| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 113 |
| Tarih: | 22.07.2026 |
GEORGE ASLAN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7'nci madde üzerine söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu'nun 42'nci maddesinde yapılan bir değişiklik kazaya uğramış, zor durumda kalan veya tehlike içinde bulunan hava araçlarına, uçuş ekiplerine ve yolculara yönelik kolluk kuvvetlerinin ve diğer yetkililerin yardım yükümlülüğünü yeniden tanımlamaktadır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de havacılık alanında yaşanan kazalara baktığımızda, temel sorunun çoğu zaman mevzuat eksikliğinden ziyade, mevcut düzenlemelerin etkin biçimde uygulanamaması ve denetim mekanizmalarının yetersizliği olduğu görülmektedir. Kâğıt üzerinde yeterli ve kapsamlı gibi görülen düzenlemeler sahada etkili ve disiplinli bir şekilde hayata geçirilmediğinde işlevini büyük ölçüde yitirmektedir. Denetim süreçlerinin zayıf kalması, ihlallerin zamanında tespit edilememesine ve gerekli önleyici tedbirlerin alınamamasına yol açmaktadır. Bu durum, sistemin yalnızca günlük operasyonlarda değil, özellikle kriz ve acil durum anlarında daha kırılgan hâle gelmesine neden olmaktadır. Arama kurtarma faaliyetlerinde yaşanan gecikmeler, kurumlar arası koordinasyon eksiklikleri ve operasyonel yetersizlikler bunun en somut örnekleridir. Oysa havacılık kazaları gibi zamanla yarışılan durumlarda ilk saatler hayati öneme sahiptir. Buna rağmen bilgi akışındaki kopukluklar, yetki paylaşımındaki belirsizlikler ve teknik altyapı eksiklikleri müdahale süreçlerini yavaşlatmakta hatta bazı durumlarda etkisiz hâle getirmektedir. Bu nedenle, yalnızca kanun metinlerine yeni ifadeler eklemekle bu sorunların çözülebileceğini düşünmek gerçekçi değildir. Esas ihtiyaç, mevcut kuralların etkin uygulanması, güçlü denetim mekanizmalarının kurulması ve kurumsal kapasitenin artırılmasıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu düzenlemeye yalnızca bir havacılık meselesi olarak bakmak da eksik bir yaklaşım olacaktır. Aslında, mesele, Türkiye'nin afetlere ve krizlere genel yaklaşımıyla doğrudan ilişkilidir. Afet yönetimi, hazırlık müdahale aşamalarının bütüncül bir şekilde ele alınmasını gerektirir ancak pratikte bu aşamalar arasında kopukluklar yaşandığı, kurumlar arası iş birliğinin yeterince sağlanamadığı bilinmektedir. Özellikle büyük ölçekli afetlerde bu sorunlar daha belirgin hâle gelmektedir. Depremde, geniş alanları etkileyen felaketlerde ilk müdahale sürecinde yaşanan aksaklıklar çoğu zaman hayat kurtarma kapasitesini doğrudan etkilemektedir. Yetki karmaşası hangi kurumun hangi anda sorumluluk alacağına dair belirsizlikler ve merkezi ile yerel yönetimler arasındaki koordinasyon eksiklikleri müdahaleyi geciktirmektedir. Ayrıca, lojistik planlamadaki eksiklikler, ekipman ve personel dağılımındaki dengesizlikler de sahadaki etkinliği azaltmaktadır. 6 Şubatta yaşanan büyük deprem felaketinde de benzer sorunlar ortaya çıkmıştır, ilk saatlerde iletişim altyapısının çökmesi, arama kurtarma ekiplerinin bölgeye ulaşmasında yaşanan gecikmeler ve farklı kurumların eş güdüm içinde hareket edememesi müdahale sürecini zorlaştırmıştır. Yerel inisiyatif ile merkezî yönetim arasındaki koordinasyonun yeterince sağlanamaması bazı bölgelerde müdahalenin gecikmesine neden olurken diğer bölgelerde ise kaynakların verimsiz kullanılmasına yol açmıştır. Bütün bunlar bize şunu göstermektedir: Sorun yalnızca mevzuat eksikliği değil, daha çok uygulama kapasitesi, kurumsal koordinasyon ve denetim mekanizmalarının zayıflığıdır. Bu nedenle, çözüm de yeni kanun maddeleri eklemekten çok kurumlar arası iş birliğini güçlendiren, kriz allarında hızlı ve net karar alınmasını sağlayan, sahada etkinliği artıran bir yönetim anlayışının hayata geçirmekten geçmektedir. Aksi hâlde, farklı alanlarda yaşanan benzer sorunlar tekrar etmeye devam edecektir diyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)