| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 117 |
| Tarih: | 29.07.2026 |
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Başkanım, teşekkür ediyorum.
Kanunun 3'üncü maddesi hakkında Yeni Partinin görüşlerini aktarmak üzere huzurunuzdayım.
Hepinize saygılar sunuyorum.
3'üncü madde aslında her ne kadar öğretim üyelerinin, sözleşmeli öğretim üyelerinin yani 67 yaşından sonra üniversitede devam eden sözleşmeli öğretim üyelerinin özlük haklarını göz önüne alan bir madde olsa bile aslında bu yıllarca Türkiye'de yükseköğretim sisteminin plansızlığı, akademik insan kaynağındaki politikasızlığı ve üniversitelerin kronik sorunlarını ortaya çıkaran bir madde. Öncelikle şunu belirtmek isterim: Yeni Parti olarak ömrünü bilime adamış insanlara, öğrenci yetiştirmiş, akademik çalışma yapmış, bilimsel araştırma yapmış herkese saygımız sonsuz. Bunların bilgilerinden, birikimlerinden yararlanmak tabii ki çok kıymetli, buna kimse itiraz edemez ama bizim itirazımız bu problem yıllardır yönetilen, yanlış yönetilen yükseköğretim politikalarının ortaya çıkardığı bir sonuç. Bunu da ancak böyle günü kurtaran birtakım önlemlerle çözmeye çalışıyoruz. Bu aslında itiraz edilmesi gereken bir durum.
Burada teklifle ne getiriliyor? Yaş haddinden sonra sözleşmeli olarak çalışan öğretim üyelerinin mali haklarında düzelme yani bunlara ek ders ücretleri, akademik teşvik, bunları vermek için sanki normal statüde çalışan öğretim üyeleriyle aynı statü getiriliyor. Bu çok önemli bir şey fakat burada Yükseköğretim Kurulunun bir baskısını görüyoruz yani Yükseköğretim Kuruluna bırakıyoruz her şeyi. Bir bölüm kimi alacak, nasıl alacak, hangi kriterleri arayarak, neleri dışlayarak ya da neleri kabul ederek alacak, bunu tamamen Yükseköğretim Kuruluna bırakıyoruz. Buna itiraz ediyoruz çünkü bir bölümün içinde eğer birisi alınacaksa ve bu çalıştırılacaksa bölüm içindeki kişilerin oylarına, onların görüşlerine, alınacak kişilerin niteliğine bağlı olarak mutlaka bunun değerlendirilmesi gerekiyor. Yani eğer siz bölümde buna onay verirseniz ve oylama yaptınız, öğretim üyelerinin çoğu buna katılırsa bunu çalıştırmanızda sakınca yoktur, bunu da YÖK'e onay için sunarsınız, kabul edilir ama burada tamamen YÖK'ün belirlediği kriterlere göre almak çok doğru değildir. O zaman birtakım subjektif ve liyakate bağlı olmayan atamalar ortaya çıkacaktır. Bütün arkadaşlarımız bu konuya değinecektir, o zaman belki yandaşlık, belki size oy vermiş ya da sizinle birlikte davranan arkadaşlarımıza öncelik vermek gündeme gelebilecektir.
Soruyoruz: Bugüne kadar aynı işi yapan, aynı dersi veren, aynı öğrenciyi yetiştiren bir sürü insan vardı. Bugüne kadar bunlar sözleşmeli olarak çalışıyorlardı. Bugüne kadar bunların hakları niye verilmedi? Eğer bunu yaptıysa bu mali haklar niye sakınıldı bu insanlardan? Demek ki burada baştan beri bir adaletsizlik vardı, o adaletsizliği düzeltmek yerine, yeni bir sistemi tartışmak yerine sadece sonuçlarını makyajlıyoruz. Yani geçmişe yönelik bir şey çıkarıyoruz, bundan sonra artık bu olsun diyoruz ama yıllardır bu insanlar çalıştılar ve emek verdiler ama bunların bir karşılığı yok.
Asıl mesele şu: Türkiye'de 75 yaşına kadar bir öğretim üyesi neden çalışmak ister ya da öğretim üyesini Türkiye Cumhuriyeti devleti neden 75 yaşına kadar çalıştırmak ister, bunu düşünmek lazım. Bunun nedeni, yıllarca üniversitelerde, maalesef, akademik insan kaynağının iyi planlanmamasından kaynaklanmakta. Genç akademisyenler liyakat yerine başka kriterlerle atandılar. Doktor öğretim üyeleri, doçentler yıllarca kadro beklediler. Bugün binlerce bilim insanı işsiz ya da yurt dışında kariyer arıyor. Beyin göçünü konuştuğumuz bir dönemde, genç akademisyenlere güven veren bir sistem kurmak yerine emeklilik sonrası istihdamı genişletmek sorunun kaynağını çözemez çünkü akademide bir sürü kadro bekleyen insan var. Dolayısıyla, elbette, deneyimli akademisyenlerden yararlanalım ancak bu, genç bilim insanlarının önü kapatılarak yapılamaz. Üniversite sadece tecrübeyle değil aynı zamanda gençliğin dinamizmiyle gelişir. Gençliğin dinamizmini mutlaka üniversiteye getirmemiz lazım. Akademide kuşaklar arasında sağlıklı bir geçiş sağlanamazsa bilim üretimi de sürdürülemez. Yıllardır üniversite özerkliğinden söz ediyoruz ki ancak her yeni düzenlemede üniversiteler biraz daha merkezîleştiriliyor, biraz daha otokratikleştiriliyor ve biraz daha merkeze bağlı olarak davranmak zorunda kalıyor. Üniversiteler YÖK'ten gelecek kontenjan kararlarını beklemeyen kurumlar olmalı, üniversiteler kendi akademik planlamalarını yapabilmeli, gerekirse o personellerini kendileri alabilmelidir.
En büyük sorun, bilimsel özgürlüğün gerilemesi. Akademik liyakat zedelenmiştir. Araştırma bütçeleri yetersizdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
MÜHİP KANKO (Devamla) - Uluslararası sıralamalarda gerileyen üniversitelerimize sadece maaş düzenlemesi yaparak bilim dünyasını ayağa kaldıramayız. Nitelikli bilim üretmek istiyorsanız akademik özgürlüğü güvence altına almak lazım, liyakati esas almak lazım. Genç kadrolara umut ve kadro verilmelidir. Üniversiteleri siyasi müdahalelerden mutlaka uzak tutmak lazım.
Biz Yeni Parti olarak deneyimli akademisyenlerimizin haklarının korunmasını destekliyoruz. Ancak bu düzenlemenin yükseköğretim sistemindeki yapısal sorunları çözemediğini, yalnızca günü kurtarmaya yönelik geçici bir adım olduğunu düşünüyoruz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)