| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 125 |
| Tarih: | 10.08.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...
(Uğultular)
BAŞKAN - Bir dakika, bir dakika, haklı olarak...
Değerli milletvekilleri, konuşmacıyı dinleme fırsatı verirseniz sevinirim. Konuşmak isteyen arkadaşlarımız kuliste sohbetlerine devam etsinler.
Buyurun Sayın Milletvekili.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletim; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün milletimizin bütün unsurlarıyla ve siyaset kurumuyla birlikte samimiyet testine tabi tutulduğumuz tarihî bir imtihandan geçiyoruz. Önümüzdeki teklif, hukuk sistemimizin bugünüyle birlikte yarınını ve milletimizin vicdanındaki adalet inancını doğrudan şekillendirecek nihai bir karardır. Yıllardır ceza hukukuyla hemhâl olan ve benzer süreçlerin mutfağında bizzat bulunmuş biri olarak açıkça ifade etmek istiyorum; en büyük tehlike iyi niyetin hukukun yerine geçebileceği illüzyonuna kapılmaktır. Halis niyetler yetmez, hüsnüniyetle yola çıkıp hukukun sınırlarını yıkarsanız günün sonunda ulaşacağınız yer vadedilen barış değil, kalıcı bir kaos ortamı olur.
Biz, terörün bitmesini, silahların ebediyen gömülmesini, annelerin gözyaşının dindiği bir Türkiye'yi elbette istiyoruz ancak kalıcı toplumsal huzur, Anayasa'yı teğet geçerek değil, Anayasa’nın amir hükümlerine sıkı sıkıya sarılarak tesis edilebilir. Ben bu uyarılara bugün başlamış değilim. 2013 yılında Meclis çatısı altında yürütülen süreçte komisyon sözcülüğü yapmış bir milletvekili olarak aynı kaygıları o gün de dile getirmiştim. O gün de komisyon zabıtlarına düşecek şekilde altını çizerek ifade ettik; bugün de tarihe not düşmek adına aynı kararlılıkla tekrarlıyoruz. Terörün sona erdirilmesi gayesi başka bir boyuttur, hukuk devletinin kırmızı çizgilerini muhafaza etmek büsbütün başka bir disiplindir. Aradan geçen on üç yılın bize öğrettiği en çıplak hakikat şudur: Meclis iradesini tali konuma düşüren, yargı yetkisini siyasi konjonktürün ihtiyaçlarına göre esneten hiçbir yöntem bu ülkeye huzur getirmemiştir. Adalet Komisyonunda bu teklifin her kelimesini, her bir virgülünü uzun uzun tartıştık. Orada da sordum, bu yüce kürsünün huzurunda bir kez daha soruyorum: Önümüzdeki bu düzenleme hukuki manada bir erteleme müessesesi midir yoksa üzeri örtülmeye çalışılan örtülü bir af rejimi midir? İstediğiniz kılıfı uydurun hukuki hakikat değişmez değerli milletvekilleri. Bir kanunun metnine "erteleme" başlığı koymakla onun özündeki niteliği değiştiremezsiniz. Siz Ali'ye "Veli" demekle Ali'yi Ali olmaktan çıkartamazsınız.
Değerli bir milletvekilimiz burada özellikle başkalarına atıf yaparak bu konuyu tartıştığımızı ifade etti. Hem iktidar kulisleri hem iktidardaki milletvekilleri hem de muhalefetteki milletvekili arkadaşlarımız gayet iyi bilir ki biz bir şeyin ne şartlı genel af olduğunu ne erteleme olduğunu bilebilecek kadar hukuki müktesebata sahibiz. Özellikle Cumhur İttifakı'nın ortaklarına yönelik de muhabbette hiçbir sıkıntı yok; Sayın Bahçeli'ye de son derece muhabbet duyuyoruz, emin olun Sayın Cumhurbaşkanına da. Ama bu bizim hakikatleri buradan haykırmamıza asla mâni olamaz. Bunu özellikle ifade etmek isterim. O yüzden bir kez daha söylüyorum: Ceza hukukunda ne ad verdiğiniz değil, o düzenlemenin doğurduğu hukuki sonuç esastır eğer soruşturmayı biz duruyorsanız, kovuşturmayı askıya alıyorsanız, kesinleşmiş cezaların infazını kaldırıyorsanız bunun adı hukuk lügatında son derece açık ve nettir; işte, Anayasa'yı okuduğunuzda 87'nci maddede çok net bir şekilde bu husus tanımlanmıştır. Anayasa’nın 87'nci maddesi açık bir şekilde şunu ifade etmektedir ki: Af yetkisi Meclis üye tam sayısının beşte 3 çoğunluğuna verilmiş bir haktır. Buradaki görüşmeler gerek Komisyonda gerek Genel Kurulda bu esas dikkate alınarak yapılmalıdır. Meclis iradesine sahiptir, bugünkü çoğunluğu gördüğümüzde de bu 3/5'i çok rahatlıkla geçebilecek mahiyette çoğunluğu ulaşmıştır, siyasi partilerin desteği de tamdır; o yüzden ne istiyorsanız milletimizin huzurunda net bir şekilde söyleyeceksiniz. Öyle gizli kapaklı cümlelerle, bu işi süsleyerek "Efendim, bu infaz indirimidir." Hayır efendim, Covid yasasıyla siz bunu kıyaslayamazsınız, orada idari tedbirler vardı, tamamın bir suçun unsurlarını ortadan kaldırmıyordu. O gün de yanlış yaptınız, bugün de yanlış yapıyorsunuz. Bize de bu yanlışlarınızı buradan söylemek, ifade etmek düşüyor. Evet, anayasal kurallı dolanmak için kavram makyajına sığınmak, ceza adaletine yapılabilecek en büyük kötülüktür. Değerli milletvekilleri, bakın, tarihin yaprakları arasından Muaviye'ye atfedilen o meşhur dişi deve kıstasını tam da bu noktada hatırlatmak istiyorum: Siyasi baskıyla kalabalıkların bağrışmasıyla erkek deveye "Dişidir." dedirtilmesi devenin hakiki cinsiyetini değiştirmez; ceza hukuku da tam olarak böyledir. Çoğunluğun kaldırdığı parmak sayısı normun doğurduğu hukuki gerçekliği ortadan kaldırmaz. 28'inci Dönemde, bu sıralarda, 130-140 milletvekili hukukçu olduğu bir ortamda siz de bunu bal gibi biliyorsunuz. O yüzden gönlünüzü rahat tutmak ve vatandaşımıza karşı net olmak istiyorsanız adını düzgün koyalım, ondan sonra elleri kaldıralım, gerçek samimiyet ortaya çıksın. Biz kanunun altında ne yazarsa yazsın doğurduğu sonuç itibarıyla anayasal anlamda af niteliği taşıyan bir metinle karşı karşıyayız.
Gelelim, meselenin ikinci ayağı olan kanunların genelliği ve eşitlik ilkesine. Ceza kanunları kişiye özel dokunamaz, örgüt ayırımı yapamaz. Bugün belirli bir yapı için özel soruşturma ve infaz rejimi ihdas edersiniz, yarın başka yapılar ortaya çıkar ve aynı istisnai muameleyi talep eder. İstisnaların kural hâline geldiği bir düzende ise hukuk küçülür, keyfîlik devleşir değerli milletvekilleri. Bu ülkede yıllardır infazda adalet bekleyen yüz binlerce insan, kader mahkûmu ve aileler var. Bir tarafta reform paketleriyle sürekli umut dağıtılıp, diğer tarafta infaz sistemini yamalı bohçaya çevirirken belirli bir kesim için imtiyazlı bir rejim kurarsanız, adalet duygusunu ayakta tutamazsınız. Allah'ın ayırmadığı kullarını siz ayırmaya kalkışırsanız buna millet de razı olmaz, Allah da razı olmaz; bunu bir kez daha buradan ifade etmek isterim. Biz ilk günden itibaren tek bir ilkenin arkasındayız, o da çok net bir şekilde ifadede yerini bulan cezada adalet ve infazda eşitlik ilkesinin arkasındayız. Üstelik, teklifle yürütme organı bünyesinde oluşturulan kurula eşi benzeri görülmemiş yetkiler tanınmaktadır. Cumhuriyet savcısının soruşturma, bağımsız mahkemelerin yargılama yetkisi idari takdire teslim edilemez değerli milletvekilleri. Bu kurul, kararlarını hangi objektif kriterlerle verecektir? Kararları gerekçeli olacak mıdır? Yargı denetimi nasıl sağlanacaktır? Ceza hukukunda belirlilik ilkesi bir lüks değil, bireyi ve devleti keyfîlikten koruyan en temel kalkandır. Kurul takdir eder mantığıyla ceza adaletini bürokratik vesayete devrederseniz yarın bu yetkinin bambaşka siyasi saiklerle kötüye kullanılmasının önünü açarsınız.
Son olarak, mağdur haklarını ve kamu görevlilerinin idari sorumsuzluğunu vurgulayalım arkadaşlar. Geçmişte de biz benzer düzenlemeler yaptık ama asla keyfîliğin önünü açacak bir düzenleme olmasın diye çok çaba gösterdik. Suçun mağduru yalnızca hayatını kaybedenler değildir, uzvunu kaybeden gazilerimizdir, bir ömür boyu travma yaşayan insanımızdır. Mağdurun gözünün içine bakmayan, onun acısını onarmayan hiçbir düzenleme toplumsal helalleşme sağlayamaz. Kamu görevlisine elbette ki güvence verelim fakat hukuk devletinde ucu açık sorumsuzluk kabul edilemez. Yetkinin olduğu her yerde denetim ve hesap verebilirlik esas olmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, barışa, huzura, kardeşliğe asla karşı değiliz. Anayasal sınırlar içerisinde bağımsız yargı denetimiyle ve evrensel ceza hukuku ilkeleriyle tahkim edilmiş şeffaf bir barış istiyoruz. Raporu okuduk, 5'inci bölüm, 6'ncı bölüm...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Raporu okuduk, burada ifade edildiği gibi rapora bakmamazlık yapmadık, emin olun, noktasına virgülüne kadar satırı satırına okuduk ve çıkarttığımız sonuç şu: Şu an itibarıyla bu sürecin başında ilk başlarken ki söylenen o samimiyetin yeterince raporlara yansımadığına şahitlik ediyoruz. O nedenle, gelin, kişilere, örgütlere veya dönemsel siyasal çıkarlara göre değil, sarsılmaz hukuk ilkelerine göre hareket edelim. Doğru hesaptan kaçar mı arkadaşlar? Doğru hesaptan kaçmaz. Ali'ye Veli demeyelim bu kanunla, hakikatin de üzerini örtmeyelim. Hani, veciz bir söz vardır: "Ekmek, aş bulmak gecikebilir, duvara taş koymak gecikebilir ama adalet tez verilmeli." Bir an önce bu ülkeye yakışır adaleti hep birlikte tesis edelim diyor, bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sağ olun, var olun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)