GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:120
Tarih:05.08.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Genel Kurulda görüşecek olduğumuz yasa ne son bir yılın ne de bugünlerin konusu. Aslında, çocuk adalet sisteminde köklü ve radikal değişimler yaratacak olan bu yasanın bu hâliyle yasalaşması demek gelecekteki on yıllarımızı etkileyecek ve belki de geri dönülmez sonuçlara yol açacak. Bakın, arkadaşlar, çocuk adalet sistemi gibi son derece hassas bir meseleyi öfkenin, linç kültürünün ve popülist söylemlerin gölgesinde değil, hukukla, bilimle ve iki yüz yılda evrensel katkılarla oluşmuş çocuk hakları perspektifiyle tartışmak, başta biz yasama organı üyeleri olmak üzere hepimizin ortak sorumluluğudur. Çocuk adalet sistemini yeniden tartışmaya açan olaylar elbette ret ve inkâr edilemez ancak tam da böylesi zamanlarda acının öfkeye, öfkenin ise çocuk haklarını ortadan kaldıran yasalara dönüşmesine razı gelemeyiz. Bakın, arkadaşlar, 2007 yılında Hrant Dink'in katledilmesinin ardından eşi Rakel Dink'in yıllarca hepimizin hafızasında kalan bir sözü vardı, elbette ki burada tekrar etmek isterim: "Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz." demişti Rakel Dink. Biz de bugün tam da o karanlığı konuşmak zorundayız. Çocukları daha uzun süre cezaevinde tutmayı değil, çocukları suça iten yoksulluğu, eşitsizliği, şiddeti, ihmali, istismarı, bağımlılığı ve çocukları koruyamayan kamu politikalarını konuşmak zorundayız. Bakın, değerli arkadaşlar, on birinci yargı paketinden bu yana bu ülkenin bunca sorunu varken AKP iktidarı, çocuk adalet sistemini her defasında tartışmaya açtı; sanki ülkenin koskoca dertleri yokmuş gibi, tek derdi buymuş gibi, ısrarlı bir şekilde önümüze getirmeye çalıştı. Elbette ki yargı paketlerinde buna dair itirazlarımızı öne sürdük. Ne yaptılar? Tabii ki kıymetli bulduğumuz bir komisyonu kurdular ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde suça sürüklenen çocuklarla ilgili araştırma komisyonu kuruldu -tabii ki önemsiyoruz, tabii ki kıymetli buluyoruz- ve çok yoğun bir mesai harcadı, dört ay boyunca çalıştı bu Komisyon; çok kıymetli hocaları dinledi, baroları dinledi, uluslararası kuruluşları dinledi, elbette ki önemli çalışmalar yaptı, sivil toplumu dinledi ve dinlenilen hemen hemen birçok kurum, birçok hoca asgari müşterek aynı şeyi söylediler, şunu dediler: "Çocukları suça sürükleyen şey yalnızca bireysel tercihleri değildir; yoksulluktur, eğitime erişememektir, ihmaldir, istismardır, aile içi şiddettir, çocuk işçiliğidir, bağımlılıktır ve yine örgütlü suç yapılarının çocukları hedef almasıdır ve çocukların cezalarını ağırlaştırmak bu nedenleri ortadan kaldırmaz." Peki, bugün önümüzde bulunan teklif bu ortak akıldan ne kadar yararlanıyor? Yararlanmıyor vallahi, hiç kusura bakmayın. Tabii ki biz size soruyoruz buradan, madem bildiğinizi okuyacaktınız, madem hiçbir şekilde bunca öneriyi dikkate almayacaktınız neden kurdunuz bu komisyonu? Neden bunca hoca geldi, akademisyenler geldi, barolar geldi, sözlerini söylediler? Niye yaptınız bunu? Bunun cevabı var mı? Yok. Ama ben size cevabını söyleyeyim. Ne dediniz? "Tamam, madem çok mu ısrar ediyorsunuz, kuralım komisyonu biz, gelsinler konuşsunlar dinleyelim ama kusura bakmayın, emir büyük yerden biz bu yasayı geçirmek zorundayız." diyorsunuz. 61 sayfalık Komisyon Raporu'nda da aynı şeyi yaptılar, manipüle ettiler, AKP bunca öneri olmasına rağmen bunları dikkate almadı, raporu da yine kendi bildikleri gibi okumaya devam ettiler. Fakat söylüyoruz buradan, kusura bakmayın, bu kadar emek boşa verilmedi, bulunduğumuz her yerde biz ne söylediysek burada da aynısını söylüyoruz ve bu yasayı kabul etmediğimizi, bu yasanın çocukların faydasına, yararına bir yasa olmadığını burada altını kırmızıyla çizerek tekrardan ifade ediyoruz.

Bakın, arkadaşlar, bu fotoğraf hatırlamayanınız yoktur, Türkiye'nin otuz kırk yılına ait bir fotoğraftan bahsediyoruz, küçük bir çocuk, elinde kelepçe değil, zincir, iki tarafından bağlı ve jandarmanın elinde adliye koridorlarında. Bu Türkiye'nin kırk yıl öncesine ait bir fotoğraf ve aynı zamanda yine hepiniz hatırlarsınız, 1997 yılında Antep'te 4 çocuk canları çektiği için bir dükkandan izinsiz bir şekilde baklava almıştı ve bu çocuklara hırsızlık yaptıklarından bahisle tam altı yıl hapis cezası verilmişti ve o zaman Türkiye'deki birçok kesim bu hapis cezasına büyük tepkiler göstermiş. Neden? Çocuk adalet sisteminin yerle bir olduğunu, Türkiye'de bir çocuk adalet sistemine ihtiyaç olduğunu söylemişti ve bunun üzerine, bu tepkiler üzerine Türkiye'de 2005 yılında çok kıymetli bir iş yapıldı. Ne yapıldı? 15 Temmuz 2005'te Çocuk Koruma Kanunu yürürlüğe girdi. Eksik bulduğumuz yanlar var ama o dönem için kıymetli miydi? Kıymetliydi. Yine, burası çok önemli, çocuklar ile yetişkinlerin yargılama usullerini birbirinden ayırdı, 2005'te yaptı arkadaşlar, yirmi yıl önce yaptı bu ülke bunu ve yine hırsızlık suçundan malın değerine göre ceza tayin edildi. Yine, çocuklara kelepçe takılmasının önü engellendi, yasaklandı ve çocukların üstün yararını gözeten düzenlemeler yapıldı. Bakın, aradan yirmi yıl geçmiş, o dönemin ruhu bu dönemde yok, çok daha gerisine düşen bir kanun teklifi var önümüzde. Peki, ne var bu yasada; bunu söyleyeceğiz elbette. Bakın, yirmi yıl önce nasıl bir açılım yapılmış; aradan yirmi yıl geçmiş, nasıl bizi geriye götüren bir taslağı tartışıyoruz burada.

Bakın, bu yasada ne var? Çocuklara verilecek cezalar bu yasa kapsamında artırılıyor arkadaşlar. Yine, çocukları tutuklanmasından itibaren çocuk eğitimevine değil kapalı hapishaneye gönderiyorlar. Yine, tekerrür hükümleri sanki çocuklar yetişkinmiş gibi uygulanmaya çalışılıyor ve yine çocukların özgürlüğünü doğrudan etkileyecek kararlar bağımsız mahkemeler yerine idari gözlem kuruluna bırakılıyor ve devlet sanki çocuklara dair bütün yükümlülüklerini yerine getirmiş, Anayasa'daki bütün yükümlülükleri yapmış gibi yetinmiyor bir de diyor ki: Suça karışan bir çocuk varsa ailesini de cezalandırırız. Suçun şahsiliği Hak getire, devletin kendi yükümlülüğü Hak getire; bunları yerine getirmiyor. Bir de bu yükü kime yüklüyor? Çocuğun ailesine yüklüyor. Ve bu yapılmak istenen düzenlemeler sorunları çözmeyecek arkadaşlar, daha çok büyütecek ve bizler şunun altını bir kez daha çizelim: Çocuklar ceza almasın demiyoruz. Eğer bir suç işlenmişse elbette ki bunun cezası olacak. Elbette ki bir adil yargılanması olacak fakat çocuğun biyolojik, psikolojik ve sosyal gelişiminin yetişkinlerden farklı olduğunun hukukun önünde tanınması gerektiğini söylüyoruz ve buna göre de düzenleme yapılması gerektiğinin altını çiziyoruz yani çocuk adalet sisteminin temel taşı da bunu gerektirir. Bakın, değerli arkadaşlar, daha nisan ayında seçim bölgem olan Urfa Siverek ve Maraş'ta, değil mi, iki günde art arda okul saldırıları oluştu ve 13 çocuk yaşamdan koparıldı ve birçok kişi de yaralandı ve çocukların suç ve eylem motivasyonları, sosyoekonomik düzeyleri, aile yapıları, her şeyi birbirinden farklıydı ama diğer yandan da bu saldırıların ortak bir yönü vardı; bunu görmek zorundayız. Neydi bu ortak yanları? Çocuk yoksulluğuydu, ahlaki değerlerin yozlaşmasıydı, aile ve sosyal çevrede yaşayan olumsuz iletişimlerdi, yine, geleceksizlikti, yok sayılmaydı, zorbalıktı, çocukların suçlular tarafından araçsallaştırılması gibi çok nedenleri vardı, ortak nedenleri vardı ve bu nedenleri giderebilecek bütüncül politika üretmeden çocuk suçluluğunu ortadan kaldıramayız.

Bakın, değerli arkadaşlar, devlet çocukların cezalarını artırarak yasalar yapmaya çalışırken diğer yandan da bu ülkede yanlış politikalar yüzünden her gün bir çocuk yaşamdan koparılıyor, her gün bir çocuk yaşamını yitiriyor. Nasıl yitiriyor? Daha bu yasa konuşulurken bile MESEM'ler kapsamında işçileştirilen 3 çocuk hayattan koparıldı. Yine seçim bölgem olan Urfa Bozova'da 15 yaşındaki Muhammed MESEM kapsamında çalıştığı iş yerinde ağır eziyet görmesi sonucu yaşamını yitirdi ve bu eziyet gören, vahşice öldürülen çocukların karşısında şunu sormazlar mı size; yıllardır çocuk yaşta işçileştirilen çocukların derdini, yine çocukların okullarda açlıktan bayıldığını, bin lira, 2 bin lira gibi paralar yüzünden çetelerin eline düştüğünü, yine uyuşturucu bağımlılığının 10 yaşa kadar düştüğünü söylediğimizde kulağının üstüne yatanlar şimdi bize çocuk adalet sistemini mi getirecek? Soracağız bu soruları.

Sonuç olarak, arkadaşlar, çocukları gerçekten koruyacak şey daha yüksek cezaları vermek değildir; sosyal adalettir, nitelikli eğitimdir, yoksulluğun ortadan kaldırılmasıdır, şiddetin ve istismarın önlenmesidir.

Biz, DEM PARTİ olarak, çocuklardan suçlular yaratan karanlığı kaldıran bir siyasetin tarafıyız ve bu yüzden de çocukların üstün yararını esas alan, çocukları suçun değil, yaşamın, eğitimin, umudun ve özgürlüğün öznesi yapan bir çocuk adalet sistemi içinde mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu nedenle çocuk haklarında yıllar içinde kazanılmış güvenceleri geriye götüren bu kanun teklifini kabul etmiyor, Genel Kurulu da bütün çocuklar için adaletten yana, hukuk anlayışının yanında durmaya davet ediyoruz.

Teşekkürler. (DEM PARTİ, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)