| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 115 |
| Tarih: | 24.07.2026 |
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin, PTT bünyesindeki personelin idari hizmet sözleşmeli statüye geçirilmesini düzenlediği iddia edilen ama düzenden ziyade kaos getiren, iş barışını bozan, aidiyeti zayıflatan, zaten var olan eşitsizliği... Aynı işi yapan personel 3 ayrı statüye dağıtılmış olabilir mi? Aralarındaki maaş farkı yüzde 100 oranında olabilir mi? Zaten var olan eşitsizliği gidermek iddiasıyla daha da derinleştiren ve aslen güvence altına alabildiği tek şey iş güvencesizliği olan 26 ve 27'nci maddeleri üzerine bazı önergeler verdik Komisyonda; çalışanların çok temel ve insani zorunluluklarını hiç değilse karşılayabiliriz umuduyla ama bir umursamazlık duvarına çarptı. Oysa idari hizmet sözleşmesiyle istihdam edilen personelden geçiş öncesinde kanunun ilgili bendi kapsamında sigortalılığı bulunanların yazılı talepleri olması şartıyla bu statülerinin korunması ve emeklilik haklarının önceki statülerine göre değerlendirilmesi bir yasal zorunluluktur. Onca çalışanı nasıl rızaları hilafına başka bir statüye geçirebilirsiniz? Bu, hukuk devleti niteliği sakatlanmamış her ülkede açık bir hak ihlalidir, hukuki güvenlik ilkesinin ihlalidir.
İkinci olarak, gerekçe göstermeden nasıl sözleşme sonlandırılabilir; Ali kıran, baş kesen rejiminde miyiz biz? İdari hizmet, sözleşmeli personel için sözleşmenin sona erdirilmesinin objektif, somut ve ölçülebilir gerekçelere bağlanması gerekir, personele tam ve eksiksiz savunma hakkı tanınması gerekir ve bu süreçte bütün mali haklarının da korunması gerekir. Bunlar, Komisyonda sınırlı sürede sizlere dert anlatmaya çalışan haberleşme sendikalarının hususi istekleri değil, evrensel hukuk ilkelerinin gereğidir.
Ve son olarak, yüzde 50 sınırlandırılmasının kaldırılarak talep eden tüm personele geçiş hakkı tanınması ve isteyen personelin PTT Sağlık Yardım Sandığı üyeliğini kendi imkânlarıyla sürdürebilmesinin önünün de açılması gerekir ama olmayacağı ortada maalesef.
İdari hizmet sözleşmesine geçmeyen veya geçiş hakkı kısıtlanan personelin de başka kamu kurumlarına naklinde yine bütün mali haklarının, unvanlarının, görev derecelerinin ve emekliliğe esas tüm özlük haklarının hiçbir kayba uğramadan korunması gerekir. Velhasıl kamu personel rejimi hukuki belirliliği esas almak mecburiyetindedir, kazanılmış hakları korumakla mükelleftir, güvenceler üzerinde Demokles kılıcı sallandırmak değil, emeği güvence altına almakla mükelleftir ve bunları esas alan bir standart tesis edilmelidir. Palyatif torba düzenlemeleri çözüm değildir.
Değerli milletvekilleri, bugün 24 Temmuz, "Basın Bayramı" diyor kimileri; hep söylüyorum, yas evinde bayram olmaz. Mezunları arasında işsizlik oranı yüzde 20'lere dayanmış, iş güvencesi yok, sendikası yok, mesai mefhumu yok. Teröristleri dağdan indirmeye hazırlananlar için katiller değil, hainler değil, caniler değil, gazeteciler olmuş terörist. Bebeklerin körpe bedenlerini paramparça edenler değil, gazilerimizi kolundan bacağından eden, Mehmetleri şehit eden patlayıcılar, tarayıcılar değil, haber olmuş artık silah. Neyin bayramını kutlayacak gazeteci? "Sansürün kaldırılmasının yıl dönümü." diyor kimileri de; kaldırıldı mı peki? Sansür yasası var bu ülkenin. Sansür yasası olan ülkede sansürün kalkmış olma imkân ve ihtimali var mıdır? Bizatihi Anayasa Mahkemesinin "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetine müdahaledir." dediği Dezenformasyonla Mücadele Merkezi belirliyor halkın neyi bilip neyi bilemeyeceğini? Anayasal olmayan bir kuruluş eliyle anayasal haklarımız çiğneniyor, haber alma hakkımız engelleniyor. Bundan âlâ sansür olur mu? Siyasi tarihin en büyük operasyonlarından biri yapıldı İstanbul Büyükşehir Belediyesine. İçişleri Bakanlığından önce, Adalet Bakanlığından önce Kültür Bakanlığına bağlı RTÜK açıklama yaptı gece 01.00'de: "Soruşturmalar tamamen hukuk çerçevesindedir, bunun hilafına yayın yapan en üst sınırdan cezalandırılacaktır." diye.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Senin işin yayıncı kuruluşlarla; hâkim misin, savcı mısın? Nereden biliyorsun hukuki mi değil mi? Hüküm vermek senin işin mi? "George Orwell bile RTÜK gibi bir şeyi hayal edemezdi." dedi Avrupa Parlamentosu, bir de böyle hakaretamiz bir etiket yedik; bundan âlâ sansür kurumu mu olur? Bugün, basının bayramı da değildir, sansürden kurtuluşunu da ifade etmez. Bugün, basın için mücadele günüdür ve o mücadele istibdadı yenene kadar sürecektir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)