| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 113 |
| Tarih: | 22.07.2026 |
CEMALETTİN KANİ TORUN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Çözüm sürecinin önemini bu kürsüden her fırsatta dile getiriyorum çünkü bu mesele herhangi bir siyasi partinin meselesi değildir. Bu mesele, yüzyılı aşkın bir geçmişe sahip Türkiye'nin enerjisini, kaynaklarını ve en önemlisi toplumsal huzurunu tüketmiş tarihî bir meseledir, çözüldüğünde sadece bir kesim değil, 86 milyon kazanacaktır, çözülmediğinde ise kaybeden yine hepimiz olacağız. İşte, bu nedenle, bu sürecin siyasi hesapların ötesinde değerlendirilmesi gerektiğini her seferinde ifade ediyorum.
Geçtiğimiz haftalarda Diyarbakır'daydım, sokakta karşılaştığım insanlar da çayını içtiğim, esnaf da görüştüğüm kanaat önderleri de bana aynı soruyu sordu: "Bu süreç gerçekten ilerliyor mu?" "Hükûmet bu konuda samimi mi?" "Bu iş olacak mı?" İnsanlar artık büyük vaatler duymak istemiyor, artık somut adım görmek istiyor, belirsizlikten yorulmuş durumdalar. Şimdi, hafta sonu Van'a gideceğim, eminim ki yine aynı sorularla karşılaşacağım. Yine aynı beklentiyi, aynı umudu ve aynı endişeyi dinleyeceğim. Buradan AK PARTİ sıralarına ve tüm Meclise bir çağrıda bulunmak istiyorum: Çerçeve yasa çıkmadan bu Meclis tatile giremez. AK PARTİ genel merkez yöneticileri, AK PARTİ grup yönetimi ve Meclis Başkanı bu yasanın çıkmasından sorumludur. Eğer savsaklarsanız, yasayı çıkarmadan tatile gitmeye çalışırsanız yakanıza yapışırız. Allah korusun, bu süreç bozulursa bunun hesabını tarihe karşı da millete karşı da veremezsiniz. Elinizi taşın altına koyun artık, savsaklamayı bırakın.
Değerli milletvekilleri, her konuşmamda aynı cümlenin altını çiziyorum: Bu meselede ya herkes kazanacak ya da herkes kaybedecek. Bu yüzden, bugün gördüğümüz bu yavaşlığı, bu isteksizliği ve bu heyecan eksikliğini gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Zaman uygun, zemin uygun, toplumsal destek her zamankinden daha güçlü, uluslararası şartlar da geçmiş dönemlere kıyasla çok daha elverişli. Peki, biz daha neyi bekliyoruz? Tarih bize gösteriyor ki bazı fırsatlar bir kez gelir, elimizden kaçırırsak aynı şartları yeniden yakalamak çok zor olur. Bugün bu imkânı bürokratik yavaşlığa ya da siyasi tereddütlere kurban etme lüksümüz yoktur ancak değerli arkadaşlar, mesele sadece çözüm sürecinin yavaş ilerlemesi değildir. Bugün Türkiye'nin hangi sorununa baksanız dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz. Ekonomide de hukukta da dış politikada da eğitimde de toplumsal barışta da karşınıza çıkan ana sorun yönetim sistemidir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi Türkiye'nin sorunlarını çözmek için kurulmuştu, geldiğimiz noktada ise sorunların kendisi hâline gelmiştir. Bugün gençler geleceklerini yurt dışında arıyorsa, insanlar siyasetten umudunu kesiyorsa, yargıya güven her geçen gün azalıyorsa, bürokrasi vatandaşın değil kendi hiyerarşisinin ihtiyaçlarına göre hareket ediyorsa bunun sebebi bütün yetkiyi tek merkezde toplayan bu yönetim anlayışıdır. Bu sistemle gidilecek yeni bir seçim, kim kazanırsa kazansın ülkemize yeni krizler üretecektir. O hâlde, gelin, bu kısır döngüyü birlikte kıralım; gelin, krizleri seçim sonrasına bırakmayalım, bugün bu Mecliste çözelim. Ülkemizin geleceğini ipotek altına alan bu sistemi geride bırakalım ve güçlendirilmiş parlamenter sistemi hayata geçirelim. Bu Meclis önce sistemi değiştirsin, sonra Cumhurbaşkanını seçsin; ardından da bürokrasinin değil millet iradesinin belirleyici olduğu yeni bir seçime gidelim çünkü çözüm sürecinin kalıcı başarısı da ekonominin güçlenmesi de ancak güçlü bir demokrasiyle mümkündür. Güçlü bir demokrasi ise ancak güçlü bir Meclisle ve kuvvetler ayrılığına dayanan bir yönetim anlayışıyla mümkündür; bunu başarabilecek irade de bu çatı altındadır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)