| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 120 |
| Tarih: | 05.08.2026 |
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çocuk Koruma Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine şahsım adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle komisyon çalışma şeklimizden biraz bahsetmek istiyorum. Komisyon kurulduğu zaman dedik ki bu siyasi bir problemdir, siyasetüstü değerlendirilmesi lazım, burada komisyon yönetimi belirlenirken muhalefete de belli bir inisiyatif verilmesi gerektiğini söyledik fakat buna rağmen dinlenilmeden direkt komisyon iktidar muhalefet oy oranına göre belirlendi ama ondan sonra ne oldu? Daha sonra biz bu komisyonda muhalefet partilerinin istediği aşağı yukarı 20 tane kurum ve kuruluş var, STK var, bunları dinleyelim, sadece Adalet Bakanlığını, İçişleri Bakanlığını, cezaevlerini, bunları dinlemekle sorunu çözemeyiz dedik. Sivil toplum kuruluşları ne diyor diye davette bulunduk, Başkanımıza bunu da kabul ettiremedik, kabul etmediler. Ondan sonra ne oldu? Komisyonda her üyenin konuşma hakkı var, istediği kadar konuşabilir, komisyon üyeleri artı milletvekilleri konuşabilir ama Başkanımız bize şöyle bir şey söyledi, "Dün çok konuşmuştunuz, bugün konuşmanıza gerek yok, konuşacaksanız dışarıda konuşabilirsiniz." dedi ve bu görüşmeler aşağı yukarı 4-5 defa bu nedenle kesintiye uğradı, dolayısıyla bu çok önemli bir şey. Bu arada komisyon toplantısı yapılırken ne oldu? Adalet Bakanı çıktı, "Şu anda suça sürüklenen çocuklarla ilgili Mecliste şöyle şöyle önerilerde bulunduğumuz bir komisyon toplanıyor." dedi, haberlerde bu çıktı yani Komisyona, milletvekillerine ve Meclisin yasamasına resmen bir ambargo konuldu ve bu, Meclisi hiçe saymak anlamına gelmektedir. Zaten bu, AK PARTİ Hükûmetlerinin, maalesef, her zaman gördüğümüz, "Ben yaptım, oldu." politikasıyla devam eden bir şeydir.
Komisyon devam ederken bu arada Şanlıurfa'da ve Kahramanmaraş'ta, biliyorsunuz, silahlı saldırılar oldu, çocuklarımız öldüler. Ondan sonra bununla ilgili bir komisyon toplandı, neredeyse iç içe gelen bir komisyon. Burada "Ne yapalım? Bu raporda çıksın en azından yani bu çıksın, öbürü çıksın ve bizim raporla birlikte Dijital Mecralar Komisyonunu da bunun içine katarak konuşalım, edelim, bunun sonucunda bir rapor çıkaralım ve bununla tartışalım." dedik ama maalesef, alelacele, sanki yangından mal kaçırıyormuş gibi, hemen Adalet Komisyonuna getirildi ve bugün de karşımızda.
Tabii, sosyal medyada çok baskı var. Elbette ki acılı aileler var. Bunları kabul etmek, bu ölümleri kabul etmek mümkün değil ama Türkiye bütün dünyayı kendisine örnek alıyorsa çocuklarıyla ilgili yapması gereken şeyleri mutlaka çok iyi tartışmalı, çok iyi kararlar vermelidir.
Onun için, burada yapmamız gereken şu: Öncelikle, tabii, çocukların suça karışması için nedenler ne, bunlara bakmak lazım. Çocukların dürtü kontrol merkezleri var -biraz önce bir arkadaşımız bahsetti- "prefrontal korteks" diyoruz; burada 25 yaşına kadar, bu, dürtü kontrol mekanizması bazen oturmamış oluyor. Eğer çocuğu erken strese sokarsanız, sosyoekonomik durumumuz düzgün değilse, çocuğu besleyemezseniz, çocuk üzerine çok suç yüklerseniz ya da onu çok suçlarsanız dürtü kontrol mekanizması gelişmiyor. Gelişmediği için çocuğun suça eğilimi, suça meyilli daha fazla artıyor. Dolayısıyla, buna çok dikkat etmemiz gerekiyor.
Tabii, bu arada, özellikle gönül isterdi ki... Bu toplumun huzuru ve refahı için toplandığımız bir meclis burası, burada çocuklarımızın geleceği için güzel projeleri konuşmamız gerekir aslında; oturup, çocuklarımız için ne yapabiliriz, bunu konuşmamız gerekirken maalesef şunu söyleyeyim ki, sadece bu konu, suça sürüklenen çocukları konuştuğumuz bir Komisyon değildir, çocuklarını korumayan bir devlet anlayışını konuşuyoruz çünkü bunu biliyoruz ki, hiçbir çocuk suçlu doğmamaktadır, çocuk suçlu doğmaz. Eğer bir çocuk suça karışıyorsa devletin burada yüzde 100 eksikliği vardır. İsterseniz rakamlara bakalım: 2020 ile 2025 yılları arasında kişilere karşı işlenen suçlarda yüzde 59 artış varken, organize suç örgütleriyle organize olarak suça dâhil olmuş çocuk sayısı yüzde 236'yı aşmış yani bu rakamlar nedir? Münferit bir olay değil, devletin koruma mekanizmalarını bir çöküş var. Çocuklarımız, artık sokakta gördüğümüz, isimlerini saymayayım burada- bir sürü çete var, onların elinde âdeta oyuncağa çevrilmiş durumda; çocuklar onların eline verildikleri zaman, altlarına bir motosiklet konuluyor ve çocuklar her türlü şeyi yapıyorlar. Bakın, şu anda ülkemizde 4.666 çocuk cezaevinde, son on altı yılda çocuk suçlu sayısı 83 binden 283 bine çıkmış yani yüzde 243 artmış. Bu suçların yüzde 45'i hırsızlık, yüzde 15'i şiddet olayları. İzlanda'da cezaevinde bulunan çocuk sayısı 49, Almanya'da 374; Türkiye'de neden bu kadar? İşte, bunu oturup düşünmemiz lazım. Bir çocuğu suça sürükleyen yoksulluk, eşitsizlik ve eğitimden kopmak, çocuk işçiliği bağımlılık, aile içi ihmal, istismar yani sosyal devletin görevini yerine getirmediği nedenlerdir. Bugün, binlerce çocuk eğitim alması gerekirken MESEM uygulamaları üzerinden ucuz iş gücü hâline getirilmişlerse ve eğitimden koparılmışlarsa suç örgütlerinin ve uyuşturucu çetelerinin eline düşmemeleri mümkün değildir. Haberlerde sıkça duyuyoruz: "40 sabıka kaydı bulunan 14 yaşındaki çocuk hırsızlık yaparken yakalandı." Biz, devlet olarak daha ilk suçunda görmezden gelirsek 40'ıncı suçundan sonra o çocuğu tutup içeri atmamızın bir faydası yok ki, bu çocuk zaten 40 defa işlemiş bu suçu. Çeteler, uyuşturucu baronları ülkemizde kol gezerken, kumar bir telefon kadar yakınken bu çocukları görmezden gelme lüksümüz yok. İnsanların refah seviyesini yükseltmeden, her çocuğa eğitim hakkı tanımadan, onlara gelecek kaygısı olmayan bir dünya yaratmadan ceza vermek için toplanmak boşuna bir çaba. Ceza vermek için toplanıyoruz biz.
Komisyon çalışmaları boyunca dinlediğimiz uzmanlar, akademisyenler, kurum temsilcileri çok acı bir gerçeği gösterdi: Çocukları suça iten nedenler ortada durmakta ama iktidar maalesef, geldiğimiz noktada cezaları artıran, cezayı ön plana çıkaran bir yasa teklifiyle, kanun teklifiyle karşımıza geldi. Devletin görevi, çocukları cezalandırmak değil onları suçtan korumaktır. Bir çocuk mahkeme salonuna gelmişse devlet geç kalmıştır artık, bir çocuk mahkeme salonuna gelmemeli. Bir çocuk cezaevine girmişse hepimiz kaybetmişizdir. Dolayısıyla, çocuk suçlularının son yıllarda artması, sosyal medyadan aldığınız tepkiler -biraz önce söyledim- nedeniyle "Alelacele, hemen, hızlı bir şekilde bu yasayı, kanunu çıkaralım ve bir an önce kanunlaşsın." dediniz ama kanunlar ve suçun karşılığı olan cezalar iki artı ikinin dört olduğu kadar net olmalı. Hiçbir zaman bir hâkimin, bir yargıcın, herhangi bir kimsenin inisiyatifine bırakılamaz yani "takdir hakkı" denilen bir şey olmaz çünkü Türkiye'de, biliyorsunuz, adalet sistemine güven yüzde 20'lere kadar düşmüş. Adalete güven yüzde 20'yken biz nasıl çıkıp bir hâkimin takdirine bırakarak çocuğu, subjektif bir değerlendirmeyle "Hadi, sen cezaevine konuldun ya da serbest bırakıldın." diyebileceğiz? Çünkü görüyoruz yani İstinaf Mahkemesi ya da Yargıtayı Anayasa Mahkemesi tanımıyor, Anayasa Mahkemesini hiç kimse tanımıyor. Dolayısıyla baktığımızda Can Atalay kararı bugün ortada. Bütün kararlar, her şey olmasına rağmen Can Milletvekilimiz hâlâ burada değil.
"Hükümlü çocukların doğrudan eğitimevlerine gönderilmesi" diye bir yönetmelik var şu anda ama biz ne yapıyoruz? Çocuğu eğitimevine göndermektense direk cezaevine atıp o çocuğu izole edip çocuğun rehabilitasyondan uzaklaşıp daha saldırgan olmasına neden oluyoruz. Çocuğun cezaevlerinde gözlem kurulları olacakmış, bu kurullar bir araya geleceklermiş ve çocuğun durumunu değerlendireceklermiş. Evet, değerlendirsinler ama burada bir subjektif bir değerlendirme. 3 kişiden 2'si o çocuğun tipini ve şeklini beğenmese "hayır" derse ne yapacaksınız? Böyle objektif kural olmaz. İki kere iki dört, adalette vereceğiniz şey şablon olmalı. Şablonun dışında bir şeyle adalet yürümez. Adaletin tecelli etmesini istiyorsanız bunu yapmamız lazım.
Çocukların eğitim hakkının kısıtlanması, yoksun bırakılmaları, ekonomik durumlarının kötü olması, suça sürüklenme riskini arttırıyor tabii. Bu gerekçede açıkça da belirtilmiş yani kanunun gerekçesinde bu açıklanıyor ama kaliteli kamusal eğitim, sosyal hizmet, aileyle ilgili problemler, okulda çocuklara bir öğün yemek verilmesi ya da kaliteli eğitim alması hiçbir zaman bu kanun sonucunda elimize geçen bir veri olarak çıkmıyor.
Soruyorum: Bir çocuğun cezasını artırarak yoksulluğu ortadan kaldırabilir misiniz? Kaldıramazsınız. Bir çocuğu daha uzun süre cezaevinde tutarak ailesini güçlendirebilir misiniz? Güçlendiremezsiniz. Bir çocuğa daha ağır ceza vererek okuluna geri döndürebilir misiniz? Elbette hayır. O zaman oturup şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor.
Değerli arkadaşlar, konunun bir de mağdur tarafı var tabii. Ahmetler, Atlaslar, Hakanlar bunlar çok önemli. Annelerin yüreğindeki yangını hiçbir zaman hiçbir ceza söndüremez, ne yaparsanız yapın, bunu söndürmeniz mümkün değil ama bu aileler şunu diyorlar: "Evet, bizim canımız yandı, elbette ki çocuklarımızı getiremeyiz ama bundan sonra oluşacak olayların önüne geçelim." Bu Meclis öyle önlemler almalıdır ki çocuk ve suç yan yana gelmemelidir. Bir defa...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
Buyurun.
MÜHİP KANKO (Devamla) - Çocuk ve suç bir yana geliyorsa o zaman bir eksik vardır, bu devlet görevini yapmamış demektir yani iliklenmiş düğmeyi bir defa düzeltmemiz gerekiyor, çocuklar aksi takdirde suça sürüklenmeye devam edeceklerdir. Bakın, idam cezasının yüksek olduğu yerlerde hâlâ suç oranları oldukça yüksek. Demek oluyor ki suça bulaşmış kişilere idam cezası bile verseniz hiçbir faydası yok, suç gene devam ediyor. Unutmayalım ki suça sürüklenen her çocuğun arkasında onu görmezden gelen bir devlet vardır. Unutmayalım ki bir çocuk kurtulursa gelecek, kurtulur; bir çocuk kaybedilirse sadece bir hayat değil, bir ülkenin geleceği de kaybolur.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)