ulaşılmıştır. Silahın gölgesinin olmadığı bir ortamda demokratik talepler çok daha güçlü bir karşılık bulacaktır. Bu sayede, kültürel hakları, eşit vatandaşlığı, yerel yönetimlerin yetkilerini, anayasal reformları daha sağlıklı bir atmosferde konuşabileceğiz.
Kıymetli milletvekilleri, konuşmamın son bölümünde birlikte inşa ettiğimiz bu yeni dönemin kazanımlarından ve bizlere yüklediği sorumluluklardan kısaca bahsetmek istiyorum. Burada en büyük sorumluluk iktidara düşüyor. İktidar milletvekilleri, parti yöneticileri bu yaz sahaya çıkmalı ve silahların kalıcı olarak gömüldüğünü Erzurum'da, Konya'da, İzmir'de, Trabzon'da anlatmalılar. Güçlendirmeye çalıştığımız demokratik siyasete ve sürecin ruhuna zarar veren antidemokratik uygulamalara, muhalefete yönelik siyasi operasyonlara son verilmelidir. Farklı siyasi görüşlerin hukuk güvencesi altında özgürce yarıştığı bir ortam barışın da en güçlü teminatıdır. Hukuka olan güven arttıkça toplumsal güven de artacaktır.
Bir sözüm de Kürt siyasetçilere olacak: Artık aktivist ve tepkisel yaklaşımların ötesine geçerek toplumun bütün kesimlerine hitap eden, güven veren, ortak yaşamı güçlendiren kapsayıcı ve kurucu bir siyaset dili inşa etmenin vaktidir. Kavga dönemi bitti, şimdi inşa dönemi başlıyor. Bugün en önemli adımlarından birini attığımız bu sürecin başarısı kendini hukuk, siyaset ve demokrasi alanında gösterirken ekonomik hayatta da yeni bir sayfa açacaktır. Yıllardır süren çatışmaların etkisiyle potansiyelini ortaya koyamayan şehirlerimizde tarımın, turizmin üretimin arttığını, ülkemizin zincirleme bir kalkınma safhasına geçtiğini göreceğiz. Türkiye'nin iç barışını sağlamış, hukuk devletini güçlendirmiş, ekonomisini toparlamış müreffeh yapısı kendi vatandaşına güven vermekle kalmayacak, bölgemiz için de rol model olacak ve bölge barışına da hizmet edecektir. Daha önce birçok konuşmamda da ifade ettiğim gibi, bölgemizde sınırlar değişmeden bölge devletleri arasında ekonomik iş birliğinin, kültürel etkileşimin ve ortak refahın güçlendiği yeni bir dönemin kapılarını bugün birlikte aralıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
CEMALETTİN KANİ TORUN (Devamla) - Bu bölgenin en kadim halkları olan Türklerin, Kürtlerin ve Arapların diğer tüm kimliklerle beraber kendi topraklarında dostça yaşadığı, emperyal güçlerin değil bu bölgenin gerçek sahiplerinin söz sahibi olduğu bir dönemi inşa etmek bizim elimizde.
Konuşmama son verirken bu elli yıllık karanlık dönemde hayatlarını kaybeden tüm insanlarımızı ve barışı göremeden aramızdan ayrılan Sırrı Süreyya Önder'i saygı ve rahmetle anıyorum. Barış için elini taşın altına koyan, risk alan tüm liderlere, süreci yürüten kamu görevlilerine, barış için çalışan, bedel ödeyen herkese ayrım yapmaksızın şahsım adına teşekkürü borç biliyorum. Barışa oy veren siz kıymetli milletvekillerini tebrik ediyorum. Yaşasın Türk-Kürt kardeşliği. "..."(*) (YENİ YOL ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)