| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 112 |
| Tarih: | 21.07.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 281 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin geneli üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, gerçekten bu, tam bir torba kanun hatta torba kanun değil, bu, bir çorba kanun. Az önce arkadaşlar da ifade ettiler, 22 tane kanun, 2 tane de kanun hükmünde kararnameyle ilgili burada düzenlemeler var, değişiklikler var. Hadi bu da olabilir, artık torbaya da alıştık ama burada gerçekten... Yani Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü, başka görüşülmesi gereken komisyonlar var, oralarda görüşülmedi. Birbirinden çok farklı kanunlar var; işte, sinema, kültürden siber güvenliğe kadar, Karayollarından posta hizmetlerine, Elektrik Kanunu'ndan emniyet hizmetlerine, eğitimden sosyal sigortalara, nükleere kadar birçok alanla ilgili düzenlemeler bu kanunda var. Dolayısıyla ihtisas komisyonlarında, eğitimle ilgili olan eğitim ihtisas komisyonu var, ulaştırmayla ilgili ihtisas komisyonu var. başkalarıyla ilgili, işte, siber güvenlikle ilgili komisyonlar varken bu, o komisyonlarda hiç görüşülmedi, hiç olmazsa tali komisyon olarak görüşülmesi gerekirken hiç görüşülmeyip Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi kanun yapma kalitesi açısından son derece yanlış bir uygulamadır; bunu her defasında söylüyoruz ama AK PARTİ maalesef bu huyundan vazgeçmedi. Emin olun, birçok kanunda bir de şunu görüyoruz: "Efendim, işte uygulamaya açıklık getirmek, netleştirmek..." Ya, tabii, hep bunu yapmak durumunda kalırsınız çünkü kalitesiz kanun yapılıyor, kalitesiz kanun yapılınca uygulamada problemler çıkıyor, sonrasında da tekrar tekrar tekrar aynı konularla ilgili düzenlemeler yapılmak durumunda kalınıyor.
Şimdi, tabii, ben, bütün maddelere girmeyeceğim, yeri, sırası geldikçe arkadaşlarımız ilgili maddeler üzerinde konuşacak, belli başlı maddeler üzerinde konuşmak istiyorum.
Bunlardan en önemlisi, burada nükleer enerji santralleriyle ilgili son dakikada gelen 3 tane madde var değerli arkadaşlar, bu konuyla ilgili, bununla ilgili değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum çünkü bu konu çok önemli. Şimdi burada ne var? 3 tane alanda nükleer enerji santrallerine teşvik getiriliyor. Nedir bu? Bir; damga vergisi teşviki, iki; örtülü sermaye sayılmamasına ilişkin teşvik -biraz daha detaylan söyleyeceğim- bir de inşaat işlerinde KDV iadesi kolaylığı getiriliyor. Şimdi, ilkemizin şu olması lazım. Tabii "Türkiye'de yatırım yapılmıyor, Türkiye'ye yatırımcı gelmiyor, Türkiye istikrarsız, millet önünü göremiyor." Bunlara tamam. Maalesef kötü yönetimin sonucu olarak bunları bugün yaşıyoruz. Şimdi, bir teşviki getirirseniz, bu yapılmış, anlaşması yapılmış işler için geriye doğru teşvik getirmek teşvik filan değildir. Bu tamamen peşkeştir. Teşvik ne içindir? İleriye dönük yatırımlar için teşvik verebilirsiniz, bu siyasi tercihtir, ona kimse de bir şey diyemez. Yani bir yanlışlık varsa değerlendirilebilir, eleştirilebilir ancak anlaşması yapılmış, şimdi Akkuyu Nükleer Enerji Santrali, elektriği kaçtan alacağımız belli, her türlü işi belli, siz geriye doğru tutuyorsunuz, bu yatırıma teşvik getiriyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Bunu kabul etmek mümkün değil. Ne getiriliyor? Damga vergisi teşviki. Buralarda çok ciddi sözleşmeler olduğu için damga vergisi ciddi yük tutuyor. Şimdi, yeni bir nükleer santral işte konuşuluyor. Diyelim ki Çinlilere bu verilecek. Çinliler bizden bunu talep edebilir. Bu teşviki -Çinli olduğu için söylemiyorum- yeni yatırım için verebilirsiniz. Bunu ne yaparsınız? Bu teşviki veriyorsanız bunun karşısında dersiniz ki: "Arkadaş, bana da elektriği şu fiyattan vereceksiniz." Yani masada bu müzakere konusu olur ama siz anlaşmayı yapmışsınız. Bizim Ruslardan elektriği kaçtan aldığımız belli mi Sayın Bakan Yardımcısı? Belli değil mi, belli. Hangi fiyattan alacağımız belli. Şimdi, niye geriye doğru bu teşvik veriliyor arkadaşlar? Bunu anlamak mümkün mü? Bunu kabul etmek mümkün mü? Damga vergisinde veriliyor.
Örtülü sermaye... Şimdi bir Rus kamu şirketi yapılıyor, Rus diğer kamu bankası da oraya kredi veriyor. Bizim Kurumlar Vergisi Kanunu'muzda bununla ilgili düzenlemeler var, çok teknik olduğu için detaylarına girmeyeceğim ancak burada sermaye olarak koymayıp kredi olarak verdiği için aynı kamu şirketi, kamu bankası, diğer kamu şirketine -Ruslar için söylüyorum- burada bir yüzde 10 stopaj ödeme yükümlülüğü var. Bu Türk firmaları için var mı? Var. Yani, imalat sanayisinde efendim, hizmet eden bir firma böyle bir şekilde örtülü sermaye koyduğu zaman ondan yüzde 10 stopaj alıyor muyuz? Alıyoruz. Başka alanlarda alıyor muyuz? Alıyoruz. Nükleerde niye almıyoruz? Üstelik bir de Ruslardan niye almıyoruz? Yapılmış anlaşmadan niye almıyoruz? Ya, bunu almayacaktınız madem Ruslarla müzakere ederken 2010 yılında "Ben örtülü sermayeden stopaj almayacağım." demiş olsaydınız, o gün masaya koymuş olsaydınız, elektiriği alacağımız fiyat daha düşük olacaktı. Şimdi, geriye doğru tutup bu adamlara bu teşviki vermenin nasıl bir anlamı var? Böyle bir şey olabilir mi?
Aynı şekilde, inşaat işlerinde KDV iadesi. Bakın, işin biraz daha geçmişine gidelim. Şimdi, 2010 yılında Akkuyu'yla ilgili sözleşme bitmiş, 2010 yılı arkadaşlar; sözleşme bitmiş, fiyatlar ortaya çıkmış. 2012 yılı olmuş, Türkiye'de genel olarak inşaat işlerinde KDV iadesi yapılmasına ilişkin bir düzenleme yapılmış, bu bütün sektörler için yapılmış yani arada iki yıl var sadece. Bu kadar mı öngörüsüzsünüz?
Şimdi, nükleerde inşaat çok önemli. Arkadaşların verdiği bilgiye göre neredeyse yatırım maliyetinin yüzde 40'ı inşaat, KDV iadesinin de ödenip ödenmemesi meselesi de son derece kritik bir mesele. Şimdi, madem öyle 2012'de bunu verecektiniz, 2010 yılında niye bu sözleşmeyi yaparken bunu öngörüp o gün vermediniz, o gün verseydiniz elektriği çok daha ucuza alacaktık ama bunu yapmadılar, sonradan kıyak. On bir yıl boyunca KDV iadesi imkânı olmuş, 2012'den 2023'ün sonuna kadar. 2024'te Mehmet Şimşek buraya -bu kanunun burada geçti, hepiniz hatırlıyorsunuzdur- "reform" diye getirdi, dedi ki: "Artık Türkiye'de hiçbir sektörde inşatta KDV iadesi olmayacak." Biz de onu destekledik. Tamam, madem yapmayacaksınız.
Şimdi ne yapılıyor? Şimdi, tekrar deniliyor ki: "Sadece nükleere has olmak üzere ve Akkuyu'yu da kapsayacak şekilde inşaat işlerinde KDV iadesi yapalım." Rakamı ne biliyor musunuz? Milyar dolarlar arkadaşlar konuştuğumuz rakam, 3-5 kuruştan konuşmuyoruz. Hesabını dahi yapıp veremiyorlar, hesabı yok ortada üstelik. Şimdi, bunu yapmanın bir mantığı var mı? Dediğim gibi, yine bunu yeni anlaşmalar için yapabilirsiniz. Hadi diyelim bunu yaptınız ama yani şimdi bunu geçmişe doğru niye yapıyorsunuz? Geçmişe doğrudan kastım, 2023 ile 2026 arasındaki dönemi kastetmiyorum arkadaşlar. Yani, bugün yapılmış bir anlaşmaya geriye doğru teşvik verilmesi tamamen peşkeştir, kamu zararıdır, normal bir hukuk devletinde asla olmaz, yapanlar da Yüce Divanda yargılanır ama tabii, Türkiye hukuk devleti olmaktan çıktığı için bunu çok rahat bir şekilde yapıyorlar ve suç ortağı olarak da bu Meclisi seçiyorlar, Meclise yaptırıyorlar bunu. Bunun karşısında ben Cumhur İttifakı milletvekillerinin çok dikkatli olması gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum. Bakın, daha başkaları da var. Ya, şimdi, bizim bir teşvik mevzuatımız var değil mi? Teşvik mevzuatımızda birtakım işte, teşviklerimiz var diyoruz ki "İthal makina, teçhizat getirirsen KDV almayacağım, şu, bu." falan şeklinde. Şimdi, teşvik mevzuatımızda 2017'ye kadar nükleer bilerek teşvik mevzuatının dışında yani nükleer santraller için teşvik belgesi düzenlenmiyor.
Şimdi, yine Akkuyu için, bakın, sözleşmesi 2010 yılında bitmiş Akkuyu için, 2017 yılında onu da kapsayacak şekilde zaten teşvik belgeli yatırım hâline getirilmiş yani bunları anlamak mümkün değil. Şimdi, verdikçe daha fazlasını istiyor Ruslar. Sizin dış politikadaki başarısızlıklarınızı, S-400'le ilgili sıkıntılarınızı getirip milletin bütçesine, milletin üzerine kambur olarak yükleyemezsiniz, bu yanlıştır, umarım bu yanlıştan bu Genel Kurulda vazgeçilir. Bu, son derece kritik bir konudur. Bugün, elimize Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından bununla ilgili bir not geldi, not aslında benim şurada söylediklerimin aynısını teyit ediyor veya işte, başka olmayan, bizim eleştirmediğimiz diğer konuları söylüyor bize. "Yatırım çekmek durumundayız." Ya, bu yatırım var zaten, bu yatırım yapılıyor zaten. Yeni yatırım için yapmanıza, bakın, bir şey demiyoruz ama eski yatırım, anlaşması yapılmış, fiyatı ortaya çıkmış bir yatırım için bu teşvikleri vermenin hiçbir şekilde izahı olamaz, bunun izahının ne olduğunu siz biliyorsunuz.
Şimdi, Ruslara veriyorsunuz. Bunun karşısında, aynı kanunda, işte, en düşük emekli maaş meselesi var veya sadece en düşük emekli maaşı değil, emeklilerle ilgili bir sürü önergelerimiz oldu bizim emeklilerin durumunu düzeltmeye yönelik olarak, onların hepsine ret verildi. Yani çiftçiye yok; esnaf mağdur, esnaf sıkıntıda, onlara yok; fındık üreticisine yok, sanayiciye bir şey yok çoğu zaman ama burada getiriyorsunuz, Ruslara bütçenin tamamını açıyorsunuz ve üstelik miktarın da ne olduğunu kimse bilmiyor. Yani ne kadar teşvik vereceğiz? Kaba bir hesap yapılabilir, bizim bir hesabımız var ama Bakanlık bizimle herhangi bir hesap da paylaşılıyor ve bu yaptığımız düzenleme de arkadaşlar, kanun teklifinin orijinalinde getirilmiyor. Bütçe görüşmelerinde, Komisyon görüşmelerinde şöyle düşündük biz: "Ya, herhâlde bu son dakikada hazırlandı, getirildi." Meğer öyle değilmiş, "Bir aydır üzerinde çalışıyoruz." diye bir bürokratın orada bize ifadesi var. Ya, bir aydır üzerinde çalıştığınız bir meseleyi kanun teklifinde niye getirmiyorsunuz? Yani bu doğru bir şey olsa getirilmez mi o zaman? Zaten üzerinde çalışmışsınız, bilinmedik bir konu da değil sizin açınızdan. Ama niye getirilmiyor? Son dakikada bir gece operasyonuyla eklendi, "Tartışılmasın, etki analizi sorulmasın." mantığıyla yapılıyor. Maliye Bakanlığının da ben bu konuda rızası olduğunu düşünmüyorum, nükleerle ilgili meseleyi söylüyorum.
Şimdi buraya veriyorsun, emekliye vermiyorsun. Emeklinin hâlbuki durumunu, mağduriyetini zaten anlatmanın gereği yok. İşte, 3536 bin lira civarında bir açlık sınırı varken en düşük emekli maaşı 23.552 liraya çıkartılıyor, açlık sınırının yaklaşık 12.500 lira altında. Bunu alan sadece birkaç emekli mi? Değil. 5,1 milyon emekli en düşüğünden maaş alıyor. Bunun bir tık üzerinde alanlar zaten yüzde 80'ini kapsıyor emeklilerin. Dolayısıyla emeklilerin yüzde 80'inin açlık sınırının altında olduğu bir ülkede emekliye vermediğiniz parayı Ruslara çatır çatır veriyorsunuz, yediriyorsunuz; bu, kabul edilebilir bir şey değildir. Bu, demokrasi de değildir; bu, devlet yönetimi de değildir.
Şimdi "Emekliye niye vermiyorsunuz?" diyoruz. Önergelerimiz vardı, önergelerimizin muhteviyatını anlatayım. Tabii, en düşük emekli maaşı önemli ama en düşük emekli maaşı kadar önemli olan diğer husus da nedir, bütün emekli maaşlarının artırılmasıdır. Sadece en düşük emekli maaşı üzerinden de gidemeyiz. O zaman yüksek prim niye yatırdı insanlar? İşte, 10000 iş günü üzerinden niye prim yatırdı veya çok yüksek ücretler üzerinden niye prim yatırdı? Hep en düşük üzerinden konuşmaya başlarsak bir süre sonra bu sosyal güvenlik sistemi iyice çöker "Nasıl olsa herkesin aldığı maaş." derler, hiç kimse fazla prim yatırmaz.
Dolayısıyla bizim İYİ Parti Grubu olarak önerimiz şuydu, Komisyonda 3 tane önerge verdik, 3'ü de reddedildi. Bir, en düşük emekli maaşı asgari ücret seviyesine çıkarılsın, bunun anlamı yüzde 40 artıştı temmuzdaki artışla birlikte. Bütün emeklilere hem SSK, BAĞ-KUR emeklilerine hem de Emekli Sandığı emeklilerine de yüzde 40 artış verilmesi konusunda önergemiz vardı, önergemizi maalesef reddettiler. Bize de "Kaynak yok." diyorlar. Kaynak niye yok? Çünkü Türkiye yağmalandı, kaynak o yüzden yok; Türkiye kötü yönetiliyor, kaynak o yüzden yok. Ruslara kaynak var, başkalarına kaynak var, kamu-özel iş birliği projelerine kaynak var; faizcilere, rantiyecilere kaynak var ama emekliye geldiği zaman "Kaynak yok." deniliyor. Efendim, bir de Komisyonda AK PARTİ'li arkadaşlarımız var, şunu söylediler, diyorlar ki: "Emekli sayısı çok fazla." Daha önce de hatırlayın, SGK Başkanı vardı, şimdi BDDK üyesi oldu, o da "Emekliler çok yaşıyor, uzun yaşıyor; bu da bize bir maliyet olarak dönüyor." demişti.
"Emekli sayısı fazla." deniliyor. Şimdi, ben bakıyorum, emekli sayısı fazlaysa da bu insanlar bu haklarını kanunla elde etmiş bir defa; fazla diye "Vermiyorum." diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Fazla mı? Nüfusu bizim kadar olan ülkeler var. Mesela, Almanya'da 84 milyon nüfus var, bizim 86 milyon nüfusumuz var; bizde 16,5-17 milyon emekli var, Almanya'nın 24 milyon emeklisi var veya emeklilerin toplam nüfusa oranı bizde yüzde 18,5, bu oran Almanya'da yüzde 29, Fransa'da yüzde 31, İtalya'da yüzde 27. Çok mu? Böyle bakarsanız çok değil. Elbette onlar bizden biraz daha yaşlı nüfus, onları kabul ediyorum ama arada çok ciddi bir uçurum var. Öyle emekli sayısı fazla olan bir ülke falan da değiliz. Çalışan sayımız az mı? Az. O da bizim kabahatimiz değil. Yirmi beş yıldır bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz kardeşim, çalışan sayımız artsaydı, bu ülkeye istikrar kazandırsaydınız, bu ekonomiyi iyi yönetseydiniz de çalışan sayımız artsaydı. Şimdi çalışan sayısını arttıramıyorsun, ondan sonra geliyorsun, geliyorsun emeklinin üzerine yükleniyorsun; böyle bir şey kabul edilemez, bu kabul edilemez, böyle bir şey olamaz. Yani millî gelire oran olarak bakıyorsun, emekli bütçesinin millî gelire oranı 6,1; Eurostat rakamları da bizim rakamlarımız da aynı. Arkadaşlar yani 6,1 ve bu son on yılda baktığınızda bu oran, millî gelire oranı söylüyorum, toplam emekli bütçesini söylüyorum. Oran da düşmüş, emekli sayımız, nüfus oranı yüzde 12,5'tan yüzde 18,5'a çıkıyor, hâlâ yüksek değil ama bir artış var ama bütçe aynı. Şunu söylüyor: "Ben sana yüzde 6'lık bütçe ayırdım, bunu kaç kişi olursanız o kadar paylaşırsınız. Sayı artarsa aldığınız miktarı azalır." gibi bir anlayışla emekli sistemi yönetilemez.
Diğer bir sorun da emeklilikle ilgili; çalışan ile emekliler arasındaki makas çok açıldı. Bu, kabul edilebilir bir şey değil. Bakın, o sizin kötülediğiniz 2002 var ya, şimdi, bunu bir, en düşük memur maaşı üzerinden söylüyorum: Oran ne? En düşük emekli aylığının en düşük memur maaşına oranı yani en düşük üzerinden konuşuyorum, emeklinin çalışana oranı: 2002 yılında bu oran yüzde 96'ymış arkadaşlar, hemen hemen en düşük emekli aylığıyla -Emekli Sandığı için- en düşük memur maaşı aynıymış. Bu oran şu anda yüzde 43'e düşmüş arkadaşlar. Yani "Emekliye öl." demekten başka bir şey değil bu. Bu, çalışanların maaşı çok arttığı için değil, emeklinin maaşı sürekli olarak azaltıldığı için veya az artırıldığı için olmuş bir şey. Aynı durum ortalama emekli sandığında da var, bakın ortalamada da var oran yüzde 86,7'ymiş yani ortalamadan söylüyorum, emekli aylığının maaşa oranı yüzde 86,7'ymiş 2002 yılında, 2026 yılının Temmuzunda bu oran yüzde 45,7'ye düşmüş. Bu kabul edilebilir bir şey değil. 2002'de veriyordu da şimdi niye veremiyor bu devlet, niye veremiyor? İşte, söylüyoruz, çalıyorsunuz da ondan veremiyor, yağmalanıyor bu ülkenin kaynakları o yüzden verilemiyor. Tercihleriniz hep başka tarafa vermek, Ruslara vermek, kamu-özel iş birliği projelerine vermek, faize vermek o yüzden emekliden hep kesiyorsunuz. Bakın, asgari ücrette de aynı şey var. En düşük SSK aylığının asgari ücrete oranı 2002 yılında... Bu rakamlar Bütçe ve Strateji Başkanlığının haftalık ekonomik gelişmeler raporundan alınmış tablodur, rakamları oradan söylüyorum yani standart bir şey, 26'ncı slayt orada. Bakın, en düşük SSK aylığının asgari ücrete oranı 2002 yılında 1,39'muş yani yüzde 39 asgari ücretin üzerindeymiş en düşük SSK aylığı. Bugün bu oran yüzde 39 üzerinden yüzde 14 altına gelmiş yani yüzde 86,6 olmuş. Bunları kabul etmek mümkün değil.
Şimdi, mesela az önce dedim ya. Emekli harcamaları diye Eurostatın şöyle bir tablosu var, bakın arkadaşlar, şimdi detaylarını isteyene verebiliriz. Türkiye'de bu oran, GDP'ye oran olarak Eurostatın rakamları biraz farklı, standart ama karşılaştırılabilir yüzde 5,3 Türkiye rakamı, mesela Avrupa Birliğinde yüzde 12,5, İtalya'da yüzde 15'in üzerinde. Görüyor musunuz yani Avrupa Birliğinin yani üçte 1'i kadar ancak emeklilere biz ödeme yapıyoruz. Yine Eurostat rakamlarından söylüyorum yaşlılık, engellilik ve işsizliğin toplamından oluşan sosyal koruma harcamaları var, çok kritik. Bakın. sosyal koruma harcamalarının millî gelire oranı 2023 rakamı -EUROSTAT tablosundan okuyorum- yüzde 10, bu oranda Avrupa Birliği ortalaması yüzde 27,8, euro bölgesi ortalaması yüzde 28,7 yani millî gelirimize oran olarak Avrupa Birliği ülkelerinin üçte 1'i kadar sosyal koruma adı altında ancak harcama yapılabiliyor. Gerçekten bu toplumun en ezilen kesimi hâline getirilmiştir emekliler, bundan vazgeçmek lazım.
Şimdi, İzlanda'nın rakamı benim çok dikkatimi çekti. Yani, nedir bu? İngilizce olduğu için bir anda şey yaptım, ortalama emekli harcamalarının yararlanıcı başına oranı. Şimdi, bakın, Türkiye'de yıllık rakam yaklaşık 4 bin euro civarında 2023 yıl için. Mesela, İzlanda Başbakanıyla ilgili sosyal medyada, daha doğrusu yandaş medyada birtakım şeyler çıktı, hatırlıyor musunuz? Bu NATO için geldiğinde "Bizim Külliye'ye, saraya hayran hayran baktı." diye böyle manşetler atıldı. Yani, hanımefendi ne düşündü, Sayın Başbakan ne düşündü sizce? Ne düşünmüş olabilir? Çünkü bizde 4 bin euro civarında olan yıllık emekli ödemeleri İzlanda'da 38 bin euro. Şunu düşünmüştür: "Ya, milyonlarca emeklisini mağdur eden bu devletin yaptığı saraya bak! Ne kadar büyük sarayı yapmış!" Bunu da bizimkiler zannediyor ki İzlanda yapamıyor böyle bir şeyi, onlar bilmiyorlar, tamam mı yani hayran hayran bakmış. Yahu, hayranlık bizim anlayışımıza hayran... Hayran değil de bu garabete bakmış olabilir en fazla. Bunu böyle görmek, böyle okumak gerekir.
Şimdi, tabii, vaktim çok fazla kalmadı, PTT personeliyle ilgili birtakım maddeler var burada. PTT çalışanlarını -artık detayına giremeyeceğim, Komisyonda uzun uzadıya konuştuk, arkadaşlarımız da burada mutlaka anlatacaklar zaten- mağdur eden bir düzenleme ihtiyacı var. Gerekçeye bakıyorsunuz, PTT'yle ilgili gerekçe ne diyor biliyor musunuz? Aslında doğru bir şey söylüyorlar "Ya, farklı statüler var, farklı ücretler var, bu, içinden çıkılacak gibi değil, tamam, bunları düzeltmek istiyoruz." diyorlar. Düzeltirken de -özünü söyleyeyim- güvencesi olan, memuriyet güvencesi olan insanların güvencelerini bertaraf ediyorlar, kaldırıyorlar. Şimdi, PTT'deki bu sorun sadece PTT'de mi var? Yani yaptığımız uygulamalarla, son yirmi beş yıldaki yapılan müdahalelerle aslında personel rejiminin tamamında PTT'deki gerekçelerin aynısı var yani orada, işte, liyakatsizlik, ehliyetsizlik, aynı odanın içerisinde çalışanlar arasındaki ücret farklılıkları... Türkiye İstatistik Kurumu istatistikçileri... Buradan sorun, soru önergesi verin, soralım kaç lira olduğunu. Aynı odanın içerisinde istatikçiler arasında 7-8 bin lira fark var. Böyle bir şeyde iş barışı olabilir mi? Veya BTK, BDDK, EPDK, bunların hepsinde, 666 sayılı KHK'den sonra işe girenler ile hemen öncesinde işe girenler arasında ciddi maaş farklılıkları var. Aynı kurum içerisinde yani statü farklılıklarına filan zaten oralara girmiyorum, mülakatta yapılan haksızlıklara, plansız istihdamlara filan girmiyorum ama buralarda baktığımız zaman personel rejimi çarçur olmuş durumda.
Dolayısıyla, PTT özeline gelecek olursak, burada yapılması gereken şey mevcut idari hizmet sözleşmesi olanların güvence kaybına uğramaması lazım. 399'dan idari hizmet sözleşmesine geçecek olanlarda da yine memuriyet güvencesinin sağlanması lazım. Bunlar yapılarak, ancak bu şeyler yapılırsa belki bir miktar doğru bir iş yapılmış olabilir.
Şimdi, bütçe birliği bozuluyor arkadaşlar. Bakın, her kanunda -bu kanunda 2 maddede var- bütçenin dışına taşan harcama unsurları getiriliyor. Neyden bahsediyorum? Döner sermayelerden. Şimdi, bizim daha önceden bu kültürle ilgili, sanatla ilgili veya sit alanlarıyla ilgili daha çok, devletin verdiği hizmetlerden bedel alınmıyormuş, bir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ERHAN USTA (Devamla) - Bunlardan bedel alınmaya başlandı. Ya, devlet zaten vergi topluyor, yaptığı her işten, attığı her imzadan yeniden bedel alan -onlar "ücret" diyorlar, ücret emeğin karşılığı. Bence "ücret" yanlış olduğu için ücreti kullanmıyorum- bir anlayış. Şimdi, artık her Bakanlık bunu getiriyor, bunu da bütçeye koymuyor, nereye koyuyor? Döner sermayeye koyuyor çünkü denetimsiz bir alan, çünkü harcaması kolay bir alan, ondan sonra oraya kaydırılıyor bütçe birliği bozuluyor. Oysa, 2001-2002 yıllarında döner sermaye sayılarını azalttık ve o zaman reform yaptık demiştik bütçenin birliğini sağlıyoruz, kara delikleri kapatıyoruz diye. Şimdi, buradan, döner sermayelerin üzerinden yeni bir kara delik açma furyası başladı.
Bu imalat sanayi ile turizm belgeli konaklama tesislerine kişi başı 3.500 lira verilen desteğin doğru bir karar olduğunu düşünüyoruz ama buradaki yanlışlık, bunların işsizlik sigortasından verilmesidir, bütçeden vereceksiniz arkadaş, bunun olması gereken yer bütçedir. Çalışanın hakkı olan İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarının burada kullanması yanlıştır.
Daha başka konulara giremeyeceğim. Ben netice olarak şunu söyleyeceğim: Desteklediğimiz maddeler olmakla birlikte çünkü onlar zaten suya sabuna dokunan maddeler değil ama kritik maddeler ülkenin çok zararına olan, özellikle enerjiyle ilgili maddelerde çok ciddi sıkıntı var, o yüzden İYİ Parti Grubu olarak bu kanun teklifine hayır oyu vereceğimizi şimdiden ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)