GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:117
Tarih:29.07.2026

YENİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde yargının bağımsız ve tarafsız olmaması yanı sıra, iş yükünün fazlalığı nedeniyle ortaya çıkan sonuç vatandaşın adaletsiz bir yönetime maruz kalmasıdır. Türkiye'de adli yargıda hâkim başına açılan dosya sayısı 454, savcılıkta bir dosyanın görülme süresi ise üç yüz doksan üç gündür. Yargılamanın haksız yere uzaması kişinin itibarını zedeler, bu da lekelenmeme hakkına aykırıdır. Geciken adaletin adalet olmadığını herkes söyler; Türkiye'de adalet gecikmektedir, öyleyse adalet yoktur. Devlet adaletsiz olunca, hukuk devleti olmaktan çıkınca ne kanunlar ne Anayasa ne de Anayasa Mahkemesi kararları bir anlam ifade etmektedir. Son on yılda kamuoyunca da yakından takip edilen Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Can Atalay ve Tayfun Kahraman'ın başvuruları hakkında verilen ihlal kararlarına uyulmaması Türkiye'nin bir hukuk devleti olmaktan ne denli uzak olduğunu ortaya koymakta, "Herkes adil yargılanma hakkına sahiptir." diyen Anayasa’nın 36'ncı maddesi ile "Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar." diyen Anayasa’nın 153'üncü maddesinin son fıkrasının iktidar ve aparatlaştırdığı yargı tarafından fiilen ilga edilerek geçersiz kılındığı gerçeğini gözler önüne sermektedir. Anayasa’nın ve Anayasa yargısının etkinliğini yitirmesi vatandaşın Anayasa'da yazılı hak ve özgürlüklerinin hukuk güvencesinden yoksun kalması sonucunu doğurmaktadır. Bu sebeple, 18.450 başvuruyla Türkiye AİHM'de hakkında en çok derdest hak ihlal dosyası bulunan ülkedir. Bugün Türkiye'de hukuki güven ilkesinin 3 unsuru yani öngörülebilirlik, istikrar ve geriye yürümezlik esasları geçerli değildir. Dolayısıyla, yerel mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin yetkilerini sorgular ve kararlarını dahi tanımaz hâle geldiği Türkiye'de hukuken her an her şey olabilir.

Bu vesileyle, bir tehlikeye işaret etmek istiyorum: AİHM'in geçmiş tarihli Şahin Alpay kararında belirttiği Anayasa Mahkemesine verilen yetkilerin başka bir mahkeme tarafından sorgulanması hukuk devleti ve hukuk güvenliğinin temel ilkelerine aykırıdır. Bu ilkeler keyfîliğe karşı sağlanan korumanın temel taşlarıdır. AYM'nin başvurucu tutukluğunun Anayasa 19/3 maddesinin ihlali olduğu yolundaki açık kararından sonra tutuklamanın hâlâ devam etmesi bunu hukuka uygun ve yasayla öngörülen bir prosedür olmaktan çıkarmaktadır yani hak ihlali kararından sonra devam ettirilen bu tutukluluk ve hükümlülük artık hukuki değil, fiilî bir durumu ifade etmektedir.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) - AİHM 2018 yılında kabul ettiği Şahin Alpay kararında Anayasa Mahkemesinin etkili bir iç yargı yolu olduğu konusunda ciddi kuşkular olduğunu ve Anayasa Mahkemesi kararları ilk derece mahkemeleri tarafından uygulanmamaya devam ederse Anayasa Mahkemesinin etkili bir iç yargı yolu olmadığı yönünde karar verebileceğini belirtmiştir. Türkiye'yi bekleyen tehlike, özellikle, uyulmayan Anayasa Mahkemesi kararları AİHM'ye götürüldüğü takdirde AİHM'nin, ilk derece mahkemesinin tutumundan hareketle, Anayasa Mahkemesinin etkili bir yargı yolu olmadığı sonucuna varmasıdır. Bunun anlamı, Anayasa'da düzenlenen bireysel başvuru hakkının defakto ortadan kalkmasıdır. Başta, sistemin baş oyuncusu Anayasa Mahkemesi olmak üzere hiç kimse bireysel başvuru sisteminin ortadan kalkmasına seyirci kalmamalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)