| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 113 |
| Tarih: | 22.07.2026 |
CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Geçen hafta tam 30 maddeyle başlayan, 34 maddeyle biten; içinde 22 tane kanun teklifi, 2 tane kanun hükmünde kararnamenin görüşüldüğü bir torba yasa görüştük Plan ve Bütçe Komisyonunda sabah onda başladı, on iki saat sürdü. Peki, neler görüştük? Kültür ve turizm var, İşsizlik Sigortası Fonu var, sanayi var, ulaştırma var, bunun dışında, özel öğretim kurumları var, bunun dışında, daha sonradan eklenen, gece sekiz buçuk, dokuzdan sonra eklenen nükleer santrallere getirilen vergi istisnası var. Birbirinden apayrı ama toplumsal hayatı etkileyebilecek 22 tane kanun teklifini bizler bazılarının etki analizi olmadan bir gün içerisinde, tali komisyonlardan herhangi bir görüş gelmeden tartışmak zorunda kaldık; bu da aslında Meclisin bu sistemde, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde yasama kalitesinin ne kadar düştüğünü gösteriyor. Bu, bu yasama yılının son torba yasasıydı çok büyük ihtimalle ama belki de en çekindiğimiz torba yasası oldu. "Neden?" diyecek olursanız, gece sekiz buçuktan sonra nükleer enerji santrallerine vergi istisnası getirilen bir kanun teklifi de önümüze sunuldu, etki analizi yok. Hazine ve Maliye Bakanlığından Gelir İdaresi Başkan Yardımcısına bunun maliyetini sorduğumuzda bir cevap alamadık ve bu son derece önemli. Türkiye'nin hem enerji politikasına aynı zamanda maliye politikasına yön verecek kanun teklifi gece sekiz buçukta etki analizi olmadan ve Plan ve Bütçe Komisyonundaki muhalefet partilerinin doğru sorularına herhangi bir cevap üretilmeden geldi. O yüzden de bu son torba yasa belki de artık bu Mecliste yasama kalitesinin ne kadar düştüğünü gösteriyor. Hepimiz biliyoruz ki bu torba yasada imzası olan kanun teklifi veren saygıdeğer milletvekilleri burada sadece kanun teklifini imzalıyor, bu kanun teklifini yazma bakanlıklara ait. Bizler de çok kısa bir süre önce ve hatta bazen saatler öncesinde Türkiye'nin geleceğini etkileyen bir kanun teklifini tartışmak zorunda kalıyoruz. O yüzden, umarım, bu torba yasa yani Meclisin iradesini ve yasama kalitesini neredeyse sıfıra indiren torba yasa pratiğine bir an önce son veririz çünkü bu, sadece Meclisin iradesini zayıflatmıyor, aynı zamanda vatandaşın Meclise olan güvenini azaltıyor. Bizler bu maddeler için Anayasa Mahkemesine başvurduğumuz zaman, Anayasa Mahkemesi bunu reddettiği zaman vatandaşın Meclise olan, bizim yasama faaliyetimize olan güveni de sarsılıyor. Dolayısıyla bu torba yasa eleştirisini, umarım, bu sefer dikkate alırsınız.
Nükleer enerji santraliyle ilgili vergi istisnasından biraz bahsetmek istiyorum. Çok önemli. Neden? Çünkü Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek vergi istisnalarının ya da vergi harcamalarının en aza indirileceğine dair açıklama yaptığı gün milyarlarca liralık bir vergi istisnası, Akkuyu olmak üzere, daha sonra yapılacak olan nükleer enerji santrallerinin tesisine, inşaatına getirildi ve biz bunun maliyetini bilmiyoruz, biz bunun sosyal, toplumsal maliyetini de bilmiyoruz. Buradan açıkça söylemek gerekiyor: Nükleer enerjiye, hele hele nükleer teknolojiye kökten bir şekilde karşı değiliz ama burada bir yatırımcı aklıyla, bir iktisadi rasyonelle hareket edilmeyen bir model var. İlk önce, modelin kendisi yap-işlet-sahip ol. Dolayısıyla bunun sahibi Türkiye Cumhuriyeti devleti ya da Türk sermayesi olmayacak. Kaldı ki en temel problemlerden bir tanesi şu: Akkuyu Nükleer Santrali'yle ilgili yüzde 49'luk Türk sermayesi için hâlâ bir sermayedar bulamadık. Türk sermayesinin inanmadığı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin inanmadığı, dolayısıyla ortak bulamadığı, bir yerli ortak bulamadığı bir nükleer santrale biz milyarlarca liralık vergi istisnası sağlıyoruz. Peki, nükleer gerçekten bizim ihtiyacımız mıdır? Dünyaya bakalım şimdi: Son yirmi sene içerisinde 104 tane nükleer tesis açıldı, 101 tane kapandı. Açılanların yarısından fazlası Çin'de. Bütün dünyada rüzgâr ve güneş enerjisiyle ilgili müthiş teknolojik değişimler oluyor. Üretim maliyetleri düşerken nükleerde hep aynı problemle karşı karşıya kalıyoruz; yatırım maliyeti yüksek, inşaat süresi çok uzun. Biz bu süre içerisinde bütün dünya depolamalı teknolojiler alanında devrim niteliğinde değişiklikler yaparken güneşe, rüzgara yüklenirken teknolojisini bilmediğimiz bir nükleer tesise vergi harcaması, vergi istisnası getiriyoruz. Bunun dışında bir şey daha var, diyorlar ki: "Bu bir enerji bağımsızlığı getirecek." Arkadaşlar, bu nükleer santral ne kullanacak? Zenginleştirilmiş uranyum, bizim zenginleştirilmiş uranyum programımız var mı? Yok. Bunu nereden alacağız? Rusya'dan alacağız ya da başka bir ülkeden alacağız. Bu bize bir enerji bağımsızlığı getiriyor mu? Hayır, getirmiyor. En ucuz ve en güvenilir enerji nedir? Kullanılmayan, verimli olarak kullanılan enerjidir. Peki, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının bütçesine baktığımız zaman burada biz de görüyoruz? Enerji verimliliğine ayrılan kaynağın giderek azaldığını görüyoruz ve böyle şartlar altında bizden milyarlarca liralık vergi istisnasını Akkuyu ve daha sonra yapılacak olan nükleer tesisler için harcamamız, bunu feda etmemiz bekleniyor ve gecenin sekiz buçuğunda bir etki analizi olmadan geldi bu. O bakımdan buna şiddetle karşı çıktığımızı söylememiz lazım.
Bütün Meclisin tartışması gereken bir başka alan siber güvenlikle ilgili. Siber güvenlik sosyal güvenlik ve millî güvenlik kadar önemli. Siber güvenlik için daha fazla bütçe ayırmamız gerektiği çok açık fakat bu Siber Güvenlik Başkanlığına verilen yetkiler tamamıyla otoriter bir devletin izini taşıyor. Bugün Siber Güvenlik Başkanlığı BTK içerisinde herhangi bir sosyal medya hesabını bir hâkim kararı olmadan kapatabiliyor. Bakın, biz de bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda sadece on beş, yirmi dakika tartışabildik. Burada Türkiye'nin geleceğiyle ilgili, Türkiye'nin konuşma özgürlüğü, fikir özgürlüğüyle ilgili bir konuşmayı, bir konuyu sadece Plan ve Bütçe Komisyonuna dakikalar ayırarak buradan Meclis Genel Kuruluna getiriyoruz. Herhangi bir özel sektör görüşü yok, herhangi bir sektör temsilcisinin sendika görüşü yok. Bunun dışında getirilen önlemlerin çok önemli bir kısmı gerçekten çok geçici çözümler getiriyor. Mesela, İşsizlik Sigorta Fonu, adından belli arkadaşlar. İşsizlik Sigorta Fonu işsizlikle mücadelede ya da işsiz kalan emekçilerin işsizliği sürecinde onlara daha rahat, daha güvenilir bir imkân sunmak için ayrılan bir fon. Sanayi politikası ve turizm politikasını ya da buradaki sanayiciyi ve turizmciyi neden İşsizlik Sigorta Fonu'yla finanse ediyoruz? 188 milyar lira ayrılmış, bakın etki analizinden 188 milyar. Biz şunu söylemiyoruz: Bugün sanayinin çok önemli problemleri var. İzlediğiniz yanlış ekonomi politikalarından dolayı sanayi üretimi son üç senedir yerinde sayıyor, sıfır artış. 300 binden fazla kişi tekstilde, hazır giyimde, deride işten çıkartıldı. Biz sanayi sektörü desteklenmesin demiyoruz. İyi de bunun kaynağı direkt olarak bizim ekimde, kasımda burada tartıştığımız bütçededir. Neden İşsizlik Sigorta Fonu'nu kullanıyoruz bunun için? Turizmin sorunları var mı? Var, tonla var. Peki, bu turizmin sorunlarını çözmek için biz neden İşsizlik Sigortası Fonu'ndaki paraya yine gidiyoruz. Neden bütçede biz daha uzun vadeli sonuçlar getirebilecek olan sanayi programına, turizm programına ödeneği görmezken her seferinde İşsizlik Sigortası Fonu'ndaki fonlara ihtiyaç duyuyoruz? Bu, tamamıyla bir fondöten ekonomisidir yani sorunları kalıcı olarak çözmeyen, tamamıyla geçici olarak sanayiciye, turizmciye genel bütçeden değil de bir fondan pay ayıran bir fondöten ekonomisidir. Aynısının en düşük emekli maaşı tartışmasında da görüyoruz. Dünyanın hiçbir parlamentosunda en düşük emekli maaşı yılda iki defa tartışılmaz arkadaşlar, en düşük emekli maaşı da tartışılmaz. Neden buna fondöten ekonomisi diyorum? Sebebi çok basit çünkü kök aylıklara herhangi bir zam yapmıyorsunuz. 1980'lerden beri emeklilik ve sosyal güvenlik sisteminde yanlış politikalar izleniyor. Bu yanlış izlenen politikalardan dolayı, yanlış ölçülen TÜFE enflasyonundan dolayı da emekli maaşları azalıyor reel olarak ve biz her seferinde en düşük emekli maaşını artırıyoruz ve bir adaletsizlik yaratıyoruz. Bu adaletsizlik de şu: Çok daha uzun çalışan, çok daha yüksek prim veren bir kişinin, bir emeklinin maaşı ile en düşük emekli maaşı arasındaki fark eriyor. Bu bir adaletsizliktir, hem de nesiller boyu da adaletsizliktir aynı zamanda. Neden? Çünkü bizden sonra gelecek olan kuşak çok kötü bir sosyal güvenlik sistemi devralıyor. Peki, siz buna kalıcı bir çözüm getiriyor musunuz? Hayır. Ya, tam tersini yaptınız bu torba yasada.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Bu torba yasada şunu yapıyorsunuz: Sosyal Güvenlik Kurumunun topladığı primlerin dörtte 1'i kadar devlet katkısı veriliyordu. Bu da iyi kötü sosyal güvenlik sistemini dengede tutuyordu. Şimdi bunu da kaldırıyorsunuz yani diyorsunuz ki: "Ben devlet olarak sosyal güvenlik sisteminden desteğimi daha da çekiyorum." Bu, Anayasa’nın 3'üncü maddesinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti devletinin sosyal bir devlet olduğu olgusuyla tamamıyla çelişmektedir. Bunu yaparken diyorsunuz ki: "Tamam, bütçeden daha az para gidecek, devlet gerekirse bu açığı kapatır." ama öbür taraftan, anlaşmaları, sözleşmeleri çoktan yapılmış bir nükleer enerji santraline sırf o inşaat bitsin diye ekstradan para veriyorsunuz, milyarlarca lira para veriyorsunuz. Bu torba yasanın o yüzden kendi içinde hiçbir tutarlılığı yok diyoruz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)