GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:123
Tarih:08.08.2026

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Polatlı Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren Panelsan işyerinde sendikal örgütlenme sürecine ilişkin ciddi hak ihlali iddiaları gündemde. Birleşik Metal İş Sendikasının yetki başvurusunun ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından olumlu yetki tespiti yapılmasına rağmen iş uyuşmazlığı ortaya çıkmış, işveren sendikal örgütlenme hakkına karşı çıkmıştır. Sendikaya üye işçiler üzerinde baskı kurulmuş, 2 işçi işten çıkarılmıştır. İşçiler günlerdir fabrika önünde anayasal haklarını savunmaktadırlar. Sendikalar demokrasinin, sosyal hukuk devletinin ve çalışma barışının vazgeçilmez kurumlarıdır. Emek, alınıp satılacak bir mal değildir, üretimin ve insan onurunun en temel değeridir. Çalışanların sendikalaşma hakkına yönelik hiçbir baskı ve müdahale kabul edilemez. Bu bağlamda, yetkili kurumları işçilerin dile getirdiği tüm iddiaları hızla araştırmaya, işten çıkarılan işçilerin haklarını korumaya ve sendikal hakların güvence altına alınması için gerekli adımları atmaya çağırıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak sürecin takipçisi olacağız; emeğin, alın terinin, örgütlenme özgürlüğünün ve sendikal hakların yanında olmaya devam edeceğiz.

Bunu tabii geçen haftaki konuşmamda da söyledim, çalışma yaşamında çok ciddi sorunlar var Türkiye'de. Anayasa Madde 49 çok açık aslında, diyor ki orada: "Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir." Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür yani devlete verilmiş önemli bir görevdir bu. Fakat buradaki sıkıntı şu: Çalışma hakkını ve ödevini kullanmak isteyen milyonlarca insan olmasına rağmen bunlar ne yazık ki çalışamıyorlar. Komisyonlarda ve Genel Kurulda sıklıkla işsizlik oranlarını konuşuyoruz değerli milletvekilleri ve işsizlik oranlarının yüzde 8'ler seviyesinde olduğunu -aylar itibarıyla değişiyor- konuşuyoruz ve bunun düşük bir işsizlik oranı olduğu söyleniyor. Hayır, bu işsizlik oranları çok yüksek. Bakın, bu işsizlik oranları Türkiye'nin düşük iş gücüne katılım oranlarıyla hesaplanmış işsizlik oranlarıdır. Türkiye'de iş gücüne katılım oranı yani çalışma çağında, çalışma yaşında olan 15 artı nüfusun sadece yüzde 53'ü iş gücüne katılmaktadır. OECD ortalaması bu alanda yüzde 73'tür. Buna rağmen yüzde 8'lerdeki işsizlik oranları var. Yani bir an için iş gücüne katılım oranının yüzde 53 değil OECD'ye yaklaştığını, yüzde 73 olduğunu düşündüğümüzde aslında işsizlik oranlarının 3 katına, 4 katına çıkacağını çok açık ve net olarak görebiliriz.

Sadece bu da değil aslında bu işsizlik oranlarına ilişkin olarak da ülkemizdeki sendikalar aslında geniş tanımlı işsizlik, başka bir anlamıyla atıl iş gücü hesaplıyorlar. İş gücüne katılmayan, aslında iş bulma ümidi olmadığı için iş aramayan ya da çalışmak isteyen ancak resmî iş arama kanallarını kullanmayanları koyduğumuz zaman buradaki yüzde 8 oranı yüzde 30'ların üstüne çıkıyor yani aslında gerçek anlamda işsiz sayısı 2,7 milyon, 3 milyon değil, işsiz sayısı 12 milyon 188 bin, son rakamı verdim, çok büyük rakamlar bunlar.

Devam edeyim problemlere. Çalışma hayatında kayıt dışılık hâlâ çok yüksek, yüzde 25. Her 4 kişinin 1'i kayıt dışı çalışıyor. Bu oran tarımda yüzde 82 seviyesinde. Sendikalaşma oranları düşük, biraz önce de bir örnek verdim yaşanan bir sıkıntıdan, sorundan. Sendikalaşma oranları yüzde 13,8; yaklaşık 4,8 milyon kişi, bunun yarısı işçi, yarısı memur. E, memurun da grevsiz toplu sözleşme hakkı olduğunu düşündüğümüzde aslında bu oranların ne kadar düşük olduğunu ve yıllar içinde de artmadığını görebiliriz.

Çalışma saatleri uzun, çalışma koşulları ağır. Kamuda hâlâ taşeron çalışma ilişkisi devam ediyor. Her gün bizim maillerimize yüzlerce mail geliyor, muhtemelen iktidar partisi milletvekillerine de geliyordur "Kamuda çalışıp aynı işi yaptığımız hâlde kadrolu olmadığımız için düşük ücret alıyoruz ." diye.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusu en önemli problemlerden. İş kazalarında Avrupa'da ve dünyada en önde gelen ülkelerden biriyiz. İnşaat, madencilik, taşımacılık, tarım; biz artık onlara iş kazaları demiyoruz, iş cinayetleri diyoruz. Neden? Çünkü uygulamada ciddi problemler var. İş güvenliği için iş güvenliği uzmanlarının çalışmasının hiçbir verimliliği, hiçbir etkinliği yok çünkü patrondan ücret alan bir yapının başarılı olma şansı yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak önerimiz, gelin bir üst kurul kuralım, buradaki kamu olsun, kamu standartları denetimi oluştursun ve iş güvenliği uzmanları kamuda çalışan bu kuruldan ücret alsın ve işini en iyi şekilde yapsın. O yüzden her iş cinayetinden sonra "vah vah" deyip ondan sonra hiçbir şey olmamış gibi devam etmenin anlamı yok.

Ücret seviyeleri düşük, reel ücretler geriliyor. TÜİK'in enflasyon oranlarına göre bile baktığımızda -ki o enflasyon oranlarının gerçeği yansıtmadığını biliyoruz hepimiz; çok ciddi tartışmalar var Türkiye'de, kamuoyunda, ekonomi gazetecileri arasında, akademide- reel ücretler düşüyor.

Asgari ücret... Türkiye, asgari ücretle çalışanların oranında dünyada önde gelen ülkelerden biri. Asgari ücret ve civarında çalışanların toplam çalışan içindeki oranı yüzde 50'nin üzerinde. Dünyanın her yerinde bu oran yüzde 4, yüzde 5. Adı üzerinde: Asgari ücret.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Olması gereken, gerçek anlamda, bir işçinin ve işverenin bir araya gelerek oluşturduğu karşılıklı bir toplu sözleşme pazarlık süreci içinde bunun belirlenmesi ve aynı zamanda Avrupa Birliği ülkelerinde en düşük asgari ücrete sahip ülkelerden biri Türkiye. Neden? Çünkü Asgari Ücret Tespit Komisyonu diyor ki: "Çalışanın asgari ihtiyaçlarını karşılamak üzerine belirleniyor asgari ücret." Ama dünyanın her yerinde... Bakın, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 23'üncü maddesi diyor ki: Çalışan herkesin kendisine ve ailesine, insanlık onuruna yaraşır bir yaşam sağlama. Avrupa Sosyal Şartı diyor ki: Çalışanların kendilerine ve ailelerine saygın bir yaşam düzeyi sağlayacak. Bizde bir işçi için belirleniyor ve insan onuruna aykırı bir asgari ücret seviyesi ortada.

Bugün asgari ücret 28.075 lira; 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı -yani sadece gıda; kira yok, elektrik, su, doğal gaz yok, eğitim yok, sağlık yok, giyim yok, hiçbiri yok- 36.940 lira.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Tamamlayacağım.

Yani bununla bir işçi nasıl geçinsin Allah aşkına? Yani, siz görmüyor musunuz bunları? Temmuz ayında çok ciddi bir beklenti vardı: Bu kadar yüksek enflasyonun olduğu yerde, gelin, bu asgari ücreti yeniden belirlensin. Ki biz teklifimizde her dört ayda bir belirlensin diye söylüyoruz. Yani, bu aslında AK PARTİ iktidarının yaptığı yanlış tespitten geliyor. Enflasyonun nedeni ücretler değil, tabii ki, elbette ücretler bir maliyet unsuru ama esas itibarıyla açıklamalar var, akademi var, bir dönem Merkez Bankası Başkanı da söyledi: Ücretler değil enflasyonun sebebi Türkiye'de; kârlar, oligopolist, eksik rekabetçi yapılar bugün Türkiye'deki enflasyonu oluşturuyor. Yani, bu zulüm niyedir? Bu çalışan insanlara neden insan gibi yaşayacak parayı vermiyorsunuz, bunu anlayamıyoruz.

Emekli maaşı dünya ülkeleriyle karşılaştırıldığında en düşük düzeylerde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Tamamlayayım, son...

BAŞKAN - Tamamlayın, buyurun.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Sağ olun Sayın Başkan.

Dünyada çalışanlar dünyanın değişik ülkelerinde emekli olduktan sonra insan gibi yaşarken, dünyayı gezerken bizde emeklinin çarşıya pazara çıkacak, kahveye gidecek, torununa çikolata alacak parası yok yani bu utanılacak bir şey hepimiz açısından. Sadece emekli maaşı da değil, İntibak Yasası büyük problem, kademeli emeklilik problem. Bakın, 8 Eylül 1999 öncesi ve sonrasında emekli olanlar arasında on yedi yıl, yirmi yıl emeklilik şeyi var. Çıraklık staj mağdurları emeklilikle ilgili sigortaları olmadığı için emekli olamıyor. Esnafın 9000 iş gününü 7200 iş gününe indirilmesi iktidarın hep vaadi, seçimlerde de söylüyorsunuz ama hiçbir şey yok, hiçbir düzenleme yok. Yani, bu şekildeki bir sistem Türkiye'de artık işlemiyor. Ücretler seviyesinin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Eğer Türkiye, yüksek katma değerli mal ve hizmet üretiminde uzmanlaşacaksa, teknoloji yoğunluğunu arttıracaksa nitelikli emeğe ihtiyacı var. Ücret ve verimlilik arasında ilişki kurulmalı, ücretler seviyesi yükseltilmeli ve Türkiye ona göre yeni bir çalışma yaşamını baştan sona, sil baştan, yeniden kurgulamalı diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Çok teşekkür ederim.

Son bir şeyi daha söyleyeyim: Bakın, mevcut sistem gelecekte çok daha düşük emekli aylıkları ve daha derin bir yoksulluk riski yaratmaktadır çünkü sosyal güvenlik açıklarının artması bekleniyor. AKP'nin uyguladığı büyüme modeli istihdamı, kayıtlı sigortalı sayısını ve prime esas kazançları yeterince artıramadığı için pasif sigortalı sayısındaki yükseliş karşısında sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesi bozulmaya devam edecek.

Gelin, hep birlikte bunun tedbirlerini alalım, bütün çalışma yaşamına yeniden tekrar bakalım. Muhalefet olarak bunları söylüyoruz, komisyonlarda söylüyoruz, Genel Kurulda söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

Sayın Başkan, size de teşekkür ediyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)