| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 122 |
| Tarih: | 07.08.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Sayın Başkan, teşekkür ederim. Ben öncelikle değerli halkımızı ve zindanlardaki yoldaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, birkaç gündür bu Mecliste çocuk karşıtı bir kanun teklifi var, görüşülüyor. Neden çocuk karşıtı olduğunu günlerdir arkadaşlarımız anlattı, anlatmaya devam edeceğiz ama en baştan kanunun kimliğini ortaya koymak gerekiyor. Bu da çocuk karşıtlığıdır, çocuk adalet sisteminde geriye gidiştir. Elbette her kimliği oluşturan bir tarih vardır. Bu kanuna kimliğini veren tarih de devletin çocuk karşıtı geçmişidir. AKP bu geçmiş mirasla bağını koparma iddiasıyla geldi ama onlar da bu tarihin, bu kimliğin ardılı hâline gelmiş durumda. Çocukluk evrensel bir kimliktir. Siyasi, etnik veya ekonomik kategorilere göre hukuka zerk edilemez ya da buna göre muamele yapılamaz. Ancak, Türkiye'de ne yazık ki çocukluk da politiktir. Her bir çocuk ait olduğu kimliğe göre muamele görür. Devlet dilediğinde çocukluğu ortadan kaldırıyor, çocuklara yetişkin muamelesi yapıyor. Kendi tarihi boyunca bu devlet hiçbir zaman hukuku çocuğa göre uygulamadı, uyarlamadı; hukuku da çocuğu da kendi ideolojisine göre uyarladı. İşte, eldeki görüşülen kanun teklifi de tam da bu söylediklerimizin somutluk kazanmış hâlidir. İktidar yine tüm keyfî yaklaşımıyla, keyfî bir kararla çocuğa yetişkin muamelesi yapmayı tercih etmiş hâldedir. Bakın, dikkatinizi çekerim değerli milletvekilleri "yasa" demiyorum "karar" diyorum çünkü kanun teklifinin gerekçesinin yasama ihtiyacından değil, bizzat yürütmenin, hatta yürütme içerisinde birkaç vekilin perspektifinden türediğini biliyoruz. Hatta ve hatta iktidar içerisinden bazı vekillerin de bu yasadan rahatsız olduğunu biliyor, buradan paylaşıyoruz. Bu yasa yönetememenin bir telafisi olarak kurgulanmış, o amaçla bu Meclise getirilmiştir. Evet, iktidar bu yasa teklifini çocukların yaşadığı sorunları çözemediği için getirdi. Bir diğer şekilde ifade edecek olursak, çocukları suça sürükleyen sosyal ve ekonomik sorunlara çözüm üretemediği için çocukları cezalandırmayı tercih etti. Bu garabetin hukuken açıklaması şudur: Yasaya bağlı yürütme yetkisi yürütmeye göre yasama denklemine dönüşmüş hâldedir. Peki bunları neden anlatıyoruz? Çünkü suç, bir tercih olmanın ötesinde sosyal ve ekonomik koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkar. Suç ve ceza politikasının esas alması gereken ilk ilke de budur. Suç hukuken elbette şahsidir ama tümüyle izole ve sadece birey bazlı değerlendirilemez. Bireyi suça iten sebepler dikkate alınmak zorundadır, bu ise kanundan önce idari yükümlülüklere ilişkindir. İşte, tüm bu hukuk yapılanması ve mantığı çocuk söz konusu olduğunda çok daha acil hâle gelir. Tam şu anda sormak gerekiyor: Hükûmetin çocukları suça iten ekonomik ve sosyal etkilere ilişkin herhangi bir raporu, yol haritası veya çözüm programı var mıdır? Komisyonda defalarca sorduk ve anladık ki maalesef yok. Bunların hiçbiri yokken cezaları artırmak neye yarayacak? Buradan cevaplamanızı bekliyoruz ama elbette iktidarın bakış açısı belli. Bu bakış açısıyla çocuk zaten baştan itibaren suçla mimlenmiş. 3'üncü maddenin gerekçesinde yazılan bir husus bu yaklaşımı da zaten esaslı bir şekilde ortaya koyuyor. Teklif sahipleri diyor ki: "Son zamanlarda çocukların suç işleme davranışını devam ettirdiği görülmektedir." Bunu da kanunda açıkça gerekçe olarak yazmışlar. Soran var mı? Sorun yok, biz soralım. Bir, bu çocuklar neden suç işliyor? İki, çocuğun suç işleme davranışını sürdürmesi şeklinde bir tanımlama absürt değil midir? Üç, böylesi bilim ve hukuk dışı bir gerekçeyi nasıl esas alabiliriz? Ve daha sayısız sorabileceğimiz soru var bu konu üzerinde.
Değerli milletvekilleri, aranızda hukukçular var, tarihçiler var, tarihle ilgilenenler var, hatta ve hatta dünyanın birçok kıtasında halklar ve toplumlar üzerine araştırma yapanlar var. Burada söyleyeceğim hususu daha önce Komisyonda ifade etmiştim ama yine ifade edeceğim. Siz, AKP iktidarı olarak, Hükûmet olarak hukuku da ülkeyi de iki bin beş yüz yıl önceki 12 Levha Kanunlarından daha geriye götürdünüz. Bakın, 12 Levha Kanunları diyorum. 12 Levha Kanunlarında bir yetişkin ile bir çocuk arasında bir cezalandırma yöntemine gidilirken çocuk ve yetişkin arasında hassasiyet muhakkak gözetilirdi ama siz şimdi o 12 Levha Kanunları'nın çok daha gerisinde, çok daha gerisinin daha ötesinde bir tutum sergiliyor ve çocukları yetişkinlerle aynı kefeye koyarak iki bin beş yüz yıl öncesine gidiyorsunuz. Buradan sizlere bir kez daha söylüyoruz: Mesele çocuklara yönelik bir düzenleme yapmak ise, mesele suç ve cezanın önüne geçmek ise o zaman yapmanız gereken iki bin beş yüz yıl öncesine, 12 Levha Kanunları'ndan bile daha geriye gitmek değildir.
Değerli milletvekilleri, ne yazık ki bu kanun teklifinin her bir maddesi diğerinden daha riskli, daha sorunlu. Örnek olarak birkaç maddeyi incelemek istiyoruz, mesela 10'uncu maddeye bir bakalım: Madde çocukları üç yüz saate kadar çalıştırmaktan bahsediyor, açıkça angarya yasağının ihlalidir. Dijital cihazların takip edilmesinden söz ediyor, özel hayatın gizliliği veri mahremiyetinin açık ihlalidir. "Çevre temizleteceğim." diyor, yine angarya, yine ihlal. İşte bunlar, bu zihniyet, çocuklara bu şekilde yaklaşan zihniyet 5 yaşındaki bir çocuğa bile çöp toplatabilme yaklaşımını ortaya koyabilir.
11'inci maddeye baktığımızda diyor ki: "Çocuğu hâkim kararı olmaksızın altı güne kadar gözlem altında tutabileceğim, gerektiğinde kolluk gücünün çocuğa müdahale etmesinin yolunu açacağım." Bu düzenleme zaten problem ama bir de "davranışsal bağımlılık" diye bir kriter getiriyor, tamamen keyfî bir yorum alanı açıyor. Komisyonda defalarca sorduk, cevap alamadık, bir kez daha soruyoruz, nedir bu "davranışsal bağımlılık" dediğiniz durum ve bunun bir sınırı var mı? 13'üncü madde 10'uncu maddenin mirasını alarak sorun üretmeye devam ediyor. 14'üncü madde de bu kez çocukluğu bölüyor, "Bazı çocuklar hakkında sosyal inceleme raporu alınabilir." diyor, bazı çocuklar hakkında keyfî bir kararla ayrım yapıyor. 15'inci madde bir kez daha çocuğu kolluk gücüyle terbiye etme yolunu seçiyor ve "Kolluk gücü çocuğa müdahale edebilir." diyor, üstelik herhangi bir sınırlama da öngörmüyor. Bununla yetinmiyor madde bir de anne ve babaya hapis getiriyor. Bu yolla hem kişi güvenliği ve özgürlüğü ihlal ediliyor hem de mükerrer cezalandırma yolu açılıyor, yine aynı şekilde suç ve cezanın şahsiliği ilkesi de ihlal ediliyor.
Peki ne yapmalı, nasıl yaklaşmalıyız? Doğru yaklaşımın temelinde toplumun doğru inşası yer alır. Bu da çocuklar da dâhil olmak üzere tüm bireylerin güçlü toplumsal bağlarla yaşadığı, birbirlerine ve topluma karşı güçlü bir aidiyet hissettiği ve izole edilmemiş şekilde yaşadığı bir toplumu ifade eder yani bizim yaptığımız tanımlamayla ahlaki ve politik bir toplumu ifade eder, demokratik toplumu ifade eder. Bu temelin hemen üzerinde eğitim kurumunun doğru kurulması olgusu yükselir. Buna göre eğitim bir prosedür ya da ideolojik bir biçimlendirme süreci şeklinde değil, özgür ve ahlaklı bireyin açığa çıkması süreci şeklinde anlaşılmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
ZÜLKÜF UÇAR (Devamla) - Eğitim sürecinin açığa çıkardığı birey hemen etkilenen ve biat eden değil, sorgulayan ve ahlaki tercihte bulunabilen bir birey olmalıdır. Bu tarz bir birey en çetin şartlarda dahi doğru tercihi yapabilecek olan bireydir.
Bu sürecin bir diğer katmanı ise siyasal ve ekonomik yönetim aşamasıdır. Bu aşamada, her şeyden önce, katılımı ve kendi kaderini belirleyen bireyin takdir hakkı kritik önem taşır.
Şimdi, bu katmanın diğer bileşeni olan hükûmet. Birincisi, hükûmet her 3 katman için de ifade ettiğimiz tüm gereklilikleri yerine getirmek zorundadır. İkincisi, çocuğa yönelik yaklaşımını kökten değiştirmelidir. Çocuğa ceza ve terbiye merkezli değil, katılım merkezli yaklaşmalıdır. Üçüncüsü, yasama kolaycılığına kaçmamalı, idari yükümlülüklerini yerine getirmelidir. Son olarak, çocuk için hukuk bir kötek mantığından çıkarılmalıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)