| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 115 |
| Tarih: | 24.07.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA GÜLDEREN VARLİ (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Genel Kurulu ve bizi izleyen tüm halklarımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Evinde, iş yerinde, cezaevinde, hasta yatağında ya da geçim derdinde adalet ve çözüm bekleyen halkın sesi yine duyulmadı. Bu yasa aslında emekliye sen sus bekle, emekçiye sen hiç konuşma, gence sen umut etme, kadına zaten sen yalnızsın, çiftçiye katlan ve doğaya da zaten yok edilecek bir biçimde yaklaşılıyor. Yani halkın derdi dışında torba yasada yok yok aslında. Meclisin görevi sorunları torbaya gizlemek değil, halkın derdine çözüm üretmektir. Gerçek gündem dışarıda kaldıkça bu torbada adalet değil, yalnızca erteleme çıkıyor. Yaklaşık 20 farklı kanun değişikliği öngören 34 maddelik bu teklifte PTT emekçilerinden ehliyet iptallerine, siber güvenlikten emekli maaşlarına, trafik cezalarından birbiriyle ilgisi olmayan pek çok düzenlemeye kadar her şey tek bir torbaya doldurulmuş. Neden? Çünkü Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği düzenlemeleri yeniden yasalaştırmak, yürütmenin anayasal sınırlarını aşan işlerine Meclis eliyle kılıf hazırlamak isteniliyor.
Değerli milletvekilleri, bakın, bu 34 maddenin içinde nedense halkın gerçek dertleri, yoksulluk ve açlık yok. Ama ne var? Milyonlarca emekliyi yine sefalete mahkûm eden madde var. Bu teklifte en düşük emekli aylığının 20 binden 23.552 liraya çıkarıldığı yetmiyormuş gibi bu bir müjde, bu bir lütuf olarak sunuluyor. Sokağın gerçeği, halkın gerçeği bu değil. BES-AR'ın Haziran 2026 verilerine göre 4 kişilik bir memur ailenin açlık sınırı 48 bin, yoksulluk sınırı ise 119 binin üstündedir. TÜRK-İŞ'in Haziran 2026 verilerine göre bu ülkede açlık sınırı 35 bin, yoksulluk sınırı ise 116 binin üstündedir.
Şimdi, bu teklifte, yıllardır emek vermiş 5 milyon emekliye açlık sınırının dahi yarısına kadar denk düşen rakam reva görülmüyor. Üstüne emekliye "Bekle, biraz daha sabret." denilerek sokağın gerçeğinden kaçınılıyor. Çıkın sokağın gerçeğini, emekliye verilen durumu görün; sokağın gerçeği bu değil. Bugün emeklilerin yaklaşık yüzde 60'ı açlık sınırının altında bir hayatla geçirmeye çalışıyor.
Soruyoruz: Artış oranını neye göre belirliyorsunuz, talimatla verilen TÜİK'in yüzde 17,76'lık sahte altı aylık enflasyonuna göre mi? Emekli pazara gittiğinde, kirasını ödediğinde, doğal gaz faturasına baktığında yüzde 17'lik enflasyonu mu yaşıyor? Bu teklifte emeklilerin maaşlarını gerçek yaşam maliyetleriyle değil kendi siyasi müdahalelerinizle belirlediğiniz bir sefalet sınırına hapsediyorsunuz. Geçinemeyen 60 yaş üstünde binlerce yurttaş ya iş arıyor ya da güvencesiz ve ağır işlerde çalışarak iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. İŞKUR verilerine göre 60 yaş ve üzerindeki işsiz sayısı 2025 Haziran ayına göre son bir yılda yüzde 19 artmış ve bu artışın yıldan yıla yükseldiği belirtiliyor, emeklinin aldığı maaş ise eriyip gidiyor. Emekçinin emeğinin karşılığı yıldan yıla azalırken politikalar ve yasalar böyle geliyor ve bütçe tercihiniz emekliden, emekçiden yana değil, kamusal kaynakları aktardığınız vergi aflarından ve büyük sermaye gruplarından yanadır. Bu, işsizlik sigortası fonunda da çok net görünüyor. İşçinin emeğinden, ücretinden kesilen primlerle oluşturulan bu fonu turizm sektöründeki patronlara sigorta primi desteği olarak peşkeş çekiyorsunuz. Haziran 2026 itibarıyla bu ülkede her 100 işçiden yalnızca 15'i işsizlik ödeneği alabiliyor. İşsiz fonu işsizlerin değil, patronların fonu hâline gelmiştir. 2023-2025 yılları arasında toplam 547 milyar liralık işsizlik fonu giderinin tam 298 milyar lirası sermayeye aktarılırken işçilere yapılan işsizlik ödemesi sadece 151 milyar lira olmuş. Sermaye işçinin fonundan yüzde 54 pay alırken işçinin kendisine sadece yüzde 27 pay düşüyor. İşçinin alın teriyle büyüyen fon işsizleri değil, patronları finanse etmek için kullanılıyor. Bakın, bu açıkça bir emek hırsızlığıdır. Yılların kamu kurumu PTT bünyesinde çalışan emekçileri 657 ve 399 sayılı Kanun'un onlara sağladığı güvencelerden kopararak idari hizmet sözleşmesi altında esnek ve köleci bir çalışma düzenini zorluyorsunuz. Bu sözleşmeyi kabul etmeyen personeli ise "istihdam fazlası" diyerek başka kurumlara sürgün etmenin yollarını arıyorsunuz. Çalışanları salt performans hedefleri üzerinden değerlendirip iş yükünü artıran bu sömürü sistemini asla kabul etmeyeceğiz. Bu düzenleme AKP döneminde özelleştirme rekoru kırılmasını sağlayan diğer kamu kurumlarının satışında olduğu gibi PTT'yi de özelleştirme sürecinin ön hazırlığıdır.
Değerli milletvekilleri, şimdi, bu torba yasanın içinde kültürü ve ekolojiyi de bir ranta çevirme gayreti var. Sit alanları, tarihî yapılarımızı korumak için koruma kanunlarıyla itiraz etmek isteyen yurttaşların önüne ekonomik bir duvar örülüyor. Yeniden değerlendirme başvuruları da ücrete tabi tutulacak, gerçek kişilerden 12.500, tüzel kişilerden ise 25 lira hizmet bedeli adı altında para alınacakmış yani parayı veren sermayenin, maden şirketlerinin tarihî alanları talan etmesine yasal bir rüşvet mekanizması kuruluyor; bunu da bu iktidar yapıyor. Yetmiyor tabii, aynı yasa teklifinde nükleer santral yatırımı yapan bu şirketlere 2025 yılına kadar devasa KDV ve damga vergisi muafiyetini de getiriyorsunuz, hatta Cumhurbaşkanına bu süreyi 2050 yılına kadar uzatma yetkisi veriyorsunuz. Çernobil ve Fukuşima felaketleri ortadayken doğayı katleden şirketlere vergi kıyağı çekiliyor, kendi doğasını savunan yoksul ise para cezasıyla karşı karşıya kalıyor. Ve son olarak siber güvenlik... Bu yasa teklifiyle açıkça bir dijital gözetim toplumu inşa ediyorsunuz. Siber Güvenlik Başkanlığı adı altında kurulan yapı internet altyapısına doğrudan müdahale edecek, gecikmesinde sakıncalı bulunan hâl kılıfıyla yargı kararı bile olmaksızın iki saat içinde internet sitelerini kapatabilecek, erişimi engelleyecek yetkilerle donatılıyor. Bu, güvenliği sağlamak değil, gazetecilerin, sivil toplumun, kadın örgütlerinin ve toplumsal muhalefetin sesini dijital alanda tamamen kısmak, onları ifşa etmek ve susturmaktır. Hatta hızınızı almayarak seçilmişlerin dahi sosyal medya hesaplarını kapatıyorsunuz. Bizler DEM PARTİ olarak bu teklifi reddediyoruz çünkü bu torbanın içinde yoksulun tenceresindeki, emekçinin, insanca bir yaşam isteyen emeklinin, işsiz gençlerin, engellilerin, kadınların talepleri ve gündemi yoktur. Bu, halkın gündemi değil. Bu halkın gündemi geçimdir, kiradır, markettir, elektrik faturasıdır, işsizliktir, nitelikli eğitimdir, gençlerin geleceğidir, kadınların güvenli yaşam hakkıdır ama önümüze gelen bu teklif, bu sorunların hiçbirine gerçek bir çözüm üretmiyor. Bu teklif, yandaş sermayeye vergi muafiyetini, turizm patronlarına İşçi Fonu'nu kıyak, PTT emekçisine güvencesizlik, milyonlarca emekliyi sefalete reva gören dayatmalardır. Bizler, sermayenin değil, emeğin ve onurlu bir yaşamın savunucusu olmaya devam edeceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)