GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:120
Tarih:05.08.2026

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4 Ağustos Enver Paşa'nın ölüm yıl dönümüydü. Enver Paşa Osmanlı'nın son başkomutanıydı ve İttihat ve Terakki'nin de önemli isimlerinden bir tanesiydi. Bütün siyasetçiler, bütün devlet adamlarıyla ilgili iyi ve kötü yönlerini değerlendirir, bunu tarihçiler yaparlar. Layüsellik Allah'a aittir, hatasızlık yine aynı şekilde Allah'a, günahsızlık da peygamberlere aittir. Enver Paşa'yla ilgili hükmü mutlaka ki tarihçiler veriyorlar ve yazıyorlar, yazmaya da devam edecekler. Kendisiyle ilgili Sarıkamış'la ilgili problemler olduğunu söyleyenler olduğu gibi, aynı zamanda Çanakkale'de de yapmış olduğu kahramanlıkları biliyoruz. Biliyorsunuz, Çanakkale'nin komutanları Enver Paşa, Esat Paşa ve Cevat Paşa'ydı; Mustafa Kemal de orada liderlik kumaşını gösteren önemli komutanlarımızdandı ve kendisi Türkiye Cumhuriyeti'nin banisiydi, kendisine rahmet diliyorum. Mustafa Kemal, Enver Paşa'nın -Türkistan'da öldüğü zaman- ölüm haberini aldığı zaman masadakiler aleyhinde konuşmaya başladılar ve şunu söyledi: "Enver, bir güneş gibi doğdu ve bir gurup gibi battı; ortasını tarihçilere bırakalım." Bir daha da kimsenin konuşmasını istemedi, konuşmadılar. Şimdi, o günden beri tarihçiler konuşuyor. Ben kendisine rahmet diliyorum. Mezarının da Türkiye'ye getirilmiş olması doğruydu; getirenlere, emek verenlere de şükranlarımı arz ediyorum.

Biliyorsunuz, Karadeniz'de gemilerimize saldırılar var değerli milletvekilleri. İktidar mensuplarına sesleniyorum: Karadeniz'de uzun zamandır, bir buçuk aydır gemilerimize saldırılar var; ölen vatandaşımız var ve ağır yaralı vatandaşlarımız var. Bir yandan insanlarımız ölüyor ve yararlanıyor, bir yandan gemilerimiz orada vurularak tahrip ediliyor, diğer bir yandan da ekonomimiz çok ciddi şekilde sekteye uğruyor. Hani Ukrayna'yla aramız iyiydi? Hani Rusya'yla aramız iyiydi? Eğer Ukrayna ve Rusya'yla aramız iyiyse, bunlar Rusya veya Ukrayna tarafından yapılıyorsa müdahale edin. Eğer İsrail tarafından yapılıyorsa, bir provokasyon varsa gereğini yapın ve kamuoyunu aydınlatın diyoruz. Aksi takdirde, bu noktada sizler de büyük bir vebal altında olmuş olacaksınız. Ben bu konuda sizleri uyarıyorum.

Abhazya... Biliyorsunuz, Abhazya otuz yılı aşkın süredir büyük bir uluslararası tecrit altında yaşıyor. Soydaşlarımız var orada, dindaşlarımız, kültürdaşlarımız ve tarihdaşlarımız var. Aynı zamanda, 1864 yılından itibaren sürgün nedeniyle, o zamanki Çarlık Rusyasının yapmış olduğu soykırım nedeniyle, katliamlar nedeniyle Osmanlı topraklarına sığınan, bugün de Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşı olan soydaşlarımız, dindaşlarımız, kültürdaşlarımız var. Türkiye, Abhazya'yı bağımsız bir ülke olarak tanımıyor; Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü savunuyor, uluslararası toplumun çok büyük bölümü de aynı tutumu benimsiyor. Bu, bilinen resmî politikadır ancak bir devletin statüsünü tanımamak ile orada yaşayan insanları yok saymak aynı şey değildir değerli arkadaşlar. Abhazya'da doğmuş bir genç elindeki pasaport uluslararası alanda kabul görmediği için Türkiye'ye gelemiyor, sağlık nedeniyle gelemiyor, sağlık problemleri var, eğitim problemleri var, akrabalarının sevinçli günlerinde ve acılı günlerinde onları paylaşıp çoğaltmak ve azaltmak gibi bir derdi var ama gelemiyorlar. Rusya'nın insafına terk edilmiş vaziyette. Türkiye Cumhuriyeti devletinin Hükûmeti de bir an önce bu konuyla ilgilenmeli. Burada Rusya'nın vermiş olduğu pasaportlar zaman zaman geç kalıyor veya pasaport vermiyorlar ve bu insanlar orada ölüme terk ediliyor veyahut da günlük hayatlarını devam ettiremiyorlar, insan hakları ihlallerine maruz kalmış oluyorlar. Bu noktada, Dışişleri Bakanlığını da duyarlı olmaya davet ediyorum. Zaten bu konuyu ben gündeme getirmiştim, bugün de Türkiye'de Abhazya kökenli vatandaşlarımız, Çerkez vatandaşlarımız Mecliste iktidar partisinin mensup milletvekilleri haricinde, tüm muhalefet partisinin milletvekilleriyle beraber bir basın toplantısı yaparak bu konuya dikkat çekmiş olduk.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, Manisa'nın bazı problemleri var. Ben uzun yıllar Manisa milletvekilliği yaptım, şimdi de Grup Başkan Vekilimiz Sayın Bahadır Yenişehirlioğlu da karşımda. Hızlı tren çok önemliydi, Ankara-Uşak, Afyon-Uşak ve Manisa ve İzmir arasında bir hızlı tren projesi vardı, bu yatırıma alındı, daha sonra da devam etti. 2020 yılında bitecekti, 21, 22, 23, 24, 25, 26 geçti, şimdi de 2028'de biteceği söyleniyor. Tamam, anladık, geç kalıyor, ekonomik krizler var, sebepler şunlar, bunlar, çeşitli nedenleriniz var ama gelin burayla ilgili bir problem var, onu düzeltin. Daha önce Manisa'dan, Turgutlu'dan ve aynı zamanda Menemen'den geçeceği söyleniyordu, şimdi ise şöyle söylüyorlar: "Turgutlu'dan Kemalpaşa'ya gidecek, Aşağıçobanisa'dan Kemalpaşa'ya geçecek, böylece Manisa baypas edilecek." Ben Ulaştırma ve Altyapı Bakanına soru önergesi verdim, cevap vermedi şimdiye kadar. Eğer Adalet ve Kalkınma Partisinin bugünkü nöbetçi Grup Başkan Vekili -Değerli Manisa Milletvekilimiz aynı zamanda kendisi- lütfen Sayın Bakanla görüşür ve kamuoyunu aydınlatırsa, Manisalıları aydınlatırsa da çok memnun olurum diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - İkinci konu ise Manisa'da Akhisar-Gördes -Sayın Bahadır Yenişehirlioğlu Akhisarlı- Gördes-Demirci, Demirci-Selendi, Selendi-Simav yol ihalesini ben Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkan Yardımcısıyken yatırıma aldırmıştım ve çok değerli hizmetler devam ediyordu; sonra akim kaldı çeşitli nedenlerle, yine ekonomik kriz bahane edildi, gerekçeler, genelgeler yayınlandı. Burada bütçelerde konuştum, ben bunları gündeme getirmiştim, Ulaştırma Bakanı "İlgileniyoruz." dedi; birkaç araba çalıştı, birkaç greyder çalıştı, kepçe çalıştı. Sonra oralara gittim, basın toplantıları yaptım, videolar çektim, kamuoyuyla paylaştım fakat hiç aldırış eden olmadı. Bu yol bitmelidir. Neden? Dünyanın bütün camilerinin halıları Demirci'de yapılıyor. Çok değerli ayva ihracatımız var, kiraz ihracatımız var. Türkiye'nin en kaliteli patatesleri orada yetişiyor. Zeytinyağı ve zeytin konusunda Türkiye'de en önemli şehirlerden bir tanesi, 2'nci; zeytinyağında 1'inci bir şehir, Akhisar burada başat rol oynuyor. O nedenle bu yol çok hızlı bir şekilde bitirilmelidir. Medeniyet dediğimiz yer yoldur, aynı zamanda elektriktir ve sudur arkadaşlar. Elektriğiniz var, suyunuz var fakat yolunuz modern değil, o zaman ticaretiniz yok demektir, insanları da burada yokluğa, yoksulluğa mahkûm etmek demektir. Bu konuda daha duyarlı olmaya sizleri davet ediyorum.

Emeklilikte biliyorsunuz EYT vardı. Bu EYT için gerçi önce şöyle söylüyordunuz: "Ya, iktidarımıza mâni olsa bile bunu geçirtmeyeceğiz." Geçirttiniz. "İskandinav ülkeleri bundan dolayı battı." diyordunuz. İskandinav ülkelerinde kişi başına millî gelir 70 bin, 80 bin, 90 bin dolar. Yapmak zorunda kaldınız seçim öncesi, eksik yaptınız, her zaman söylüyorum burada. Bir problemi hallediyorsunuz, o da kamuoyunun baskısıyla, muhalefetin çok fazla kamuoyunu uyandırması ve kamuoyuna dikkat çektirmesi neticesinde -EYT'yi yaparken de- kucağımızda başka bir problemi bırakıyorsunuz. 5000 prim gününü niye halletmediniz, 3600 kısmi emekliliği niye halletmediniz? Kademeli emekliliği yapın. Bakın, arkadaşlar, bir günle bir insan... 8 Eylül 1999 tarihi büyük bir adaletsizliğin miladı oldu. Bir gün önce işe giren ile bir gün sonra işe giren aynı primi ödüyor, aynı işi yapıyor, aynı yıpranmayı yaşıyor fakat devlet birine emeklilik hakkı tanırken diğerine "Tam on yedi yıl daha bekleyeceksin." diyor. Aradaki sigorta başlangıç farkı yalnızca yirmi dört saat olmasına rağmen emeklilik yıl farkı tam on yedi yıl olmaktadır. Her dosyada fark aynı olmayabilir fakat bir günlük sınırın insan hayatında böylesine ağır sonuçlara yol açması başlı başına adaletsizlik diyorum. Bununla ilgili olarak, bu insanlar ayrıcalık değil, hakkaniyetli bir geçiş sistemi istiyorlar. 9 Eylül 1999 ile 30 Nisan 2008 arasında, sigortalı olanlar için işe giriş tarihine, prim gününe ve çalışma süresine bağlı, kademeli bir yaş düzenlemesi getirilmelidir. Mali etkisi hesaplanmalı, finansmanı kayıt dışılıkla mücadele ve prim tabanının güçlendirilmesiyle kurulmalıdır. Sosyal güvenlik dengesini korumak devletin görevidir.

Diğer bir konuya gelince, değerli arkadaşlar, burada çalışan sözleşmeli danışmanlar var, burada milletvekili arkadaşlarla da çalışıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür edeyim mi, müsaade eder misiniz efendim?

BAŞKAN - Siz teşekkür edince haklı olarak diğer Grup Başkan Vekillerimiz de...

Peki, buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Peki, teşekkür ediyorum.

Sağ olun arkadaşlar, hayırlı bir gün diliyorum.