GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:118
Tarih:30.07.2026

MHP GRUBU ADINA SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, bizleri televizyonları başında izleyen büyük Türk milleti; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuyla ilgili bir kanun görüşüyoruz. Millî Eğitimle ilgili arkadaşlarımız, uzman arkadaşlarımız anlattı. Ben de biraz spordan bahsedeyim size, biraz da güncel konulardan, biraz da kafamız dağılsın.

Şimdi, yıllardır burada Türk sporunun altyapıya önem vermesi gerektiğini anlatıyoruz, defalarca anlattık, anlatmaya da devam edeceğiz çünkü bizim başka bir çaremiz yok. Hepimizin bildiği gibi geçen hafta voleybolcu kızlarımız bizi o kadar gururlandırdılar ki bütün Türkiye onları alkışladı, onlarla heyecanlandı ve Milletler Ligi şampiyonu oldu. Peki, bu kızlarımız sadece Milletler Ligi şampiyonu mu oldu? Hayır, notlarım var burada, 36 tane madalya almış kızlarımız bugüne kadar; bu A Millî Takımdan bahsediyorum, A Millî Kadın Voleybol Takımı, 36 tane madalya. Peki, U18 yani 18 yaş altı, U23'e kadar arada da 11 tane madalya almış bu kızlarımız. Yani bu on beş senede aşağı yukarı -11, 36 daha- 47 tane madalya almış. Bu tesadüf mü arkadaşlar? Tabii ki tesadüf değil. Bu başarılar geldikçe biz ne yapıyoruz? Mesela, not almışım burada; başarılı sonuçlar olduğu zaman ne oluyor? Bir, "Bu tarihî şampiyonluk." demişiz. İki, Türkiye'nin uluslararası prestijinin artması; bütün dünya Türkiye'yi konuşuyor, televizyonlar gösteriyor ve Türkiye'nin prestiji artıyor. Üç, genç nesiller için rol model oluşturulması; bu sporcu kardeşlerimizin bizim gençlere çok ciddi rol model olduğunu hepimiz biliyoruz, bu sadece futbol, voleybol değil, bütün spor branşlarında.

Dördüncüsü, voleybolun yaygınlaşmasına katkı sağlamışlar ve sağlanıyor.

Beşincisi de millî birlik ve toplumsal motivasyonu sağlıyor. Ben maçı yoldaydım, durdum bir kafeteryada seyrettim. Belki 200 kişi falan vardı kafeteryada, herkes havalara sıçradı her aldığımız sayıda. Orada da hiç kimse kimseye "Hangi partiye oy veriyorsun, hangi siyasi görüştesin?" diye sormadı, herkes ayağa fırladı, beraber sevindik, beraber güldük. Onun için, bu millî birlik ve toplumsal motivasyon sporla her zaman olabilen bir şey.

Peki, bu kızlar tesadüfen mi bu başarıları elde etti? Burada biraz not almışım, okuyayım onu. Voleybol Federasyonu Başkanı Sayın Mehmet Akif Bey ve ekibi bir sistem kurmuş: Türkiye'de son yıllarda voleybol altyapısına yapılan yatırımlar, kulüplerin altyapı organizasyonları, okul sporları faaliyetleri, bölgesel taramalar ve Türkiye Voleybol Federasyonunun yetenek geliştirme programları sayesinde sporcular küçük yaşlardan itibaren bilimsel antrenman süreçleriyle yetiştirilmişlerdir. Minik, yıldız ve genç kategorilerinde elde edilen ulusal ve uluslararası başarılar sporcuların üst düzey rekabet deneyimi kazanmasını sağlamakta bu süreç millî takım düzeyinde başarının temelini oluşturmaktadır.

Burada birçok notum var da, sistem kurulmuş, altyapı sistemi kurulmuş, çocuk yaştan, daha 8-10 yaşından başlanmış bu çocuklar yavaş gele gele gele madalyaları kazana kazana artık şu anda yenilmez bir armada olmuş bizim kız voleybol takımı. Bunun da bir tane nedeni var: Altyapısı güzel kurulmuş, altyapı güzel işliyor ve alttan fabrika gibi yetişiyor.

Şimdi, buradan futbola geçeceğim ben, şimdiki bu futbol kulüplerinin durumları ve yapılan transferlerle ilgili. Tabii, futbolda aynı şey var mı? Maalesef yok. Elimdeki notları okuyorum size şimdi: 31 Mayıs 2024 tarihinde yani bir buçuk sene önce Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş takımlarının borcu 40 milyar TL. Ardından, 31 Ağustos 2025'te 60 milyar TL yani geçen sene bu zamanlarda. 28 Şubat 2026'da, bundan beş ay önce de 71 milyar TL. Bu dört, beş ay ve bu transfer dönemiyle beraber bu rakam 80 milyar, 85 milyar TL'yi buluyor. Paraların büyük bölümü döviz üzerinden ödendiğine göre aşağı yukarı 1 milyar 800 milyon dolar sadece bu 3 kulübümüzün borcu var. Şimdi, burada neyi eleştireceğiz? Bunun sürdürülebilir bir tarafı yok. 2024 Mayıstan günümüze kadar 40 milyardan 81 milyara çıkmış borç, seneye bu 100 olacak, ondan sonraki sene 120 olacak ve kulüpler maalesef bunu sürdüremezler. Şimdi transferler başladı, transfer ayı başladı. Buradan halkımıza ben seslenmek istiyorum: Lütfen, kulüplere baskı yapmayın. "Şu oyuncuyu da alın, bunu da alın. Bak, o onu aldı, bu bunu aldı." Şu anda bakıyorum transferlere; sadece bonservisine 50 milyon euro konuşuluyor. Bu sadece 50 milyon euroda kalmıyor. O 50 milyon euroluk oyuncunun yıllık aldığı para da ortalama 15 milyon euro, dört sene kontrat yapıyorlar; 60 milyon euro, 50 milyon euro da bu; 110 milyon euro yani şu anda yapılan transferlere dikkat ederseniz o paralarda. Peki, arkadaşlar, bu parayı nereden ödeyeceksiniz? Bu paraları ödeyemezsiniz. Ben geçen sene bir televizyon programında, bir röportajda dedim ki: "Bu paraları ödemeyelim. Bak, bunlar büyük paralar." Oradan spiker sordu, dedi ki: "Osimhen'i alsın mı Galatasaray 75 milyon euroya?" Dedim ki: Real Madrid'in Başkanı olsam Osimhen'i alırım 75 milyon euroya çünkü 1,5 milyar dolar geliri var yıllık ama Türkiye'de bu paralar verildiği zaman kendi parasıyla beraber 175 milyon euroya geldi. "Kulüpler batar." dedim. Tabii, onu tek taraflı, sadece o bölümü şey yaptıkları için zannettiler ki sadece Osimhen'le ilgili söylüyorum. Bunların iyi oyuncu olduğunu herkes kabul ediyor, dünya kabul ediyor bunların iyi futbolcu olduğunu ama eğer siz bu paraları böyle vermeye devam ederseniz ki şu anda çoktan battınız da bir şekil basın, seyirci baskı yapıyor. "Bak işte, şu takım şunu aldı, sen de bunu al. Bu takım şunu aldı, sen de bunu al." Arkadaşlar, baskı yapmayın bu yöneticilere. Yani şöyle bir örnek vereyim: Bu üç büyüklerden biri kulüp başkanlığı için kongre salonuna girsin kongre günü, "Ey kongre üyeleri, beş sene şampiyonluğu unutun. Ben takımı beş sene şampiyon yapmayacağım, ben altyapıya harcayacağım bir 50 milyon euro ama beş sene sonra önümüzde elli seneyi kurtaracağım." dese bırak o adamın seçilmesini vallahi dayak yer, kovarlar oradan ama hayatın gerçekleri bu değil işte. Mesela, çok güzel bir söz var, diyor ki "Transfer bugünü, altyapı ise geleceği kurtarır." Biz hep konuşuyoruz bunları, herkes de konuşuyor, herkes de istiyor ama uygulamaya gelince maalesef yok. Şimdi, bu büyük kulüplerimizin, tahmin ediyorum, bu seneki transfer bütçeleri 250-300 milyon euro. Bunu 5'le çarparsan bir 15'er milyon euro daha buraya şey katacaklar.

Geçen sene burada ben bordo mavi giyindim; kravat bordo, gömlek mavi. Dedim ki bugün Trabzonspor için giyindim. Dediler ki "Trabzonspor'u mu tutuyorsun?" Dedim Trabzonspor'u falan, ben hepsini tutuyorum da Trabzon U19 takımı geçen sene bu zamanlarda Avrupa'da final oynadı 19 yaş altı grubunda. Avrupa'nın en büyük 64 tane kulübünün katıldığı, işte Barcelona'dan Real Madrid'den, Manchester United'tan, Manchester City'den, Bayern Münih'e hepsini sayın, bu çocuklar hepsini yendi, finalde Barcelona'ya kaybettiler. Şimdi, bu ne demek? Avrupa'nın en kaliteli 19 yaş altı grubu oyuncular vardı bu Trabzonspor'un altyapısında ve bunlar Avrupa'da ikinci oldu. Ben de burada konuşma yapınca Trabzonspor İkinci Başkanı beni arayıp teşekkür etti konuşmamdan dolayı. Dedim ki: Ben de teşekkür ederim, bu çocukları ne yapacaksınız, program ne? Belki de Avrupa'da en çok oyuncu çıkan yerdir Trabzon şehri. Demin baktım notlara, içlerinden sadece bir tane çocuk geçen sene birkaç maç oynamış, notunu da almıştım burada, bu sene de inşallah oynar. Diğer oyuncular... Salih Malkoçoğlu, geçen sene biraz oynamış birkaç maç, geri kalan oyunculardan hiçbir tanesi oynamamış. Bu sene de bu Salih tekrar takımda, bir de kalecileri takımda, öbür oyuncuların hepsi ikinci, üçüncü liglere veya PTT Ligi'ne verilmiş pişsinler diye; sistem bunu gerektiriyor. Şimdi, Trabzonspor'un hocası Fatih Hoca veya Başkanı altyapıdan 8 tane oyuncu oynatmak istemez mi A takımda? Hem daha ucuz, hem Türk oyuncular, yerli oyuncular, geleceğin Millî Takım oyuncuları ama bu seyirci baskısı ve bu sistem maalesef buna müsaade etmiyor, böyle gittiği müddetçe de yani hiç umudum yok arkadaşlar. Bunların hepsini birbirine bağlayabiliriz yani bu vakitte yok da, Millî Takım'ın Dünya Kupası'ndaki durumundan tutun bu kulüplerin geldiği noktaya kadar, bunların hepsi birbiriyle bağlantılı. Bunun bir tane çözümü var: Türk gençleri dünyanın en yetenekli gençleridir, bunları altyapı tesislerine koymamız lazım -ki var şu anda Türkiye'de altyapı tesisleri- ama çok ciddi bir organizasyon lazım, dirayet lazım, sabır lazım. Türk sporunun geleceği altyapıdadır.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)