GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:113
Tarih:22.07.2026

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi ve özellikle de kamuda kadrolaşmanın mağduru olan, hukuki hiçbir dayanağı olmadan bir gecede ihraç edilen KHK mağdurlarını, yerin yedi kat altında direnerek hakkını arayan madencileri, sokaklarda darbedilen öğretmenleri ve emeğine sahip çıkan herkesi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Bugün emekçilerin her an deneyimlediği, bizim her an her yerde söylediğimiz üzere bu düzen bir emek sömürü üzerine bina edilmiş ve varlığını buradan almaktadır. Her gün mevcut emek rejimi, emeğin hakkına saygı duymak, hakkına riayet etmek şöyle dursun, emeği ve emekçiyi âdeta nefessiz bırakıyor. Bu nefessiz bıraktığı tablo içerisinde Maliye Bakanı sanki bu krizin çocukların yoksullukla, gençlerin umutsuzlukla, kadınların işsizlikle, emekçilerin açlıkla karşı karşıya kaldığı tablonun müsebbibi değilmiş gibi konuşuyor, ne diyor? "Zor bir coğrafyada yaşıyoruz." diyor, "Bazı şeyleri belirleyemiyormuşuz." diyor ve "Bu mahalle zor bir mahalle." diyor. Evet, bu mahalle zor bir mahalle ve bu mahallenin zor olduğunu da en çok işçiler, emekçiler, bizler biliyoruz çünkü yoksulluk sınırının 110 bin liraya dayandığı, açlık sınırının 36 bin lirayı aştığı bu ülkede hayatta kalmaya çalışan emekçi en çok bu zor mahallede yaşıyor. Sırf hayatta kalmak için haftada ortalama 42,4 saatle -Avrupa'nın en uzun mesaisini- kölelik koşullarında çalıştırılan işçi bu zor mahallede yaşıyor. Hakkını aradığında üzerine kurşun sıkılan, yerin yedi kat altında açlık grevi yapmak zorunda kalan madenci bu zor mahallede yaşıyor. Mülakat mağduru olan, insani şartlar arayan özel sektör öğretmenleri bu zor mahallede yaşıyor. Ankara'da insanca bir yaşam için açlık grevi yaparken yerlerde sürüklenen öğretmenler bu zor mahallelerde yaşıyor ama servetlerine servet katan ultra zenginler için zor bir mahalle yok bilakis onlara tahsis edilmiş bir sömürü cenneti var. İşte, bu sömürünün bekası için, rantın devamı için, karşı çıkılan sesi kısmak için "Tamam efendim." ifadesinden, sözünden başka söz duyulmamak için bugün tüm bürokrasi, tüm kamu kurumları birer parti teşkilatına dönüştürülmüş durumda. Önümüzdeki kanun maddesinde merkez, taşra fark etmeksizin hiçbir yerde toplu iğne ucu kadar boşluk bırakmak istemeyen herkes ama herkes aynı şeyi söylesin isteyen iktidarın ciddiyetsizliğinin ve yasa yapımındaki keyfiyetinin son örneği olarak karşımızda duruyor.

Her an istikrar övgüsüyle sunulan, bugün yaşanan birçok antidemokratik ve merkezci yönetim biçimi getirilirken "Peki neler yapıldı?" sorusuna birlikte cevap arayalım. İktidar, kendi bürokratik elitini yaratmak için daire başkanlığındaki kıdem şartını on yıldan beş yıla düşürdü önce. Tecrübe ve yetkinlik ayaklar altına alındı, sadakat sahipleri âdeta paraşütle bürokrasinin en tepesine konumlandırıldı. Şimdi ne yapılıyor? Denge ve tekdüzelik sağlayacağız masalıyla bu süre yeniden on yıla çıkarılıyor. Açık ve net, kamu personeli rejimi dönemsel ihtiyaçlara göre yapboz tahtasına çevriliyor. Burada, o çok sevilen sözle ifade edecek olursak, devlet ciddiyetinin zerresini göremiyoruz. Burada klikler arası güç savaşının gölgesinde bir kadrolaşma savaşı var. Bir yanda, sırf otoriteye biat etmediği, "barış", "demokrasi", "ekmek" ve "özgürlük" dediği için KHK'lerle ekmeğinden edilen, sivil ölüme mahkûm edilen on binlerce nitelikli kamu emekçisi var, diğer tarafta ise tek ölçüt olarak muktedire sadakat var; beş yıllık tecrübeyle genel müdür, daire başkanının yapılan atamalar var.

KESK'in geçtiğimiz gün "İşimizi geri istiyoruz" şiarıyla yaptığı adalet nöbeti, işte bu kıyım ve kıyak politikalarına karşı on yıllık direnişin son hamlesidir.

Şimşek'in zor metaforuna dönecek olursak, tam olarak öyle Sayın Bakan; bu zor mahallede kamu emekçisinin emeğiyle atanma hakkı yok, sadece sadakat odaklı atamalar var, kayırma var, nepotizm var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) - Bir tarafta kayırma, nepotizm varken diğer tarafta ihraçlar var, sivil ölümler var, ekmeğe muhtaç edilmiş insanlar, kamu emekçileri var. Ancak kimse zannetmesin ki ne yerin altındaki madencinin ne açlık grevindeki öğretmenin ne de KHK'lıların ahı yerde kalacak. Emek ve özgürlük mücadelesi her gün daha da büyüyecek. Emeğe saygının, özgürlüğün yerleşik olduğu, demokratik cumhuriyeti bu zor mahallede zorbaların esas mağdurlarıyla birlikte inşa edeceğimizin sözünü bütün emekçilere vererek hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)