GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:117
Tarih:29.07.2026

CHP GRUBU ADINA KADİM DURMAZ (Tokat) - Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz, aziz milletimiz, parlamentodan umut bekleyen gençler ve kıymetli aileleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün önümüzde yalnızca bir kanun teklifi yoktur. Bugün önümüzde olan Türkiye'nin bilim anlayışının, üniversite vizyonunun, gençlerimizin geleceğinin nasıl şekilleneceğine ilişkin tarihî bir tercihi görüşeceğiz. Ne yazık ki yükseköğretimin geleceğini ilgilendiren bu kadar önemli konular yine AK PARTİ yöntemiyle torba kanunun içine sıkıştırarak Gazi Meclise getirilmiştir. Bu ülkenin yükseköğretim sistemi günübirlik düzenlemelerle siyasi ihtiyaçlara göre değil, uzun vadeli, katılımcı ve bilimsel bir eğitim politikasıyla yönetilebilir. Sahte diplomalarla yok edilen güveni, diplomanın, itibarını, eğitimin niteliğini ve liyakat düzenini de yeniden kurmak zorundayız.

Birazdan görüşeceğimiz teklifin ikinci bölümünde öğrenci affına ilişkin düzenleme de bulunmaktadır. Biz çeşitli nedenlerle üniversiteyle ilişiği kesilmiş gençlerimizin 2'nci bir şansı hak ettiğine yürekten inanıyoruz. Bir gencin yarım kalan eğitimine yeniden dönmesi, diplomasına ve geleceğine kavuşmasını elbette destekliyoruz ancak geçmişte çıkarılan öğrenci aflarının sonuçlarına baktığımızda önemli bir gerçekle de karşı karşıya kalıyoruz. Öğrenciyi üniversiteye geri döndürmekle onun eğitimini tamamlamasını sağlamak aynı şey değildir. Açıklanan verilere göre 2022 yılında çıkarılan öğrenci affıyla yükseköğretime geri dönenlerin yalnızca yüzde 15,8'i eğitimlerini tamamlayarak mezun olabilmişlerdir. Bu acı tablo öğrenci affının tek başına yeterli olmadığını açıkça göstermektedir. Af kapıyı açmış ancak gençlerin önemli bir bölümü o kapıdan mezuniyete kadar yürüyememiştir. Öyleyse, önce şu soruyu sormalıyız: Bir öğrenci neden okulunu bırakır? Birinci derecede yoksulluk. Gençlerimiz barınacak yurt bulamadıkları, yüksek kiraları ödeyemedikleri için eğitimden vazgeçmektedir. Beslenme, ulaşım, kitap, kırtasiye, bilgisayar ve benzeri giderlerini karşılayamadıkları için vazgeçiyor. Bu gençlerin yaşadığı gerçekleri görmeden yalnızca kayıt hakkı tanımanın sosyal devlet anlayışıyla bağdaşır bir tarafı yoktur. Gençlerimiz haklı olarak soruyor: "Okusam da bir iş bulabilecek miyim? Aldığım diplomayla kendi mesleğimi yapabilir miyim? Yıllarca eğitim gördükten sonra emeğimin karşılığını alabilecek miyim?" Üniversite mezunlarının düşük ücretle güvencesiz ve eğitimleriyle ilgisi olmayan işlerde çalıştığı bir ülkede gençlerin eğitimle ve gelecekle kurduğu bağı AK PARTİ iktidarı maalesef zayıflattı. Bugün üniversiteyi kazanmak üniversiteyi bitirmeye yetmiyor. Cumhuriyet, yoksul bir köy çocuğuyla varlıklı bir ailenin çocuğunu aynı okul sırasında eşit yurttaşlar olarak buluşturma iddiasıdır. Yine, cumhuriyet, çocuğun kaderini ailesinin cüzdanına, doğduğu şehre ve sosyal devlet konumuna göre teslim etmemektir. Peki, ne yapmalıyız? Üniversiteye geri dönen öğrencilere öncelikle eğitimini sürdürülebilir yurt ve burs verilmesini sağlamalıyız, barınma, beslenme ve ulaşım destekleriyle güçlendirmeliyiz, katkı payları ve öğrenim ücretleri, harçlar için yeni bir bakışla yaklaşmalıyız. Af çıkarmak kolay ama af yetmiyor, asıl sorumluluk, öğrencinin üniversitede kalmasını sağlayacak koşullarla sosyal devlet anlayışının gereğini yapmaktan geçiyor. Bugün Türkiye'nin yetişmiş insan gücü başka ülkelere gidiyor, bütüncül bir akademik yapılandırmaya acilen ortak bir akılla ihtiyaç var. Genç bilim insanlarımızı laboratuvarlar, kütüphaneler, teknokentler değil havalimanlarından gözü yaşlı anneleri yurt dışına uğurluyor. Bu tablo yalnızca gençlerimizin kaybı değildir, bu ülkenin kaynaklarının, emeğinin ve geleceğinin kaybıdır, görmezden gelemeyiz. Bir ülkenin yetiştirdiği bilim insanlarını kendi kurumlarında tutamaması yalnız ekonomik değil, aynı zamanda, millî, stratejik de bir sorundur.

Teklifteki en sakıncalı düzenlemelerden biri de öğretim elemanlarının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulmasına ilişkin hükümdür. Üniversitelerde güvenlik kavramı siyasi görüşü ölçmenin, eleştirel düşünceyi cezalandırmanın veya akademik kadroları siyasi tercihlere göre biçimlendirmenin aracına dönüştürülemez. Üniversiteler korkunun değil özgür düşüncenin, yaratıcı beyinlerin vücut bulduğu alanlardır. Üniversite, iktidarların alkış salonu, siyasi partilerin de arka bahçesi değildir. Üniversitelere alınacak öğretim üyelerinde, elemanında aranması gereken ölçütler bellidir; Türkiye Cumhuriyeti ve değerlerine inanan, bilimsel çalışmaları, araştırma kapasitesi, ders verme yeterliliği, akademik etiğe bağlılığı, bunun adı da liyakattir. Liyakat, akrabalık ve siyasi yakınlık, herhangi bir kişiye, gruba, cemaate veya zümreye, partiye bağlılık asla değildir. Bu düzenlemenin yaratacağı en büyük tehlike yalnızca bazı insanların kadroya alınmaması da değildir. Biz de uygulanıyor mu? Üzgünüm. Asıl tehlike genç bilim insanlarının yüksek lisans ve doktora yıllarında kendilerine şu soruları sormasında başlamaktadır: "Bu konuyu çalışırsam başıma ne gelir?" "Bu sonucu açıklarsam kadro bulabilir miyim? "Bu görüşü dile getirirsem ileride karşıma ne çıkar?" Bilimin cesaretini kaybettirdiğiniz yerde üniversiteleriniz sıradanlaşır." Üniversitelerin sıradanlaştığı bir ülke dünyayla da rekabet edemez. Akademisyende aranacaksa ülkemize bağlılığı, Anayasa'ya, hukuka ve kamu yararına bağlılığıdır. Herhangi bir siyasi iktidara koşulsuz bağlılık değildir. Güvenlik soruşturması akademide bir sadakat soruşturmasına dönüştürülemez. İnsanların düşüncelerinin, eleştirilerinin, barışçıl faaliyetlerinin değerlendirildiği muallak dosyaların yeri üniversite kadroları değildir.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; üniversitelerimiz neden dünya sıralamasında hak ettiği yerde değil? Neden başarılı gençlerimiz yurt dışında gelecek aramaktadır? Neden akademisyenlerimiz araştırma bütçesi, kadro ve özgürlük sorunu yaşamaktadır? Neden bilimsel yayınların niteliği sürekli tartışılmaktadır? Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği hedef açıktır. "Eğer bir gün benim sözlerim bilimle çelişirse bilimin dediğini esas alınız." demiştir.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisinin yükseköğretim vizyonu açıktır. Biz YÖK'ün merkezi vesayet anlayışından kurtarıldığı, üniversitelerin bilimsel, idari ve mali özerkliğe kavuştuğu, rektörlerin siyasi sadakatle değil, akademik liyakat ve üniversite iradesiyle belirlendiği, akademik yükselmelerde tek ölçünün bilimsel başarı ve etik olduğu, kadroların kişiye göre değil, üniversitenin ihtiyacına göre açıklandığı, genç akademisyenlerin güvenceli koşullarda çalışabildiği, araştırma bütçelerinin güçlendirildiği, üniversite-sanayi iş birliğinin gerçek teknoloji ve katma değer ürettiği, öğrencilerin üniversite yönetimine katıldığı, çoklu düşüncenin suç değil, zenginlik sayıldığı, bilim insanlarının korkmadan konuşabildiği, laik, bilimsel, özgür ve dünyayla yarışan üniversiteler istiyoruz. Unutmayalım, üniversiteler susunca yalnızca bilim değil, demokrasimiz de susar. Cumhuriyet Halk Partisi olarak hiçbir gencin yoksulluk nedeniyle eğitiminden kopmadığı, hiçbir akademisyenin düşüncesi nedeniyle dışlanmadığı, bilimin siyasetin değil, insanlığın hizmetine sunulduğu, özgür, özerk, evrensel ölçütlerde bir yükseköğretim sistemi için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

KADİM DURMAZ (Devamla) - Şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyor, bu yasa teklifine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak "hayır" diyeceğimizi ilan ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)