GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:125
Tarih:10.08.2026

MUSTAFA BİLİCİ (İzmir) - Sayın Başkan, Sayın Genel Başkanlar, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz; bugün kardeşlik iklimimizi daha da güçlendirecek, ülkemizin geleceğine umut olacak tarihî bir eşiğin ilk adımlarını atıyoruz. Benzer süreçleri 1990'larda denedik, 2010'larda denedik, ne yazık ki kalıcı bir başarıya o dönemlerde ulaşamadık ancak bugün Gazi Meclisimizin Genel Kuruluna kadar taşıma iradesi gösterebildiğimiz bu süreç geçmiş tecrübelerden ders çıkarılarak olgunlaştırılmış, milletimizin geleceğini ilgilendiren tarihî bir fırsattır.

Değerli milletvekilleri, bir milleti ayakta tutan en sağlam temel ortak vatan bilinci ve birlikte yaşama iradesidir. Güzel vatanımız Türkiye farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin yüzyıllardır aynı medeniyet çatısı altında buluştuğu, nevzuhur olmayan, büyük ve köklü bir ülkedir. Bu zenginliği koruyarak her vatandaşımızın kendini güven içerisinde eşit ve onurlu hissetmesini sağlamak hepimizin ortak sorumluluğudur. Toplumsal barış, adalet ve karşılıklı güven güçlendikçe zaten güçlü olan kardeşlik bağımız daha da güçlenecektir çünkü bu meselenin gerçek çözümü yalnızca hukuki düzenlemelerde değil milletimizin gönlünde tesis edilecek birlikteliktedir. Dünya ve bölgemiz büyük belirsizliklerden geçerken en büyük güvencemiz içeride tahkim edilmiş bir iç barış ve güçlü bir millî birlik olacaktır. Ben o bölgenin bir evladı ve 86 milyon vatandaşımızın milletvekili olarak bugün teknik ayrıntılardan çok bu sürecin topluma nasıl anlatılması gerektiği üzerinde durmak istiyorum. Milletimizin gücü ortak tarihinden ve ortak kaderinden beslenmektedir. Bu ülkenin her ferdi etnik kökeni, inancı veya yaşam tarzı ne olursa olsun bu güzel vatanın eşit ve onurlu vatandaşıdır. Hem 86 milyon vatandaşımızın gönül birlikteliğini hem de sınırlarımızın dışında kalan yakın bölgemizde yaşayan Kürtler, Araplar, Türkmenler ve diğer halklarımızla tarihimizin oluşturduğu beşerî bağları karşılıklı saygı, güven ve iş birliği temelinde güçlendirmek hem Türkiye'nin hem de bölgemizin huzurunun olmazsa olmazıdır. Artık, siyasetin dili geçmişin yüklerini taşımaktan ziyade geleceğin imkânlarını konuşabilmelidir. Devlet aklı ve millet vicdanı bu süreçte teenniyi, sabrı ve hikmeti hâkim kılmalıdır çünkü bugün en az ihtiyaç duyduğumuz şey popülizmdir. Korkular üzerinden siyaset üretmek toplumun umutlarını tüketmekten başka hiçbir sonuç doğurmaz. Türk'üyle, Kürt'üyle, Abaza'sıyla, Çerkez'iyle, Boşnak'ıyla, Pomak'ıyla, Müslüman'ıyla ve gayrimüslimiyle bu ülkeye gelecek kuşakların gurur duyacağı bir miras bırakmak istiyorsak farklılıklarımızı bir tehdit değil ortak hayatımızın zenginliği olarak görmeliyiz.

Değerli milletvekilleri, yüce kitabımız bizlere şöyle sesleniyor: "Biz sizi bir erkekten ve bir kadından yarattık. Sizi birbirinizi tanıyasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık." Demek ki farklılık ayrışmanın değil tanışmanın, çatışmanın değil kaynaşmanın vesilesidir. Bir başka önemli kelime ise barıştır. Yıllarca çatışmaların gölgesinde yıpratılan bu kavramı yeniden gerçek anlamına kavuşturmak zorundayız. Silahların susması elbette önemli bir başlangıçtır ancak gerçek barış insanların birbirini eşit birer vatandaş, ortak kaderin eşit ortakları olarak görmesiyle mümkün olacaktır. Kalıcı barışı sadece kanunlar sağlayamaz, kanunlar zemini oluşturur fakat gönülleri ancak adalet ve vicdan birleştirir. Bu sebeple, atılacak her adımın yalnızca mevzuat bakımından değil, toplumun farklı kesimlerinde oluşturacağı karşılık bakımından da değerlendirilmesi gerekir. Bizlere düşen görev toplumun üzerindeki psikolojik yükleri azaltacak yeni bir dil geliştirmek ve bunu vakar içerisinde milletimizin tamamına anlatmaktır. Geçmişte Kürtçe bir türkü söylemek dahi büyük tartışmalara sebep olabiliyordu. Bugün çok farklı bir noktadayız fakat demokrasiler hiçbir zaman "Artık yeter!" diyemez, hak ve özgürlükler sürekli geliştirilmesi gereken ortak bir medeniyet yürüyüşüdür.

Değerli arkadaşlar, artık ihtiyacımız olan şey farklılıklarımızın etrafında yeni duvarlar örmek değil, onları ortak bir vatandaşlık anlayışı içerisinde buluşturacak cesareti göstermektir. Fikirdaş olmayabiliriz ama duygudaş olabiliriz. Ülkemizin ve bölgemizin cesur Türklere, Kürtlere ve Araplara ihtiyacı vardır. Hazreti Peygamber'in Mekke'nin fethindeki tutumunu hepimiz biliyoruz; güç eline geçtiğinde intikamı değil emanı, öfkeyi değil güveni tercih etti, geçmişin hesabını değil ortak geleceği önceledi. Burada hiç kimseyi tarihteki bir tarafla kıyaslamıyorum, sadece büyük medeniyetlerin krizleri nasıl aştığını hatırlatıyorum. Böylesi dönemlerde devletlerin ve toplumların asıl imtihanı sahip oldukları güçten ziyade o gücü hangi ahlaki ölçüler içerisinde kullandıklarıdır. Bugün bizim de ihtiyacımız olan şey hilim, hikmet, feraset ve ortak vicdandır. Dedelerimiz farklı dilleri konuşuyor, farklı kökenlerden geliyor, farklı inançlara sahip olabiliyorlardı ama aynı medeniyeti birlikte inşa edebiliyorlardı. Bu toprakların en büyük zenginliklerinden biri yüzyıllar boyunca farklı dillerde söylenen sözlerin aynı medeniyetin ortak hafızasında buluşmasıdır. Yunus Emre'nin aziz Türkçesi de Feqiyê Teyran'ın aziz Kürtçesi de bizimdir. "Ben gelmedim dava için/ Benim işim sevi için/ Dost'un evi gönüllerdir/ Gönüller yapmağa yaptım." diyen Yunus Emre de biziz, "..."(*) diyen Feqiyê Teyran da biziz. Türkçenin aziz kelimeleriyle Kürtçenin aziz sözleri bu coğrafyanın acısını, umudunu, sevgisini ve birlikte yaşama iradesini yüzyıllardır aynı gönülde taşımaktadır. Bugün bize düşen görev; ortak medeniyet hafızamızı yeniden canlandırmak, bu tarihî tecrübeden ilham alarak çağımızın ihtiyaçlarına uygun yeni bir toplumsal sözleşme anlayışını güçlendirmektir. Artık sesimizi değil sözümüzü yükseltmeliyiz. Daha çok demokrasi, daha güçlü bir hukuk devleti ve daha adil bir Türkiye için Anayasa'mızı yeniden ele almanın da eksiklerimizi gidermenin de zamanı çoktan gelmiştir. Her vatandaşımızın kendisinden bir parça bulduğu, kendisini temsil edilmiş ve bu ülkeye ait hissettiği, toplumun tamamını kucaklayan yeni bir Anayasa yapım sürecine bir an önce geçilmesi gerekiyor. Bu süreçte milletimizin her kesimi ve toplumun bütün paydaşları Anayasa hazırlık masasında kendisine ait bir sandalye bulmalıdır. Farklılıklarımızı bir zenginlik olarak gören, temel hak ve özgürlükleriyle hukuk devletini güvence altına alan, demokratik Türkiye'ye yakışan bir Anayasa'yı hep birlikte yapmalı, ardından bu Anayasa'ya herkesin ve her kurumun eksiksiz uyduğu güçlü bir hukuk düzenini de hayata geçirmeliyiz. Böylece, Anayasa tartışmalarını sürekli gündemimize taşımak yerine Türkiye'nin önünü açacak kalıcı bir hukuk düzenini hep birlikte tesis edebiliriz çünkü gerçek güç, birbirimizi susturmakta değil birbirimizi dinleyebilecek olgunluğu gösterebilmektir, çünkü biz birlikte yoğrulmuş kadim halklarız, çünkü biz birlikte büyük bir medeniyetiz.

Ezcümle, gün, geçmişin korkularına, dürtülerine, psikolojilerine ve gerilimlerine dayalı önyargıları aşarak geleceğe ümitle bakma günüdür. Gün, birbirimize geçmişin acılarıyla değil insan onurunu ve adaleti merkeze alan bir anlayışla bakarak hatıraları adaletle, farklılıkları kardeşlikle ve geleceği ortak bir vicdanla buluşturma günüdür. Gün, çocuklarımızın geleceği için, annelerimizin duası için, atalarımızın emanetine layık olabilmek için adaleti, kardeşliği ve barışı hâkim kılma günüdür. Gün, her vatandaşımızın kendisini eşit, onurlu ve huzur içerisinde hissettiği güçlü ve müreffeh Türkiye idealini birlikte inşa etme günüdür. Gelin, tarih önünde vicdanımızı, milletimizin önünde irademizi ortaya koyalım ve tam demokratik bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) - Bu vesileyle, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'a, YENİ YOL Grubumuzun paydaşları olan Sayın Ahmet Davutoğlu'na, Sayın Mahmut Arıkan'a, Sayın Ali Babacan'a, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerine, tüm siyasi parti genel başkanlarına ve milletvekillerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, fikir insanlarımıza, en büyük fedakârlığı yapan aziz şehitlerimizin kıymetli ailelerine ve kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Bu tarihî fırsatı milletimizin ortak vicdanıyla değerlendireceğimize yürekten inanarak imzacısı olduğum bu kanun teklifine "evet" oyu vereceğimi ifade ediyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)