| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 112 |
| Tarih: | 21.07.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmüş olduğumuz teklif, adı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik olan fakat gerçekte Meclisin önüne bırakılmış yeni bir torbadır. Bu torbada emekli aylığı var, sinema var, sürücü belgesi var, PTT var, siber güvenlik var, nükleer santral var, tam 22 kanun ve 2 kanun hükmünde kararname aynı torbaya doldurulmuş. Siber güvenlik gibi önemli ve stratejik bir konuyu Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmek, özel öğretim kurumlarıyla ilgili yüz binlerce eğitim emekçisini ilgilendiren konuları birkaç saatlik görüşmede ele almak, iktidar partisinin milletin sorunlarına yaklaşımındaki ciddiyetsizliğini ortaya koyması bakımından önemlidir. Sayın iktidar vekilleri, yıllardır kevgire çevirdiğiniz kamu personel rejimini son dakika önergeleriyle düzenleyebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Her attığınız adımın, her yaptığınız düzenlemenin mevcut sorunları daha da içinden çıkılmaz bir hâle getirdiğini artık anlayın lütfen. Milletin sorunları torbacı bir anlayışla çözülmez. Sırf kanun çıkardık demek için kanun yapılmaz. Üstelik teklif komisyonda görüşülüp Meclise geldikten sonra torbaya 4 madde daha eklediniz. Etki analizi yok, kamuya maliyet hesabı yok, milletvekillerine inceleme süresi yok, niye bu kurnazlığa başvurdunuz? E, milletin parasının ayrıcalıklı birilerine peşkeş çekilmesine razı olmayacağımızı biliyorsunuz. Akkuyu Nükleer Enerji Santrali yapımında verdiğiniz tavizler yetmedi, enerji santrali yetmedi, işletme aşamasında da ayrıcalıklı bir konuma getirmeniz gerekiyordu. Nükleer enerji yatırımlarına damga vergisi istisnası getiriliyor, makine ve teçhizat KDV'den istisna ediliyor, yüklenilen KDV iade ediliyor. Bu imkânlar 2045'e kadar, Cumhurbaşkanı kararıyla 2050'ye kadar uzatılabilecek. Yatırım başlamış, sözleşme imzalanmış, elektrik alım şartları belirlenmiş, siz şimdi, oyunun ortasında kuralları yatırımcı lehine değiştiriyorsunuz. Bunun hazineye maliyeti kaç liradır? Akkuyu'nun işletmecisi ROSATOM'a sağlanacak menfaat nedir? Bu avantaj elektrik alım fiyatına indirim olarak dönecek midir? Bu soruların hiçbirine cevap yok. Yazık, hem de çok yazık milletimize. Millet çalışsın, siz de onların parasını başkalarına peşkeş çekin. Bunun hesabını millete de Allah'a da vereceksiniz bir gün. Eğer bu teşvik gerçekten kamu yararına ise etki analizini açıklayın, 2045'e kadar vazgeçilecek vergi gelirini kalem kalem ortaya koyun, sağlanan avantajın ne kadarının elektrik fiyatına yansıyacağını gösterin, proje şirketine bu imtiyazların karşılığında hangi ilave yükümlülükler getirilecek onu söyleyin. Kamu adına imtiyaz tanıyacaksanız karşılığında millet adına bir fayda temin etmeniz lazım. Esnafa gelince "Bütçe disiplini." Çiftçiye gelince "Kaynak yok." Emekliye gelince "Sabredin." Akkuyu'ya gelince "2050'ye kadar vergi imtiyazı." Siz kimin Hükûmetisiniz Allah aşkına!
Torbanın delik tarafına da emekli aylıklarına yapılacak zammı koymuşsunuz. En düşük emekli aylığına 3.552 lira zam verdiniz, ne büyük lütufta bulundunuz (!) Bu zam için emeklilerimiz yatıp kalkıp emeklerinize karşı size dua edecekler, öyle mi? Bakın, TÜRK-İŞ'in Haziran 2026 hesabına göre, 4 kişilik bir ailenin yalnızca gıda harcaması 35.759 lira, verdiğiniz bu 3 bin liracık zam emeklinin cebine girmeden enflasyon canavarına da yem oldu zaten yani iktidarın emekliye layık gördüğü hayat yarı aç yarı tok ölümü beklemek. Yaşattığınız yoksulluk ve sefaletin neticesinde emekliler ölümü kurtuluş umudu olarak görmeye başladı. 23 bin lira maaş kira parasına bile yetmiyor ki vatandaş gıdasına harcasın, ilacına harcasın; gazına, elektriğine, suyuna harcasın.
Emeklilik sistemini kökten bozdunuz. Kök aylık sistemini değiştire değiştire içinden çıkılmaz hâle getirdiniz. Prim gününe, çalışma süresine ve ödenen prime dayalı adaletli bir aylık bağlama sistemi yok. Hazineden yapılan tamamlama ödemesi artırılıyor. Emeklinin gerçek aylığı yerinde sayıyor. Torbayı yamaya yamaya yamalı bohçaya çevirdiniz. Emeklilik sistemi bir yardım programı değildir. Emekli aylığı insanların kırk yıl boyunca çalışarak ve prim ödeyerek kazandığı bir haktır. En düşük aylığı arttırmak yetmez, kök aylıkları düzeltin ki ödenen prime göre adaletli bir maaş bağlama sistemi oluşturabilsin.
Bir tarafta emekliye "23.552 liraya geçinin." diyorsunuz, diğer tarafta turizm işletmelerinin prim desteğini İşsizlik Sigortası Fonu'ndan karşılıyorsunuz. Turizm sektörünün yaşadığı sıkıntıları elbette biliyoruz ve dikkate alınmalıdır, istihdam korunmalıdır fakat işçinin işsiz kaldığında güvencesi olması gereken fon yıllardır işveren teşviklerinin hazır kasası gibi kullanılmaktadır; bu işverenlerin de kimler olduğu bellidir, iktidara yakın olan kişilerdir.
Teklifin bir başka tehlikeli bölümü, internetle haberleşme alanındaki yetkilerin Siber Güvenlik Başkanlığında toplanmasıdır. Siber tehdit gerçektir, devlet elbette tedbir almalıdır fakat güvenlik hukukun askıya alınmasına gerekçe yapılamaz. Başkanlığa resen tedbir belirleme ve erişim engelleme imkânı veriliyor. İnternet trafik verilerinden alan adlarına, içerik kaldırmaktan bant daraltmaya, yasal dinlemenin teknik altyapısından veri merkezlerine kadar çok geniş bir alan tek elde toplanıyor. Kurulun ortak aklı tek başkanın takdirine bırakılıyor. Buna karşılık, bağımsız denetim ve Meclis gözetimi güçlendirilmiyor. Bir haber yayınlandığında, bir yolsuzluk iddiası ortaya çıktığında, bir kamu görevlisi hakkında belge açıklandığında "Gerekli görüldü." denilerek erişim engellenirse ne olacak? Erişim engellenirse günler sonra gelecek bir hâkim kararı halkın zamanında haber alma hakkını geri getirebilecek mi? Gazetecinin haberini, vatandaşın sözünü, toplumun bilgiye erişimini yargı kararı olmadan sınırlandırmak demokratik bir hukuk devletinde söz konusu olamaz. Yetki ne kadar genişse sınırı da o kadar açık, denetimi de o kadar güçlü olmalıdır. Açık tehlike, zorunluluk, ölçülülük, süre sınırı, hızlı yargı denetimi ve düzenli Meclis raporlaması kanunda açıkça yer almalıdır. Burada çok temel bir ayrım yapmalıyız: Siber güvenlik başka şeydir, internetin bütün sivil alanını güvenlik bürokrasinin denetimine vermek başka şeydir. Bankaların, enerji tesislerinin, hastanelerin ve kamu veri tabanlarının, siber saldırılara karşı korunmasını hepimiz destekleriz ancak sosyal medya platformuna reklam yasağı koymaktan bank daraltmaya, alan adı politikasından trafik verilerine kadar bütün yetkileri güvenlik odaklı tek bir merkezde toplarsanız BBG evine çevirirsiniz Türkiye'yi. BTK da bir kurul yapısı vardı, bu kurulda farklı üyelerin görüşü, ortak karar ve en azından sınırlı da olsa çoğulculuk vardı. Şimdi, kurulun yetkileri bir başkanın takdirine veriliyor. Dahası veri merkezleri, teknik altyapı, personel, haklar ve yükümlülükler çok kısa bir geçiş takvimiyle devrediliyor. Bu süreç oldubittiye getirilecek bir süreç değildir. Burada 86 milyon vatandaşın iletişim mahremiyetine kulak uzatan, iletişim hakkı ve özgürlüğünü keyfî şekilde ihlal eden bir durum söz konusudur. Ayrıca, bu teklif, hâkim ve savcıların da bu yapı içerisinde görevlendirilmesine ilişkin tartışmalı hükümler içeriyor. Yürütmeye bağlı bir kurumda çalışan yargı mensuplarına özel terfi imkânları sağlanması yargı bağımsızlığı konusunda haklı kuşkular doğurur. Hâkim ve savcıların kariyerini yürütmenin takdir alanına yaklaştıran her düzenleme yargının daha fazla yürütmenin tahakkümüne maruz kalmasına yol açacaktır. PTT'de benzer bir yöntem görüyoruz. Kurumun zararının faturası çalışanlara çıkarılıyor. Personelin yalnızca yüzde 50'sine yeni statüye geçme imkânı tanınıyor, kalanlar başka kurumlara naklediliyor, ücret, kariyer ve görevde yükselme ölçütleri büyük ölçüde idari kararlara bırakılıyor. Sendikalar haklı olarak iş güvencesi ve zorunlu nakil konusunda uyarıyor. Oysa PTT'nin asıl sorunu postacının statüsü değil, kötü yönetimdir. Sayıştay verilerine göre, kurumun zararı 2023'te 2 milyar 388 milyon TL'ye ulaşmıştır. Yönetim giderlerini, huzur haklarını, danışmanlık ve temsil harcamalarını sorgulamadan tasarrufu çalışanların hakları üzerinden sağlamaya çalışmak adaletli bir yöntem değildir.
Dijital platformların net satışından yüzde 2 kesinti yapılıp bunun döner sermaye üzerinden sinemaya aktarılması da doğru değildir. Sinema desteklenmelidir ancak hangi eserlerin, hangi objektif ölçütlerle destekleneceği ve hesabın kime verileceği açık olmalıdır, üstelik Cumhurbaşkanına bu oranı yüzde 1 ila yüzde 4 arasında değiştirme yetkisi veriliyor. Vergi benzeri bir mali yükümlülüğün oranının bu kadar geniş aralıklarla yürütmeye bırakmak Meclisin bütçe hakkına ortak olmak anlamına gelir. Ayrıca bu kesintinin izleyiciye daha yüksek abonelik ücreti olarak yansıyıp yansımayacağı da hesaplanmış değildir. Platformlardan para almak kolaydır, asıl mesele toplanan paranın bağımsız, nitelikli sinemaya adil biçimde ulaştırılmasıdır. Eleştirel bir filmle iktidarın hoşuna giden bir bilim aynı objektif ölçütlerle değerlendirilebilecek midir? Destek kurullarının kararları ve mali hesapları kamuoyuna açık olacak mıdır? Bunları güvenceye bağlamadan kurulan fon, kültür politikasından çok yeni bir idari takdir alanı yaratır.
Özel öğretim kurumlarına ilişkin maddelerde de Anayasa Mahkemesinin iptal kararları sonrasında oluşan boşlukların doldurulduğu söyleniyor ancak hangi fiilin, hangi yaptırımı doğuracağı açık ve öngörülebilir olmazsa idareye verilen geniş takdir yetkisi kurumlar arasında farklı uygulamalara yol açar. Eğitim alanında amaç yalnızca ceza yazmak değil, öğrencinin hakkını, öğretmenin niteliğini ve eğitim hizmetinin sürekliliğini korumaktır. Bir okulun kapatılmasından öğretmen görevlendirme şartlarına kadar böylesi önemli konuların eğitim paydaşları dinlenmeden torba teklif içerisine geçirilmesi doğru değildir.
Sivil havacılıkta ve ulaştırma alanında idari para cezaları artırılıyor, bazı fiiller için yüksek ve katlamalı yaptırımlar getiriliyor. Elbette uçuş güvenliği ve yolcu hakkı korunmalıdır fakat cezanın dayanağı yönetmeliğe, Bakanlığın sonradan belirleyeceği ölçütlere veya muğlak ifadelere bırakılırsa suçta ve cezada kanunilik ilkesi zedelenir. Caydırıcılık ile keyfîlik arasındaki sınırı kanun çizer, bu sınırı yönetmeliğe bırakan Meclis kendi yetkisinden vazgeçmiş olur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim.
Değerli milletvekilleri, son yıllarda benzer bir yöntem tekrar karşımıza çıkıyor. Anayasa Mahkemesi "Temel esasları kanunla düzenleyin." diyor, iktidar aynı geniş yetkiyi birkaç kelime değiştirerek yeniden getiriyor. Mahkeme "Öngörülebilirlik." diyor, siz "Usul ve esasları yönetmelikle belirlenir." diyorsunuz. Mahkeme "Ölçülülük." diyor, siz alt ve üst sınırı belirsiz yaptırımlar getiriyorsunuz. Anayasaya uymak keyfinizin takdirinde olan bir durum değildir. Anayasal denetimi aşılması gereken bir engel gibi görmek hukuk devletini tanımıyorum demektir. Teklifin birçok maddesinde Cumhurbaşkanına oran artırma, azaltma, süre uzatma ve uygulamanın kapsamını belirleme yetkisi de özellikle tanınıyor, bu da doğru değildir. Bu Meclisin görevi yürütmeye sınırsız yetki vermek değil, millet adına sınır çizmektir. Emekliyi açlık sınırının altında bırakan, Akkuyu'ya maliyeti açıklanmayan ayrıcalıklar sunan, PTT çalışanının güvencesini zayıflatan, dijital alanı tek merkezde toplayan bu teklif, sosyal devletin vergi adaletinin ve hukuk güvenliğinin ihtiyaçlarına cevap verememektedir. YENİ YOL Grubu olarak milletin hakkını, emeklinin ekmeğini, çalışanın güvencesini ve herkesin haber alma özgürlüğünü savunmaya devam edeceğiz ve bu kanun teklifine şimdiden ret oyu vereceğimizi deklare ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)