GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:113
Tarih:22.07.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine, bir torba kanun teklifi, yine aynı usul ve sorunlar. Bu düzenlemelerin gerçekten toplumun hangi sorununu çözüyor olduğu hissi muamma; işçinin, emekçinin, emeklinin, dar gelirlinin, çiftçinin, gençlerin yaşamında hangi somut iyileşmeyi yapıyor meçhul. Açıkçası bu torba kanunların temel bir karakteri oluşmuş durumda; toplumun gerçek ve acil sorunlarına bütünlüklü çözümler üretmek yerine, birbirinden kopuk düzenlemelerle günü kurtaran, mevcut sorunları daha da karmaşıklaştıran ve çoğu zaman belirli kesimlerin taleplerini karşılayan bir anlayışla hazırlanıyor. Oldubittiye getirilen düzenlemeler maalesef toplumun çıkarına değil. Bu ülkede "İşçiye, emekçiye, emekliye ve dar gelirliye sürekli olarak fedakârlık yapın." denirken, kemer sıktırılırken, sermaye gruplarına sürekli çeşitli istisna, teşvik ve kolaylıkların kapıları açılıyorsa burada ekonomik bir zorunluluk değil sınıfsal bir tercih var demektir ve ülkenin yükü emekçinin sırtında.

Sayın milletvekilleri, yılın başında bütçe yapılırken bütçenin neredeyse yarısına yakınını savunma ve güvenlik harcamalarına, faize ve vergi istisnalarına ayırdınız diye her fırsatta AKP iktidarını eleştirdik. Bütçenin ilk altı aylık sonuçları açıklandı, sizi kutlarız, planladığınız gibi harcıyorsunuz. Bakınız, ocak-haziran 2026 döneminde merkezî yönetim bütçesinden toplam 8 trilyon 730 milyar lira harcama yapılmış. Bu harcamanın en büyük kalemi yaklaşık 1 trilyon 464 milyar lirayla faiz ödemeleri. Aynı dönemde sosyal güvenlik için 723 milyar lira, sağlığa 772 milyar lira, yoksullukla mücadele ve sosyal yardımlar için 236 milyar lira, insan hakları için ise 410 milyon lira harcama yapılmış. Şimdi, bu tabloya baktığımız zaman gerçekten kaynak yokluğunu mu görüyoruz yoksa iktidarınızın tercihi faiz lobilerini mi? Yılın ilk altı ayında 86 milyon insanın sağlığına, yoksulluğuna, sosyal güvenliğine, insan haklarına, yaşam hakkına ayrılan payın toplamının 1,5 katı kadar faize harcama yapılmış durumda. Şimdi, iktidarınız demokrasiyi, insan haklarını, onurlu bir yaşamı önceleyen bir politik çizgide mi yoksa faizciye, zengine yol veren, toplumun genelinin refahını hiçe sayan, sosyal güvencesini önemsemeyen bir politik çizgide mi? Cevabı çok açık: Yıllarca prim ödedi insanlar, alın teri döktüler ve parayı, maddiyatı en az düşünmeleri gereken emeklilik dönemlerinde çalışmak zorundalar, o da sağlıkları elveriyorsa, eğer buna güçleri yetiyorsa. Açıkçası topluma acı çektiriyorsunuz ve çözümsüzlüklerinizle artık sadece ve sadece bir yüksünüz. 5 milyon emekliye reva gördüğünüz maaş birçok ilde bir ev kirasını karşılayacak kadar bile değil. Buradan soruyoruz: Neden bu kadar faiz ödemeleri? Neden vergi istisnaları, teşvikler? 2026 bütçesinin 3 trilyon lirasından fazlasını zenginler için vazgeçtiniz. İşte, bunu yaptığınız için emekliye, asgari ücretliye para yok, kaynak yok. Açlık sınırının 35 bin liraya, yoksulluk sınırının 120 bin liraya dayandığı, enflasyonun yüzde 30'ların altına düşemediği bir ekonomik gerçeklikte nasıl bunu sürdürmeye devam edersiniz? İşin trajik yanı bu bütçeyi asıl denkleştirenler ise bu bütçeden en az pay alanlar. Evet, kimden topluyorsunuz bu bütçeyi? Yüzde 60-70'ini dolaylı vergilerden, halkın geniş kesimlerinden, KDV ve ÖTV'yle ve yine emekçinin, işçinin gelirinden doğrudan keserek topluyorsunuz. Bakınız, vergiyi aldığınız kesimleri korumuyorsunuz aksine işçiden, emekçiden toplayıp zengine aktarıyorsunuz. Sonuç olarak kaynak var, tercihleriniz sınıfsal. Kapitalizmin ve emperyalizmin dişlileri arasına atmışsınız toplumu. Çarkı çevirenler ise çok acımasız ve siz iktidar çıkarlarınız uğruna tarafsınız ve tüm bunlara göz yumuyor, yandaşlık yapıyorsunuz. Bu tercihlerle kimlerin zengin olduğunu, kimlerin fukara kaldığını söylememize gerek var mı? Bu bütçede silah şirketlerine, büyük sermaye sahiplerine ve faiz lobilerine para var; asgari ücretliye, emekliye ise kemer var. Şimdi yine soralım: NATO dedi diye neden artırıyorsunuz savunma-güvenlik harcamalarını? Daha Zirve zamanlarında Cumhurbaşkanı söyledi, "Gereğini yaptık, tamamlamak üzereyiz." diye. Bu durumda sınırlı bir bütçeden nasıl kaynak yaratabilirsiniz emekliye, asgari ücretliye? Bu ülkenin silaha, savaşa değil, sağlığa, gıdaya, asgari ücretliye, eğitime para ödemeye ihtiyacı var. Bir çırpıda NATO Zirvesi için 12 milyar lira civarında parayı gözden çıkardınız. Kime ne faydası oldu bu zirvenin, toplumun hangi derdine deva oldu?

Şimdi, bu teklifin maddelerinden biri, en düşük emekli aylığının 23.552 TL'ye yükseltilmesi. Bakınız, 23.560 TL bile değil, 8 TL'nin bile hesabı yapılmış. Bütçe daha başından nasıl pay edileceğini belirlemiş, daha başından emekliye bakış açısı ortaya konulmuş çünkü sosyal güvenliğe daha bütçe yapılırken yeterince pay ayrılmamış. İşte, bu sınıfsal tercihleriniz yüzünden emekçi, emeğin değeri sizin nezdinizde karşılık bulmuyor. Bugün emekli maaşlarını neredeyse açlık sınırının yarısı düzeyinde tutuyorsunuz. Emekli, açlığa terk edilmiş durumda. Bakınız, öyle hadsiz bir noktaya gelmiş ki bu sömürü düzeni patron için İşsizlik Sigorta Fonu'nu dahi göstere göstere yağmalamayı göze alabiliyorsunuz. Daha önce de bu Fon'a el uzatan kanun teklifleriyle gelinmişti. Bu Fon'un kuruluş amacı açık, işini kaybeden işçiye geçici bir güvence sağlamak, işsiz kaldığında hayatını sürdürebilmesine destek olmak ancak bugün işçinin alın terinden oluşan bu kaynak, işsiz kalan emekçinin güvencesi olmak yerine giderek işveren desteklerinin finansman aracına dönüştürülmekte. İşsizlik Sigortası Fonu kimin fonudur? İşsiz kalan işçinin mi yoksa işverenlerin maliyetlerini azaltmak için kullanılacak bir kaynak mı?

DİSK-AR'ın yayınladığı rapora göre, son on yılda İşsizlik Sigortası Fonundan işçilere ayrılan pay 5,7 puan azalırken sermaye ve işverenlere aktarılan kaynaklar rekor düzeyde 28,9 puan artmış durumda. Haziran 2026 itibarıyla her 100 işsizden yalnızca 15'i işsizlik ödeneği alabilmiş. 2016-25 arasındaki dönemde fon giderleri içinde işsizlik ödemelerinin payı yüzde 37,4'ten yüzde 31,7'ye gerilerken doğrudan ve dolaylı patron teşviklerinin payı yüzde 20,3'ten yüzde 49,2'ye yükselmiş durumda. Fonun mevcut hâlinin adaletsizliği yetmezmiş gibi bu kanun teklifinin 12'nci maddesiyle fondan turizm sektöründeki patronlara da teşvikler sağlanacak. Turizm sektöründeki emekçilerinin yaşadıkları büyük sorunlara, düşük ücret politikaları, güvencesiz çalışma biçimleri, uzun çalışma saatleri, sendikal örgütlenmenin önündeki engeller ve mevsimlik istihdamın yarattığı yapısal sorunlar gibi sorunlara çözüm yerine kamu kaynaklarıyla işverenlerin maliyetlerini hafifletmek tercih ediliyor. Yine, madde 10'la KDV Kanunu'na geçici bir madde eklenerek nükleer enerji santrali yatırımı yapan şirketlere Cumhurbaşkanı kararıyla 2050'ye kadar uzayabilecek muazzam boyutlarda vergi muafiyeti, KDV istisnası ve nakit KDV iadesi avantajları sağlanıyor. Esnaftan, işçiden, asgari ücretliden, iğneden ipliğe KDV toplayan iktidarınız nükleer santral inşa eden dev şirketlerin makine, teçhizat ve inşaat harcamalarındaki milyarlarca liralık KDV yükünü sıfırlıyor, halkın cebinden bu şirketlere nakit iadeler yapıyor. Nükleer santraller ekolojik yıkım projeleri, bu suça kamusal kaynaklarla tüm toplumu ortak ediyorsunuz. Halkın bu projelere desteği nedir, bir gün olsun sordunuz mu? Doğmamış çocukların, gelecek nesillerin ödeyeceği vergiler önümüzdeki çeyrek asır boyunca nükleer santral işleten şirketlerin kasasına akıtılacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

HEVAL BOZDAĞ (Devamla) - Bu kanun teklifiyle getirilen vergi muafiyetleri ve borçlanma kolaylıklarından bütçe harcamalarına, sosyal güvenlik tercihlerine kadar tüm tablo bize aynı şeyi göstermekte, geniş halk kesimlerini görmezden gelmeye devam ediyorsunuz. En büyük çözümsüzlüğünüz ise kendinize yandaş kıldıklarınız; doymak bilmeyen, sınırsızca tüketen yandaşlarınız, patronlar, zenginler, çıkar grupları. Bu talan sonsuz sürüp gitmez. Sizlere, iktidarınızın üç kuruş zam politikalarına mecbur değil bu toplum. Emekli, işçi, tüm ezilenler mecbur değiller. Evet, işte onlar bizim yandaşlarımız yani yoldaşlarımız. Direneceğiz, kıracağız bu çarkı ve illaki kazanacağız. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)