GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:113
Tarih:22.07.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce baba toprağım Kıbrıs'ta gerçekleştirilen 20 Temmuz Barış Harekâtı'nın 52'nci yıl dönümünü bu kürsüden de kutlamak istiyorum. Bu vesileyle, Doktor Fazıl Küçük'ü, Rauf Denktaş'ı ve Kıbrıs Türkü olan, son nefesine kadar doğduğu topraklar için kalbî çarpan ve emek veren babam Başbuğ Alparslan Türkeş'i, aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimizin önünde saygıyla eğiliyorum. Kıbrıs yavru vatan değil öz vatandır, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığı Türkiye Cumhuriyeti'nin sigortasıdır.

Sayın milletvekilleri, yine bir torba kanun teklifiyle, yine hukuki öngörülebilirliği, kanun yapma tekniği ve Meclisimizin bütçe hakkını ayaklar altına alan devasa bir düzenleme yığınıyla karşı karşıyayız. 22 farklı kanun ve 2 kanun hükmünde kararnamede değişiklik öngören bu teklif Plan ve Bütçe Komisyonumuzun önüne âdeta bir yama bohçası olarak getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi defalarca uyardı "Konu, amaç ve kapsam bakımından birbiriyle ilgisi olmayan düzenlemeleri tek bir kanun ambalajına sarıp Meclisten geçiremezsiniz." dedi ancak iktidar bu uyarıları görmezden gelmeye devam ediyor. Nükleer santral, vergi muafiyetinden aday sürücülük şartlarına, kültür varlıkları harçlarından elektrik kesintilerine, internet platformlarının vergilendirilmesinden kamusal atamalara kadar birbiriyle hiçbir tematik bağı olmayan onlarca konuyu tek paketle önümüze koyuyor. Bahane olarak da İç Tüzük'te bu kanun yapma tekniğinin varlığından, vatandaşın ihtiyaçlarına hızlıca cevap verme gereğinden, bu kanunların her birinin nasıl temel kanun olarak çalışılmasının imkânının olmadığı gibi şeyleri öne sürüyor ama biz şunu kesinlikle görüyoruz, Türk milleti de görüyor: Bu yapılan kesinlikle bir yasama faaliyeti değil ve o niyetle yapılmamaktadır; tamamıyla, Meclisin denetim yetkisini baypas etme çabası olarak karşımıza çıktığı artık inkâr edilemez bir gerçekliktir. Bunun en iyi göstergesi de Komisyonda kanun görüşmelerinin bitmesine yakın alelacele getirilen, bu torbanın en önemli başlığı olan nükleer santral yatırımlarına tanınan istisnalarla ilgili maddelerdir. 100 milyonlarca, hatta milyarlarca dolarımızı Rusların cebine koyacağız ve bununla ilgili Meclise sunulan kayda değer bir hesap, kitap, etki analizi, açıklama olmayacak; bu, kabul edilecek bir kanun yapma şekli değildir.

Şimdi, kanunun ilk bölümünde vergiyle ilgili maddelere bir göz atalım. Madde 1 ve 10 nükleer enerji santral yatırımlarına devasa imtiyazlar tanınıyor, nükleer santral kuracak tüzel kişilere damga vergisi muafiyeti getiriyor. Bu da yetmiyor, 2045 yılına kadar yüklenilen KDV'nin nakden ve defaten iade edilmesi, makine, teçhizat teslimlerinin KDV'den istisna tutulması sağlanıyor, hatta, Cumhurbaşkanına bu süreyi 2050 yılına kadar uzatma yetkisi veriliyor. Haydi, yeni yapılacak santraller için belki bu kabul edilebilir ama bunu, yatırımı başlamış, anlaşması imzalanmış bir santral için tekrar yürürlüğe sokmak kesinlikle kabul edilemez ve uygulanmaması, olmaması gereken bir durumdur. Şimdi buradan soruyorum: Asgari ücretli vatandaşımız marketten aldığı ekmeğin, sütün KDV'sini kuruşu kuruşuna öderken, esnafımız stopaj ve damga vergisi altında ezilirken milyarlık nükleer konsorsiyumlara 2045 yılına kadar KDV iadesi sağlamak hangi adalet duygusuyla bağdaşmaktadır? Vergi yükünü dar gelirli vatandaşa ve orta direğe yıkıp büyük sermaye gruplarına çeyrek asırlık vergi tatilleri armağan etmek kesinlikle sosyal devlet ilkesinin açık bir ihlalidir. Üstelik, madde 15'le de otomotiv ÖTV'sine matrah, motor gücü ve silindir hacminin yanında bir de çekiş sistemi kriteri ekleniyor. Vatandaşın binek aracına vergi düzenlemesi getirirken milimetrik kriterler icat eden anlayış, sıra nükleer devlere gelince vergi kanunlarını kolaylıkla rafa kaldırabiliyor.

Teklifin 3'üncü, 4'üncü ve 16'ncı maddeleri de sinema ve dijital yayıncılık sektörünü yakından ilgilendiriyor. Madde 16'yla dijital platformlardan ve yayıncılardan bir önceki yıl elde ettikleri net satış tutarının yüzde 2'si oranında pay alınması ve bu tutarın Kültür Bakanlığı döner sermaye hesabına aktarılması öngörülüyor.

Değerli milletvekilleri, yerli sinema ve dizi sektörünün desteklenmesi fikrine ilkesel olarak tabii ki karşı değiliz. Ancak burada uygulanan yöntem baştan aşağı sakat. Sektörden toplanan bu paylar doğrudan ve şeffaf bir özerk sinema fonuna aktarılmak yerine, Bakanlığın döner sermaye havuzuna atılmaktadır. Döner sermaye demek bürokratik vesayet demektir. Döner sermaye demek şeffaflıktan uzak, keyfî harcama riski demektir. Dijital platformlara yüklenen bu ek maliyet, günün sonunda doğrudan tüketiciye yani abonelik ücreti ödeyen gençliğimize ve vatandaşlarımıza zam olarak yansıyacaktır. Sektörü büyütmek yerine, bürokratik bütçe açıklarını kapatmak için yeni bir dolaylı vergi ihdas edilmektedir.

Ayrıca, madde 5'le kültür varlıklarımıza ilişkin harçlar ve proje inceleme ücretleri fahiş tarifelere bağlanıyor. Kültürel mirası korumak devletin tabii ki asli görevidir. Vatandaşın ve araştırmacının bilgi alma talebini paralı hâle getirmek ama kültürel varlıkların korunmasını maalesef zorlaştıracaktır.

Teklifin bir başka gelir yaratıcı maddesi de genel aydınlatma giderleri gerekçe gösterilerek belediyelerin ve il özel idarelerinin genel bütçe ve vergi gelirleri payından yapılan kesinti oranlarını tam 3 katına çıkaran düzenlemelerdir. Büyükşehir belediyelerinde kesinti oranını yüzde 10'dan 30'a, diğer belediyelerde yüzde 5'ten 15'e çıkarılıyor. Yetmiyor, Cumhurbaşkanını bu oranları 2 katına kadar artırma yetkisi veriliyor. Bu, ne demek, biliyor musunuz? Bu, yerel yönetimlerin elindeki mali imkânları açıkça gasbetmek demek yani vatandaşa gidecek hizmet kapılarını kapatmak demektir. Zaten ağır borç yükü ve ekonomik kriz altında ezilen, halka yerel hizmet götürmeye çalışan belediyelerin bütçesine el koymaktır. Anayasa’nın 127'nci maddesinde güvence altına alınan yerel yönetimlerin mali özerkliği ilkesi bu maddeyle açıkça ihlal edilmektedir ve sonuçta negatif etkilenen yine aziz Türk milleti olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, teklifin 13 ve 14'üncü maddeleri Kamu İhale Kanunu'nu bir kez daha delik deşik etmektedir. Madde 13'le bütçe içi işletmeler istisna kapsamına alınırken madde 14'le kamu alımlarında "mütekabiliyet" adı altında Cumhurbaşkanına ucu açık yetkiler devredilmektedir. Saydamlık, rekabet ve hesap verilebilirlik ilkeleri ihale mevzuatından adım adım kazınmaktadır.

Madde 2'yle 657 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikle daire başkanı kadrolarına atama süresi on yıla çıkarılırken madde 24'le Sayıştay savcılığı gibi hayati bir denetim makamına dışarıdan atamanın önü açılmaktadır yani kurumsal hafıza ve liyakat piramidi altüst edilmektedir.

Özetle, bu kanun teklifi dev enerji şirketlerini ve devasa sermayeye çeyrek asırlık vergi muafiyeti sunarken halkın üzerindeki dolaylı vergi yükünü artıran, belediyelerin bütçelerini 30'lara varan kesintilerle budayarak yerel demokrasiyi sakatlayan, kültür ve sinema fonlarını döner sermayenin şeffaf olmayan yapısına hapseden, kamu ihale sisteminde yeni istisnalar ve muafiyetler yaratan bir mantığın ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Devlet kaynak yaratır tabii ki, vergi her vatandaşın yerine getirmesi gereken en ulvi görevdir. AK PARTİ Hükûmeti de kaynak yaratmakta çok başarılı ancak Hükûmet ne kadar kaynak yaratırsa vatandaş da o kadar ekonomik olarak dara düşmektedir. En yakın örnek yanı başımızda; 13 Temmuzdan beri Güvenpark'ta hak arayan terörle mücadelede gazi olan erlerimiz. Kiminin bacağı, bacakları yok; kiminin kolu, kolları yok; kiminin gözü, gözleri yok; kiminin ise kolları, bacakları, gözleri, birkaçı hatta hepsi birden yok. Bir an kendinizi onların yerine koyun; verir miydiniz? Onlar hiç düşünmeden verdi. Bizim için, vatan için, devlet için, gelecek için, askerlik onuru ve milletin namusu için canlarını ortaya koyup bedenlerinden parçalar verdiler. Hayatlarının baharında kaybettikleri uzuvlar kalan ömürlerine ve ailelerinin hayatlarına da damgasını vurdu. Kaybettikleri uzuvlarla birlikte hayatın yükünü ve ekmek kavgasını da omuzlamak zorunda kaldılar. Şimdi, Türkiye'de topu topu 5 bin kişi olan bu aziz gazilerimiz haklarını arıyorlar, seslerinin sağır kulaklara duyurmaya çalışıyorlar ama biz burada ne yapıyoruz; onların bu duruma düşmesinden utanmayıp onlara vermemiz gerekenin onlarca, belki de yüzlerce katını başka milletlerin ceplerine cömertçe aktarıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Devamla) - Bu kabul edilemez diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)