| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 113 |
| Tarih: | 22.07.2026 |
ÖZNUR BARTİN (Hakkari) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin kamusal hizmetlerin ve kamu düzeninin finansman mantığını şekillendiren 4'üncü maddesi üzerine konuşacağım.
Bu kürsüden iktidarın kâğıt üzerindeki soğuk rakamlarının arkasına sakladığı toplumsal hakikati yani yaşamın kendisini, daha doğrusu Hakkâri'de yaşamın nasıl çekilmez kılındığını konuşmak zorundayız. Foucault'un ifadesiyle modern iktidar biçimleri yaşatmak ve ölüme terk etmek arasında bir hat çizer. Hakkâri'de bugün karşı karşıya olduğumuz tablo tam da bu ölüme terk etme yani açık bir biyopolitik kuşatma tablosudur. Hakkâri'de gençler, kadınlar, yaşlılar birer birer yaşamdan kopuyor, iktidar bu ölümleri "münferit" "psikolojik" ya da "adli vaka" diyerek geçiştiremez. Bir kentte ölümler sıklaşıyor, intiharlar çığ gibi büyüyor ve kadın cinayetlerinin üzeri şüpheli ölüm kılıfıyla kapatılıyorsa orada bireysel bunalımlar değil, devletin koruyucu kamu yükümlülüğünü bilinçli bir biçimde terk etmesi vardır.
Hakkâri'de sadece 2026 yılında yaşanan can kayıplarına bakın: Ocak ayında Biçer Mahallesi'nde, Şemdinli'de, Durankaya'da yaşanan intiharlar ve şüpheli ölümler, şubatta Yüksekova'da gencecik F.G.'nin, Üzümcü'de H.K.'nin, Çavuşlu'da 5 çocuk annesi bir kadının şüpheli şekilde yaşamını yitirmesi, mayısta Berçelan'da 17 yaşındaki A.Z.'nin, haziranda Yüksekova'da Ö.K.'nin şüpheli ölümleri, daha birkaç gün önce 15 Temmuzdan itibaren Çukurca Üzümlü'de Zap Suyu'nda cansız bedeni bulunan 70 yaşındaki R.K. ve Van İpekyolu'nda yaşamını yitirmiş hâlde bulunan Geçitli köyünden 27 yaşındaki R.E., Kıran Mahallesi'nde H.Ç. ve Şemdinli Beyyurdu'nda H.C. Bu isimler birer istatistik değil, yarım bırakılmış hayatlar, parçalanmış hanelerdir. İktidar, kente bütüncül bir ruh sağlığı ve intiharı önleme stratejisi getirmek yerine ölüm kütüklerini tutmakla yetinmektedir
Değerli milletvekilleri, yaşam hakkı yalnızca nefes almaktan ibaret değildir, insan onuruna yaraşır bir altyapı, sağlık ve istihdam güvencesidir. Peki, Hakkâri'nin sağlık gerçekliği nedir? Bakın, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının SEGE 2025 verileri açıkça gösteriyor: Hakkâri sosyoekonomik gelişmişlikte 77'nci, sağlık alt boyutunda ise 79'uncu sıradadır. Türkiye ortalamasında 10 bin kişiye 25,8 hekim düşerken Hakkâri'de bu sayı sadece 14,3'tür. Yoğun bakım yatak kapasitesi ülke ortalamasının yarısına bile ulaşamamış, 2,80'de kalmıştır. Aile hekimi başına 3,171 yurttaş düşmektedir. Bebek ölüm hızı yüzde 10,80'le ülke ortalamasının üzerindedir. Bu, bir coğrafi kader değil, bilinçli bir kamusal yatırımsızlık tercihidir. SES Hakkâri Şubesinin sahada tespit ettiği gerçekleri görün artık. Koskoca Yüksekova Devlet Hastanesinde bir anjiyo ünitesi dahi yoktur, otopsi işlemleri dahi yapılamamaktadır. Hakkâri il merkezinde ve Yüksekova'da kadın doğum ve çocuk hastanesi yok. Uzman hekim yokluğundan dolayı MR ve tomografi sonuçları ehil olmayan firmalara yaptırılmakta, yanlış tanılar konulmaktadır. Aile sağlığı merkezlerinde temel aile planlaması malzemeleri dahi bulunmamaktadır. Üstelik sağlık emekçileri liyakatsiz yöneticilerin idari keyfîliği, baskısı ve mobbingi altında ezilmektedir.
Hakkâri gençliği bir yandan bu sağlıksızlık ve sosyal çöküşle boğuşurken diğer yandan özel savaş politikalarının, madde bağımlılığının ve derin geleceksizliğin karanlığına itilmektedir.
İŞKUR alımlarında dönen dolaplar basına sızan kayıtlarla ifşa olmuştur. AKP Hakkâri İl Başkanının toplantı odalarında liste usulü iş dağıttığı, mülki idare amirlerini tehdit ettiği, sıfır gelir kriterlerini kendi yurttaşları lehine çiğnediği ortalığa saçılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
ÖZNUR BARTİN (Devamla) - Hakkâri gençliği, işsizlikten ve yoksulluktan geleceğe dair umutlarını kaybederken, kamu kaynakları AKP iktidarının teşkilatlarının rüşvet ve sadakat dağıtma mekanizmalarına dönüştürülmüştür. İşte bu yüzden diyoruz, Hakkâri'de yaşanan sağlık, ekonomi ve adalet alanındaki çöküş tesadüf değildir. Gençleri geleceksizliğe, kadınları güvencesizliğe, hastaları sevk yollarında yaşamını yitirmeye, halkı ise çaresizliğe mahkûm eden bu rejim kendi bekasını halkın yoksullaşması üzerine kurmuştur. Bu sömürü ve ihmal düzenine karşı eşitlik, adalet, özgürlük ve yaşam hakkı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)