GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:124
Tarih:09.08.2026

YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 289 sıra sayılı şehit aileleri ve gazilerimizin hakları hakkındaki kanun teklifi üzerine YENİ YOL Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, AK PARTİ'li arkadaşlarımızın şu soruya bir cevap vermesinde fayda var: Tam yirmi beş yıldır süregelen bir iktidarda şehit ailelerini ve gazilerini ilgilendiren bu kadar sorunun bugüne kadar ertelenmiş olması, şehit aileleri ve gazilerin Güvenpark'ta haftaları bulan eylemlerinden sonra -ki onların taleplerinin de tamamının burada karşılanmadığını biliyoruz- bu yasa teklifinin "çerçeve yasa" olarak adlandırılan süreç yasasıyla aynı zaman dilimine sıkıştırılarak getirilmesinin gerçekten bir izahı söz konusu mudur? Bu meseleler bugüne kadar neden çözülmemiştir? Bunu diğer çerçeve yasayla âdeta bir algı yönetiminin bir parçası olarak kılmak doğru mudur? Oysa bu konular yıllardır, on yıllardır gündemde olan meselelerdi, bugüne kadar bir teklife dönüşerek Meclise bu döneme, bu vakte dahi bırakılmadan getirilebilirdi. Elbette ki şehitlerimizin ailelerine, gazilerimize, vazife ve harp malullerimize ve devlet adına görev yaparken yaralanmış vatandaşlarımıza sağlanan hakların iyileştirilmesi gecikmiş bir düzenlemedir. Bu düzenlemenin anayasal dayanağı ve zorunluluğu da söz konusudur. Anayasa’nın 61'inci maddesi devlete bu konuda açık bir görev yüklemiştir. Devlet harp ve vazife şehitlerinin, dul ve yetimleri ile malul ve gazileri korumak ve onlara toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlamakla yükümlüdür. Şimdi, arkadaşlar, az sonra da ifade edeceğim, Anayasa'mızın bu maddesindeki anahtar kelime "kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi." Ben buradan şunu anlıyorum: Ortalama bir ekonomik hayat seviyesi, ortalama bir ekonomik orta sınıf seviyesinden bahsetmiyor. Bu kişilerin ister şahadetleri sebebiyle aileleri, ister gazilikleri sebebiyle kendilerinin toplumun ortalama ekonomik seviyesinin üstünde, kendilerine, fedakârlıklarına, geçmişlerine, hikâyelerine yaraşır bir hayat seviyesi tesis edilmesi gerektiğini söylüyor. Peki, bu yasa bunu sağlıyor mu? Hayır. Verilen haklar yeterli midir? Hayır. Kendi içinde yani şehit ve gaziler arasında adaleti sağlamakta mıdır? Hayır. Birtakım eşitsizliklerin giderilmesi bekleniyorken yeni eşitsizlikler yaratılmakta mıdır? Evet. Ve birtakım hakların -az sonra ifade edeceğiz- kullanımında birtakım sorunlarla karşılaşılması mukadder midir? Evet.

Teklifin 1'inci maddesinde, vazife malullerinden hayatını kaybedenlerin anne ve babalarına sağlanacak toplam aylığın asgari ücretin altında olmaması şeklinde bir düzenleme vardı. Hem Bütçe Komisyonunda hem burada, Genel Kurulda arkadaşlarımızın defalarca kez teklifine rağmen -anne ve baba ayrı yaşıyor olabilir, birtakım farklılıklar olabilir- bunun hiç olmazsa anne ve baba için 1'er asgari ücret olarak düzenlenmesi yönündeki teklifi kabul edilmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti devleti büyük devlettir, bütçesinde böyle bir imkânın bir eksiklik yaratmayacağı açıktır. Anne ve babanın ayrı yaşadığı bir durumda kendilerine ve fedakârlıklarına yaraşır bir hayat seviyesi bu ödemeyle acaba nasıl karşılanacaktır?

2'nci maddede -yine itirazlarımız karşılanmadı- bir artış söz konusu, 56 binden 70 bine ama uygulamayı bilen arkadaşlarımız birtakım farklı sosyal yardım politikaları nedeniyle bunun eksilebileceğini ifade ediyor ve özellikle bakıma muhtaç bir gazimizin kendisini feda etmiş aile ferdinin yani ona bakmakla yükümlü olan kişinin; yirmi dört saatini, yedi gününü, otuz gününü, bir ömrünü kendisine feda eden kişinin çalışma hayatından çekilmesi yetmiyormuş gibi psikiyatrik olarak da bu kadar ağır bir yükün altında çalışıyorken emeklilik hakkına sahip olmaması gerçekten kabul edilemez. Önümüzdeki maddelerde bu yönde bir düzenleme hakkaniyet gereği olacaktır. Ayrıca, Aile Bakanlığı yetkililerimiz de burada, bu artışın başka sosyal yardım kesintilerine sebebiyet verip vermeyeceği konusunun da vuzuha kavuşturulması gerekir.

5'inci maddede önemli bir düzenleme getirildi ancak mevcut sistemde malul kabul edilmemiş kişilere aylık bağlanması öngörülüyor. Bu yapılan düzenleme doğruydu ama yeterli olduğu söylenemez, net asgari ücretin altında kalan bir ücretle karşılaşılması söz konusu ki burada emniyetçi, MİT'çi, sağlık çalışanı gibi farklı personelin de bundan faydalanamaması durumuyla karşı karşıyayız.

Arkadaşlar, bir de vazife malulü olduğu hâlde, şehit kabul edildiği hâlde Övünç Madalyası alamayan ailelerimiz var. Onlar bunu bir onur, bunu devletin bir onurlandırması vesilesi kabul ediyor ve şehit olduğu hâlde Övünç Madalyası almayanların ailelerine de Övünç Madalyası'nın verilmesi konusunda ciddi bir ısrarları var; bunu da bu vesileyle ifade etmiş olalım.

Sürem daralıyor, bu kanun teklifinde bir eksik daha var. Bu kanun teklifinin temel mantığı ve mantalitesi neydi? Şehit ve gaziler arasında mesleğe kabullerindeki statü farklarından kaynaklanan şehadet veya gazilikleri durumundaki tazminat vesair farklılıkların ortadan kaldırılmasıydı ama burada -Sayın Bakan yok, Sayın Çelebi var, kendisine hitaben söylemiş olayım- Türkiye güvenlik korucularının varlığı yok oysa yarın görüşülmeye başlanacak yasa teklifiyle birlikte geçmişte "geçici köy korucusu" kabul edilen, bugün "güvenlik korucusu" ismi verilen ve sayıları 48.365 kişi olan -bakın, aile hariç- 48.365 kişiye dair bir reorganizasyona, bir yeniden yapılandırmaya ihtiyaç olduğu açık ve bunu yaparken de onların maddi mağduriyetlerinin ele alınması lazım. Burada özellikle asker kökenli arkadaşlarımız biliyor, çok uzunca bir süre bunlar doğru dürüst maaş alamadılar; maaşlar çuvallar hâlde korucubaşlarına teslim ediliyordu, kime ne kadar dağıtıldığını bilmiyorduk. Çok uzunca bir süre bunların sosyal sigortası bile yoktu. Bunların birçoğu bugüne kadar aşıldı ama bugün için almış oldukları maaş asgari ücret; birçok operasyona öncü kuvvet olarak gönderildikleri hâlde bir sözleşmeli er, bir sözleşmeli çavuş, uzman çavuş -Sayın Bakanım, siz dinliyorsunuz oradan, teşekkür ediyoruz- ve diğer terörle mücadele eden devlet görevlileriyle kıyaslandığında kayda değer olmayan bir ücret alıyorlar ve bugün itibarıyla da özlük hakları itibarıyla, tazminat hakları itibarıyla, maaş hakları itibarıyla çok ciddi bir düzeltme, düzenleme ve kendileriyle ilgili iyileştirme talepleri var. Arkadaşlar, siz, güvenlik korucularının SGK 4/A işçi statüsünde çalıştığını biliyor muydunuz? Sayın Bakanım, güvenlik korucusunun işçi statüsünde SGK'li olarak çalıştırılması ordunun genel mimarisine bakıldığında ne kadar doğru bir şeydir acaba? Bugün bunların giderilmesini ve inşallah, bu terör belasından kurtulacak olduğumuzda ve inşallah, Türkiye, gerçekten toplumsal bütünlüğün güçlendirildiği bir takvime, bir alana girdiğinde, güvenlik korucularına koruculuk görevleri nedeniyle ihtiyaç azaldığında veya ortadan kalktığında bu kişilerin toplum yararına çalışma programlarında, farklı yerlerde nasıl değerlendirilecekleri ve bugüne kadar yaptıkları hizmetler göz önüne alınarak yeni dönemde onlarla ilgili bir düzenleme söz konusu olduğunda başta asgari ücretten mahkûm çalışma utancının sona erdirilmesi, ardından tazminat haklarının birlikte omuz omuza mücadele ettikleri, hatta öncü olarak mücadele ettiği gruplarla kıyaslanarak hakkaniyetli bir yere getirilmesi gerekir.

Tam kırk bir yıldır devam edegelen bir sorundan bahsediyoruz. Zaman zaman bazı korucular hukuka aykırı suç fiilleri nedeniyle hep olumsuz olarak değerlendirme konusu oldular, haber konusu oldular ama bugüne kadar vermiş oldukları hizmetlerinin operasyon ve görev tazminatlarının, hizmet sürelerinin eksiksizliği, ailelerine verilen hakların genişletilmesi, ücretlerinin hiç olmazsa sözleşmeli er statüsüne çıkarılması gibi mevzuları da bu vesileyle Genel Kurulun ve iktidar partilerinin dikkatine sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)