GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:123
Tarih:08.08.2026

SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Değerli milletvekilleri, teklifin 16'ncı maddesi bir terminoloji düzenlemesini, "suça sürüklenen çocuk" ifadesinin değiştirilmesini öngörüyor. İlla çocuk olması gerekmiyor aslında, kim olursa olsun, hükmü kesinleşmemiş bir kişinin suç mefhumuyla tanımlanması masumiyet karinesine aykırıdır. Adli sisteme giren her çocuğu "suça sürüklenmiş" diye damgalamak evet, bizce de sorunlu bir söyleyiştir ama özellikle, mükerrer ve ağır suç işlemiş çocukları bu kadar edilgen bir adlandırmayla suçtan tamamen azade kılmak da aynı derecede sorunludur.

Adaletin tecellisi için ceza kadar suç algısının da oluşmuş olması gerekir. Zira, ceza suçun yaptırımıdır. Dolayısıyla, evet, "suça sürüklenen çocuk" ifadesi hem edilgenliği hem de çocuk hakkında henüz mahkûmiyet hükmü yokken suçlu olarak algılanmasına yol açabilecek olması sebebiyle problemlidir. Ancak "adli süreçteki çocuk" da en az onun kadar problemli bir ifadedir çünkü "suç mağduru çocuk" da adli süreçteki çocuktur, "tanık çocuk" da adli süreçteki çocuktur. Bir cinayet failiyle, velayet konusu çocuğu aynı tanımla anamazsınız, almamalısınız. Damgalama, salt terminolojiyle oluşan bir hal değildir dolayısıyla sadece terminolojiyi değiştirerek de ortadan kalkmaz. Bunun için özellikle veri kayıt ve sistematik takip mekanizmalarının kapsam sınırlamasını yapmak ve bunu da hukuki güvenceye almak mecburiyetindeyiz. İlla her şeyi kavramsallaştırmak zorunda da değiliz ayrıca, durumu doğru nitelendirmek yeterlidir. Bu sebeple, İYİ Parti olarak bizim önerimiz, CMK, TCK ve çocuk adalet sisteminin sosyal koruma odaklı yaklaşımına uygun olarak ceza muhakemesi sürecindeki "çocuk" üst başlığı altında çocuğun konumu neyse "soruşturma sürecindeki çocuk" veya "kovuşturma sürecindeki çocuk" şeklinde nötr ve teknik bir terminolojinin benimsenmesidir.

Değerli milletvekilleri, İYİ Parti Grubu olarak 18 yaş altı faillerle ilgili ceza ve infaz rejiminin kamu vicdanını yaralamayacak, toplumsal adalet duygusunu sarsmayacak, cezasızlık algısı oluşturmayacak, hukukun caydırıcı niteliğini devre dışı bırakmayacak ve en başından bu yana ön şart olarak ifade ettiğimiz, önleyici sosyal politikaları merkezde tutmak kaydıyla, rehabilitasyonu merkezde tutmak kaydıyla yeniden düzenlenmesini öngören bu kanun teklifine ilk günden beri herhâlde en açık ve net desteği biz verdik hatta gözlerimiz var görüyoruz, kulaklarımız var duyuyoruz; teklif sahibi iktidar partisi dahi açıkçası bizim kadar sahiplenmedi. Teklif sahibi milletvekilleri bunu kabul etmeyebilir, itiraf edemeyebilir ama hem Komisyon aşamasında hem Genel Kurulda kendi partileri tarafından dahi nasıl yalnız bırakıldıklarını gördük biz burada. Teklifin bazı maddelerinin çıkarılarak bazı maddelerinin -ki biz kapsamın daha da genişletilmesini istiyorduk- kapsamının daha da daraltılması da aslında iktidarın bu konudaki isteksizliğinin net ispatıdır. Üzülerek ifade etmeliyim ki dağ fare doğurdu. Bu ülkenin kanunlara, kurallara uygun yaşayan, doğru, dürüst, sorumlu yaşayan ve bu yüzden çok ağır bedeller ödeyen, bu yüzden canından can kopan vatandaşları açısından hem burada oluşan tablo hem de teklifin kapsamının daraltılmasına yol açan pazarlık her neyse, kimle yapıldıysa kınıyoruz. Çocuklarımızın sahipsizliğini tescilleyen bir utanç vesikası olmuştur.

Teklif görüşülmeye başlandığından bu yana "Çocuklara değil, çocukları suça sürükleyenlere cezayı konuşalım." diyen milletvekillerine de iki çift lafım olacak. Neden konuşmadınız o zaman? Dün gece Adalet Komisyonunda çocukları suça sürükleyen bir terör örgütüne af yasası geçirilirken neden gelip de orada çocukların hakkını savunmadınız? Neden partiniz evet dedi çocukları suça sürükleyen terör örgütünün, narkoterör örgütünün affına? Bu mu sizin çocukları korumaktan anladığınız? Katillerini, onları katilleştirenleri affetmek mi? Adaletten anladığınız buysa yere batsın sizin adaletiniz diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)