GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:121
Tarih:06.08.2026

YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Grubumuzun araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Temmuz ayı enflasyon verileri TÜİK tarafından aylık 1,78, yıllık 31,75 ve bağımsız araştırma grubu ENAG tarafından ise aylık 3,07, yıllık 50,49 olarak açıklandı. Bu iki veri arasındaki makas bile enflasyon açısından güvenin ne kadarı zedelendiğini net olarak ortaya koydu.

Değerli milletvekilleri, enflasyon ve ahlak arasındaki ilişkiden bahsetmek istiyorum. Rahmetli Demirel "Enflasyon, devletleri yıkan, milletleri içinden bozan bir olaydır; ahlakı bozar, borcu olan borcunu ödeyemez, alacağı olan alacağını alamaz ve hırsızlıktan, soygundan fuhşa kadar hemen hemen bütün yolları açar." diye enflasyonu tarif etmiştir.

Değerli milletvekilleri, suça sürüklenen çocukları konuşuyoruz. Bu konuyu tartışıyor olmamızın sebeplerinden biri yaşanan ekonomik kriz değil mi? Şehit yakınları ve gazilerimizin Meclisin dibinde günlerce parklarda yattıklarına şahit olduk. Peki, bütün bunlar onların yaşadığı ekonomik problemlerin sonuçları değil mi? İlan edilen bir yıla rağmen sorunun çözülemeyeceği anlaşıldığında 2035 yılına kadar Aile Yılı, yılları ilan edilmesinin ana gerekçesi aile kurumunun gittikçe zayıflaması, ekonomik olarak zorlaşmak, ekonomik olarak geçinememek değil mi? Nüfus artış hızındaki düşüşün sebebi gençlerin artık çocuk sahibi olmayı ertelemeleri ve neticesinde, yaşadıkları ekonomik problemlerden kaynaklanmıyor mu? Boşanma oranlarındaki artışın en önemli gerekçelerinden biri yani şiddetli geçimsizlik olarak açıklanan gerekçelerin başında ekonomik yoksunluklar gelmiyor mu? IBAN

mağdurları, yasa dışı bahis, sanal kumar, sokak çeteleri ve şu anda mücadele etmeye çalıştığımız, uğrunda kanunlar çıkarmaya çalıştığımız bütün bu sorunların ana sebebi ekonomik olarak enflasyondan doğan olumsuzlukların getirdiği sonuçlar değil mi?

Değerli arkadaşlar, enflasyon, paranın halkın eline geçmesini istemeyen ve gelir adaletsizliğini artıran bilinçli bir siyasi tercih midir? Yani bütün bunlar ancak bilinçli olarak yapılabilir. Bu soruyu neden soruyorum, biliyor musunuz? Türkiye'de en zengin yüzde 1'lik kesim ülkedeki servetin yüzde 40'ını alıyor. Türkiye bu kritere göre Avrupa'da 1'inci. Türkiye'de en yoksul yüzde 20'lik kesim ise TÜİK verilerine göre millî gelirden sadece yüzde 6,1 pay alabiliyor. Bu bir siyasi tercih mi arkadaşlar? Peki beş aylık bütçe açığı ne kadar? 1 trilyon lira. 2026 yılında ödeyeceğimiz faiz ne kadar? 2 trilyon 742 milyar lira. Peki bugün açlık sınırı ne kadar arkadaşlar? 36 bin lira. Bu enflasyon ortamında ocak ayında asgari ücretliye verdiğimiz 28.075 lira. Açlık sınırı 36 bin lira olmasına rağmen "28.075 lirayla yıl sonuna kadar yaşa." demek siyasi bir tercih midir arkadaşlar? Emekliye 23.552 lira yeni oldu. 23.552 lirayı uzatıp sonra "Açlık sınırının 12 bin lira altında kalan bu parayla bir ayı geçir." demek nasıl bir iradenin beyanıdır? Anlamakta zorlandığımı ifade etmek istiyorum. Kira 30 bin lira gelmiş "Başının çaresine bak." diyoruz. Sultangazi'de siyaset denildiğinde tüyleri ayağa kalkan yaşlı bir ablamız, bir hanımefendi daha sonra bizim yanımıza gelip "Benim yaşamaya hakkım yok mu?" sorusunu bana böyle gözlerimin içine bakarak sorduğunda bu sorumluluğu hepiniz adına ben de hissettim. Ben şimdi sizlere soruyorum: Emeklilerin yaşamaya hakkı yok mu değerli arkadaşlar? Sonra da çıkıp diyorsunuz ki: "Enflasyona emekliyi ezdirmedik." Nasıl ezdirmediniz? TÜRK-İŞ verileri 36 bin açlık sınırından bahsediyor, 28.075 lira asgari ücret ve diyorsunuz ki hâlâ: "Biz emekliyi, çalışanları enflasyona ezdirmedik."

Değerli arkadaşlar, şu gerçekleri ifade etmek istiyorum: Uzun süredir sürdürülen sıkılaşma politikaları, yüksek faiz oranları ve kamuoyuna sabır çağrılarıyla yüklenen ağır vergi ve zamlara rağmen enflasyonist baskı kırılamamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

MUSTAFA KAYA (Devamla) - Ekonomi yönetiminin ve Merkez Bankasının enflasyon hedefleri tutarsız kalmış, orta vadeli programda yer alan makroekonomik göstergeler ile fiilî durum arasındaki sapma derinleşmiştir. Hedeflerde sapma ve güven kaybı vardır, sonuç alınamayan sıklaşma vardır, bedelin vatandaşa yüklenmesi vardır, piyasa belirsizliği vardır. İşte, bütün bu gerekçelerle, toplumun ödediği ağır bedellere rağmen istenilen neticenin alınamayışının nedenlerinin saptanması, ekonomi yönetiminin hesap verebilirliğin sağlanması ve krizin faturasının vatandaşa kesilmesini önleyecek politika alternatiflerinin tespiti amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir araştırma komisyonu kurulması şarttır. Geliniz, bu önergemize destek verin, milletimizin karşı karşıya kaldığı sıkıntıların, sorunların sonuçlarını hep beraber araştıralım diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)