GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:67
Tarih:04.03.2026

FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Konuşmama başlamadan önce, Cumhuriyet Halk Partisinin yeni Grup Başkan Vekili Sevda Hanım'a hayırlı olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Kendisine, partisine ve milletimize hayırlı uğurlu olsun; başarılar diliyorum.

Evet, yeni haftada da bütün milletvekili arkadaşlarıma kolay gelsin diyorum. İnşallah, milletimiz lehine güzel kararların alındığı hayırlı bir hafta olur.

Tarih 4 Ağustos 1922, Tacikistan Belcivan yakınlarında Çeğen Tepesi'nde bir Kurban Bayramı sabahı, güneş ufukta kan kırmızısı doğarken Türkistan'ın hürriyeti ve istiklali uğruna beyaz atını doğrudan Rus mitralyözlerinin üzerine süren bükülmez çelikten bir irade, elinde yalın kılıcı, dilinde tekbiri ve yüreğinde bitmek bilmez bir Turan sevdasıyla şehadete yürüyen bir yiğit, cepheden cepheye atılarak ömrünü geçiren Osmanlı İmparatorluğu Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı, Turan İhtilal Orduları Kumandanı, Şehid-i Âlâ ve Gazi-i Namdar İsmail Enver Paşa. Bilinmelidir ki toprak olmak yok olmak değildir. Ölüm ancak unutulanlar, mefkûresizler ve ruhunu kaybedenler içindir. Enver Paşa'nın kutlu adı yalnızca tarih kitaplarına değil, vatan evlatlarının sinesine ve Türkistan toprağına kanla kazınmış, silinmez ve şerefli bir destandır ve destan olarak kalmaya devam edecektir. O, rahat döşeklerde ölmeyi reddedenlerin, rütbeleri ve makamları elinin tersiyle itip inandığı Kızılelma ülküsü uğruna Pamir eteklerinde şehadeti arayanların sesidir. Bugün şehadetinin 104'üncü seneidevriyesinde inandığı dava uğruna canını feda eden büyük Türk kahramanını ve onun nezdinde bütün şehitlerimizi dualarla anıyoruz. Enver Paşa, onun şanlı hatırasını omuzlayanların, davasını davası bilenlerin ve gönlünü ona türbe eğleyenlerin yüreğinde kavi ve bakidir. Şehid-i Âlâ ve Gazi-i Namdar İsmail Enver Paşa'nın ve tüm şehitlerimizin aziz ruhu şad, mekânı cennet, durağı uçmağ olsun diyorum.

Değerli milletvekilleri, çocuk, Yaradan'ın bizlere bahşettiği, işlenmeyi bekleyen tertemiz, berrak bir zihindir. Hamurunu nasıl yoğurur, ruhunu neyle beslerseniz çocuğun istikbali de o yöne evrilir. Aslında her şey biz yetişkinlerin, bu toplumu oluşturan bizlerin, asli unsurların elindedir ve hepimiz bu ağır mesuliyetin idrakinde olmak mecburiyetindeyiz. Şunu aklımızdan çıkarmayalım: Hiçbir evladımız alnında bir suç lekesiyle suça meyilli bir fıtratla dünyaya gelmez, onu karanlık sokakların, gayrimeşru hayatların kucağına iten temel saik içine doğduğu sosyal çevre, merhametten ve ahlaktan yoksun bırakılmış toplumsal zemindir. Bugün karşımızda duran en önemli soru şudur: Bu masum yavruları suça sürükleyen, onları birer faile dönüştüren sistemdeki ve toplumdaki o büyük çatlak nerededir? Bazen bir vakaya bakarsınız, bir yanda suça itilmiş, diğer yanda o suçun mağduru olmuş iki beden görürsünüz. Bir taraf suçlu, bir taraf masum gibi durur lakin asıl trajedi şudur ki ikisi de çocuktur. Bizim sokakların insafına, karanlık köşelerine terk edilecek, heba edilecek, gözden çıkarılacak tek bir evladımız dahi yoktur. Ebeveynlik makamı yalnızca bir canı dünyaya getirmekten ibaret değildir. Aile, Türk milletinin yıkılmaz kalesidir, çocuğun ilk ve en sağlam koruma hattıdır. Bu hat yarıldığında, aile kurumu devreden çıktığında o çocuğun suça sürüklenmesi, uçuruma yuvarlanması maalesef kaçınılmaz bir akıbettir. Elbette, doğru yönlendirme, millî ve manevi değerlerle donatma şarttır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Bütün bu ihtimama, devletin ve ailenin doğru yetiştirme gayretine rağmen iradesini ve tercihini ısrarla suçtan yana kullananlar için de adalet tecelli etmeli, hukuk nizamı ceza müeyyidesini muhakkak uygulamalıdır ancak asıl meselemiz, sinekleri avlamak değil bataklığı kurutmaktır. Bugün TÜİK'in önümüze koyduğu o acı tablolar her yıl 100 binlerce çocuğumuzun güvenlik birimleriyle yollarının kesiştiğini haykırmaktadır. Hukuk sistemimiz bu yaraya merhem olmak için vardır, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun felsefesi de tam olarak buradadır. Kanun, çocuğu derhâl cezalandırılacak bir fail olarak değil, her şeyden evvel korunması, topluma kazandırılması gereken bir birey olarak tanımlar. Devletin şefkat eli adaletin kılıcından önce çocuğa uzanmak zorundadır. Bizler için öncelikli ve hayati hedef, millî beka meselesi olarak gördüğümüz aile yapımızı tüm çürümüşlüklerden ve yozlaşmalardan korumaktır. Lider ülke Türkiye ülküsüyle Türk ve Türkiye Yüzyılı'nı inşa ederken her şeyden önce millî kimlik şuuruyla yoğrulmuş, kültür bilincine sahip, mukaddesatına bağlı ve ahlaklı Türk gençliği yetiştirmek boynumuzun borcudur. Bu yolda kaybedecek vaktimiz, feda edecek tek bir gencimiz yoktur.

Sözlerime son verirken daha önce de söylediğim ve özellikle yaz aylarında ehemmiyetle üzerinde durmamız gereken bir hususta da hatırlatmada bulunmak istiyorum: Tezgâhta emek veren, kitap okuyan çocuk eline silah almaz diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.