| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 112 |
| Tarih: | 21.07.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
"1 milyar dolardan fazla bağış yaptık Somali'ye." bu, Sayın Erdoğan'ın ifadesi. Geçtiğimiz aylarda bir 30 milyon dolar verdik; yetmedi, bir 30 milyon dolar daha verdik, büyük bir araştırma hastanesi kurduk, adı da Recep Tayyip Erdoğan Araştırma Hastanesi. 100 milyonlarca dolar harcandı buna, hâlâ sürekli oluk oluk para akıtılıyor. Sondaj gemilerini gönderdik. Nereden gönderdiğimizi biraz sonra Kıbrıs meselesinde anlatacağım. İncek'te 5 bin metrekare arsa hibe ettik. Şimdi, önümüzdeki aylarda, içerisine 3 bin metrekare bir büyükelçilik binası yapacağız ve bir uzay üssü kuruyoruz; gelen bilgiler o yönde. Böyle bir ülkeye biz 4 seferdir tezkereyle asker gönderiyoruz, askerî destek gönderiyoruz. Peki, bunun karşılığında ne oluyor?
Geçtiğimiz günlerde Parlamentoda açıkça ifade ettim; bekledim "Acaba Somali Büyükelçiliğinden bir cevap gelir mi ya da bizim Dışişleri Bakanlığından bir cevap gelir mi?" diye, gelmedi, boşuna beklemişiz. Diplomatik pasaportlara bile Somali şu anda vize uyguluyor arkadaşlar. Siz, şu anda, bu Parlamentonun mensupları, tezkereyle müsaade ettiğiniz askerlerin Somali'de ne yaptığını gidip yerinde görmek isteseniz, onlara hatır sormak isteseniz, bir kucaklamak isteseniz diplomatik pasaportla Somali'ye gidemiyorsunuz, sonra da "Dünya lideriyiz." diye millete hava atıyorsunuz. 4'üncü seferdir Somali'ye tezkereyle destek oluyoruz. Peki, niye destek oluyoruz yani siz dünya liderisiniz de ondan mı? Peki, gerçekten dünya lideriyseniz Somali'de yaptığınız faaliyetlerin neticesi ne oldu, onları bilmiyoruz. Geçtiğimiz tezkerelerle oraya giden askerî mühimmatlar, yapılan yardımlar, askerlerimiz bize kaç paraya mal oldu, bilmiyoruz. Neticesi ne oldu, bilmiyoruz. Bize nasıl bir diplomatik, siyasi, ekonomik katkısı oldu, bilmiyoruz. Nihayetinde bu Parlamentonun çatısı altında alınmış bütün kararlarda her şeyin merkezine biz Türkiye Cumhuriyeti'nin ve aziz Türk milletinin menfaatini koyarız. Ne oldu? Bunun karşılığında ne aldık? Cevap vermiyorsunuz, veremiyorsunuz.
Şimdi, bu tezkerelere baktığımızda iki ayrı tezkere görüyoruz. Bunlardan üç tanesi birer yıllık tezkereler ve bu tezkerelerin Birleşmiş Milletlerle alakası var. Yalnız bugün süresini uzatacağımız tezkere iki yıl önce gelmişti, o tezkere başka bir tezkere, Cumhurbaşkanlığı tezkeresi ve bu tezkerede biz Sayın Cumhurbaşkanına her türlü yetkiyi veriyoruz. İstediğini gönder, istediğin kadar gönder, dilediği faaliyetleri yürütsün; iyi de bu Meclisin bir de hesap sorma sorumluluğu var. Ne kadar asker gönderdik veya göndereceğiz bilmiyoruz, nerelerde görev yapacak bilmiyoruz, neler gidecek bilmiyoruz.
Şimdi, önümüzdeki günlerde Somali'yi bekleyen bazı riskler ve tehlikeler var; bunlardan haberdar mıyız; çok emin değilim. Sürekli Somali medyasını takip ediyorum, orada yaşananları izliyorum, El Şebab terör örgütü ile Somali birlikleri arasında çok ciddi çatışmalar var, çok önemli çalışmalar var. Yine bugün Somali Guardian'e yansıyan bir habere göre bu çatışmalar alevlenmiş. Mesela buradan soruyorum ve bu karar oylanmadan önce AK PARTİ'li yetkililerden bunun cevabını istiyorum: Bizim oraya göndereceğimiz Türk birlikleri acaba Somali'deki El Şebab terör örgütüyle çatışmak mecburiyetinde kalacak mı? Olur da çatışırsa bunun faturasını, bunun vebalini kim üstlenecek? Bunun karşılığında Türkiye'nin nasıl bir kazanımı olacak? Bununla ilgili açık seçik, net cevaplar bekliyoruz. Bu cevaplar gelmediği takdirde bu tezkereye biz İYİ Parti olarak onay vermeyeceğiz ve destek olmayacağız, bunu açıkça ifade ediyorum. Özellikle bundan önceki tezkerelerin neye mal olduğunu, Türkiye'ye kaç milyon dolara, kaç milyar dolara mal olduğunu, kaç askerimizin gittiğini, hangi mühimmatların gittiğini, hangi vazifelerin ifa edildiğini, bunun karşılığında Türkiye'ye hangi menfaatlerin temin edildiğini bilmek mecburiyetindeyiz. Sadece askerlerimiz mi gidecek yanı sıra, helikopterler, F-16'lar falan olacak mı? Bunların cevabını bilmek istiyoruz. Her ne kadar tezkerede deniz kuvvetleriyle ilgili birtakım hükümler olsa da karadaki terör birliklerine başta El Şebab olmak üzere herhangi bir müdahale konusunda bizim askerimize bir sorumluluk verilecek mi? Böyle bir risk, böyle bir tehlikeyle askerimiz karşılaşırsa ne olacak? Bunların ayrıntılı bir şekilde Parlamentoya ifade edilmesi ve açıklanması lazım.
Kıbrıs'la ilgili de bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum müsaadenizle. Değerli arkadaşlar, önümüzdeki hafta Kıbrıs'ta çok önemli gelişmeler olacak. Bu gelişmelere geçmeden önce biraz geri dönüp bakmak istiyorum. Az önce değerlendirmemde Kıbrıs'taki bayramla ilgili, Kıbrıs Barış Harekâtı'yla ilgili değerlendirmemi açıkça yaptım ve İYİ Parti'nin görüşlerini sizlerle paylaştım. İki gündür Sayın Genel Başkanımız İYİ Parti heyetiyle birlikte Kıbrıs'taydı, orada çok önemli temaslar, ziyaretler gerçekleşti ve bu vesileyle bunu da Türk kamuoyuyla, aziz milletimizle de paylaşmak istiyorum. Şimdi, Kıbrıs bizim millî davamız elbette, Kıbrıs sonsuza kadar Türk kalacaktır elbette fakat son yirmi üç yıl içerisinde AKP iktidarında Kıbrıs'la ilgili neler oldu, neler olmadı; bunlarla ilgili maalesef yeterince kamuoyunu ve Parlamentoyu bilgilendirmediniz. Buradan, kürsü konuşmalarından çok kereler ifade ettik, bir kere daha altını çizmek istiyorum: Son aylarda Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan, Güney Kıbrıs Rum kesiminde büyükelçilik açtılar ve dediler ki: "Biz Kıbrıs cumhuriyetini tanıyoruz. Birleşmiş Milletler kararlarını tanıyoruz. Avrupa Birliği kararlarını tanıyoruz." Bu kararların sayfalarını çevirdiğinde Türkiye'yi işgalci kabul eden, Türk askerinin oradaki varlığını reddeden kararlar... Bu bahsettiğim 5 ülke Türkiye'nin oradaki varlığını işgalci olarak kabul ediyor ve Güney Kıbrıs Rum kesimini "Kıbrıs cumhuriyeti" olarak tanıyarak orada büyükelçiliklerini açıyor. Şimdi, buradan soruyorum: Kıbrıs bizim millî davamız, bununla ilgili, az önce bu konuştuğum meseleyle ilgili ne yaptınız? Neden bunu öngöremediniz? Neden gerekli önlemleri almadınız? Hani dünya lideriydiniz, hani sizin sözünüz dünyada pek de geçerliydi, siz ne derseniz o oluyordu, bölgedeki her şey sizden soruluyordu? Kıbrıs'la ilgili 5 tane Türk cumhuriyeti böyle bir kararı alırken neredeydiniz siz Allah aşkına? Öngöremediniz mi? Fark edemediniz mi? Önleyemediniz mi? Diplomatik veya başka önlemlerle bu adımların önüne geçemediniz mi? Demek ki geçemediniz, demek ki öngörünüz yok, demek ki beceriniz ve kabiliyetiniz yok. Bununla ilgili bu önemli hassasiyetin altını çiziyorum ve hâlâ yapılacak şeylerin olduğunu ve iktidarın bu konuda sorumluluk üstlenmesi gerektiğini bir kere daha ifade etmek istiyorum.
Sayın Abdulhamit Gül yok burada, olsaydı ona soracaktım bu soruyu ama belki de takip eder ve bu soruma cevap verir. Az önce yapmış olduğu hamasi konuşmada Türkiye'nin mavi vatan tezlerinden vazgeçmediğini, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de çok önemli bir güç merkezi olduğunu ve mavi vatan konusundaki hassasiyeti vurgulayarak burada bir değerlendirme yaptı. Şimdi, kendi yok ama AK PARTİ'li arkadaşlarıma soruyorum: Hâlâ bu tezinizin arkasında mısınız? Mavi vatan tezinizin arkasındaysanız mavi vatana gönderdiğiniz 2 tane sondaj gemisi nerede? Biriniz cevap verebilecek misiniz, bu sondaj gemileri nerede Allah aşkına? "Mavi vatan" diye âlâyıvalayla politika yaptınız yıllardan beri, "Müfredata koyduk." dediniz, nerede oradaki gemiler? Ben size söyleyeyim: O gemilerden bir tanesini Somali'ye gönderdiniz, bir tanesini de Karadeniz'e gönderdiniz. Niye? Çünkü Almanya dedi ki: "Ey Erdoğan, bu Sevilla Haritası'dır, bu haritaya göre sen orada mavi vatan tezlerinden geri adım atmak zorundasın ve gemileri çekmek zorundasın." Siz de gemileri çektiniz, hâlâ bize mavi vatan nutukları atıyorsunuz, hâlâ mavi vatan üzerinden politika yapıyorsunuz ama orada gemilerimiz kalmadı, biri Somali açıklarında, bir tanesi de Karadeniz'de. Peki, bizim münhasır ekonomik alan dediğimiz, buraları bizim dediğimiz, buraları mavi vatandır dediğimiz, bize ait karasulardır, bizim ekonomik alanımızdır dediğimiz bölgelerde şu anda kim ne yapıyor biliyor musunuz? Size göstereyim: Buralarda şu anda Güney Kıbrıs Rum kesimi sondaj yapıyor. Bir daha söylüyorum: Sizin iddia ettiğiniz, mavi vatan tezleriyle her Allah'ın günü politika yaptığınız alanlarda şu anda Güney Kıbrıs Rum kesimi sondajlar yapıyor, bu da sondajların fotoğrafları. Sizin "mavi vatan" dediğiniz derinliklerde şu anda Rumların borusu ötüyor. Yakışıyor mu bu size? Politika yapmasını biliyorsunuz, insanlara bu şekilde duygu istismarı yapmasını biliyorsunuz ama biz size mavi vatan dediğimiz yerde neden Rumlar NAVTEX ilan edip Exxon Mobil'le veya QatarEnergy'le doğal gaz ve petrol aradığının hesabını soruyoruz, bunun cevabını vermek zorundasınız. Bu mavi vatan ne oldu ve mavi vatandaki gemilerimiz nerede, bunların yerine neden Rumların gemileri sondaj yapıyor, bunun cevabını vermek zorundasınız.
Gelelim başka bir konuya. Bakın, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum kesimi ve İsrail uzunca bir süredir ortak birtakım faaliyetler yürütüyorlar, bunlardan bir tanesi enerji anlaşması. Amerika'da yapılan toplantılar var, Güney Kıbrıs Rum kesiminde yapılan toplantılar var, Atina'da yapılan toplantılar var, bunların da mihmandarlığını yapan Amerika. Bu enerji faaliyetleri, bu ortaklıklar yarın özellikle Doğu Akdeniz'de, bizim mavi vatan dediğimiz bölgede çok önemli gelişmelere zemin hazırlayacaktır. Soruyorum: Bununla ilgili herhangi bir politikanız var mı, herhangi bir adım atacak mısınız? Bu kurulmuş ittifaklar beş sene, on sene, yirmi sene sonra bölgede Kıbrıs'ın başına, Türkiye'nin başına hangi belaları açacak, zerre kadar umurunuzda mı ya da farkında mısınız? Değilsiniz tabii ki. Bu arada, Güney Kıbrıs Rum kesimi, İsrail yanı sıra, Yunanistan ortak askerî anlaşmalar yapıyorlar, ortak tatbikatlar yapıyorlar, arkasına aldıkları Amerika'yla, Fransa'yla özellikle Sırbistan'da almış oldukları silahlarla çok önemli adımlar atıyorlar ve özellikle Güney Kıbrıs Rum kesimini bir silah üssü hâline getirdiler. Önümüzdeki dönemde bazı hazırlıkların yapıldığını biliyoruz ama Türk Dışişleri Bakanlığının ve AKP rejiminin bundan ne kadar haberinin olduğundan açıkçası emin değiliz. Net olarak altını çiziyorum, Güney Kıbrıs Rum kesimi o bölgeyi İngilizlerin, Amerikalıların, Sırpların, Fransızların, İsrail'in ve Yunanistan'ın desteğiyle silahlandırıyor ve orası bir silah üssü hâline geldi. Ha, biz de bir şeyler yaptık açıkçası, 5 milyar lira verdik, oraya da bir saraycık inşa ettik çünkü baktığımız her yerde biz saray görüyoruz, sarayla her tarafın abat olacağını düşünüyoruz. Eloğlu Güney Kıbrıs'ı silahlandırırken, enerji anlaşmaları yaparken, sondaj gemilerini gönderirken, orada ittifaklar kurarken, stratejik birlikler kurarken siz de saraycık konduruyorsunuz ve bununla övünüyorsunuz, övünmeye devam edin.
Avrupa Parlamentosunun Raporu, yine, Sayın Gül bu raporun tanınmadığını ifade etti "Bu, bizim için bir paçavradır." dedi. Doğru. Peki, soruyorum: Siz değil miydiniz Avrupa Birliğinde papazın önünde imzayı atıp "Bundan sonra tek hedef Avrupa Birliğidir." diyen? Yıllar sonra bu imzanın arkasında durmadığınız ve duramadığınız gibi Avrupa Birliğinin almış olduğu bu kararlara itiraz etmediniz, öngöremediniz, tavır koymadınız ve Avrupa Birliği açıkça Türkiye'nin aleyhine kararlar almaya devam ediyor. Çok net bir karar aldı -Sayın Gül bunu söylemedi ama altını çizerek söyleyeceğim çünkü Avrupa Birliğinin almış olduğu bu kararın önümüzdeki günlerde Kıbrıs'a nelere mal olacağını vurgulamak için söylüyorum- diyor ki Avrupa Birliği: "İki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon istiyoruz ve bu işin başında Birleşmiş Milletler olacak." Avrupa Birliği bunu söylüyor. "Türkiye'nin iki devletli çözüm politikasını reddediyoruz." diyor. Açıkça, yıllardan beri bizim, hepimizin arkasında durduğu tezleri reddediyor Avrupa Birliği ve diyor ki: "İki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon olacak. Bununla ilgili de Birleşmiş Milletlerin vaziyet etmesi gerekecek." Şimdi bunu niye söyledim? Önümüzdeki hafta Kıbrıs'ta olacaklara işaret etmek için söyledim. Yine 8 Temmuzda Strazburg'da bir karar alındı, bu kararda Avrupa Parlamentosu Türkiye'yi maalesef "işgalci" olarak tanıdı ve orada yaşayanların sosyoekonomik birtakım bedeller ödediklerini, Türkiye'den de tazminat talep ettiklerini ifade ettiler. Yine Türkiye alınan bu alçakça karara ne yazık ki tavır koymadı, koyamadı.
Şimdi sizi 2021 yılına götüreyim; 2021 yılında -kendisi burada yok- zamanın Bakanı Sayın Çavuşoğlu -teşekkür ediyorum kendisine- çok doğru bir iş yaptılar. 2021 yılında Cenevre'de 5+1 Kıbrıs Konferansı düzenlendi ve bu Kıbrıs Konferansı'nda ilk defa Türkiye çok net bir tavır koydu, dedi ki: "Egemen eşitliği tanıyacaksınız. Bundan sonra yeni müzakerenin olabilmesi için Türkiye'nin veyahut da Kıbrıs'ta yaşayan Türk toplumunun bir devlet kurmasına onay vereceksiniz. İki devlet oluşacak ve iki devletin hakları eşit olacak. Eğer böyle olmazsa bundan sonra biz masada yokuz." Kendisini tebrik ediyorum, altında imzası var. Peki, niye devam ettirmediniz? Yıllardan beri savunduğumuz tezleri niye devam ettirmediniz? Bu toplantının ardından Sayın Erdoğan, Birleşmiş Milletlerde birkaç kez bu tezleri savundu ve doğruydu söyledikleri fakat çok ilginç bir şey oldu, bütün bunları parçalayıp atan bir karar alındı Birleşmiş Milletlerde. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin temsilcisi bir plan hazırladı arkadaşlar. Neydi bu plan? Annan Planı'ndan daha vahim, Annan Planı'ndan çok daha ağır maddeler içeren bir plandı. Bu plan diyor ki: "Türkiye adadan çekilsin, Birleşmiş Milletler koordinesinde, NATO garantörlüğünde, Türkiye'nin garantörlüğüne son verilsin, Maraş, Güzelyurt ve Mesarya bölgesi Rumlara verilsin, Türk tarafına siyasi eşitlik verilsin -devlet değil siyasi eşitlik verilsin- ve orada, adada NATO üsleri kurulsun." Bakın, çok önemli, az önce NATO'ya değindiler, çok önemli bir gelişmedir bu. Türkiye'nin bütün tezlerini ayaklar altına alan, Sayın Çavuşoğlu'nun altına imzasını attığı, Sayın Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda müteaddit defalar altını çizdiği tezlerin hepsini bir paçavra gibi yırtıp atan bir taleptir bu, bir hazırlıktır. Peki, bunu kim yaptı? Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi yaptı. Niye bunu söylüyorum çünkü pazartesi günü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kıbrıs'a geliyor. Hani siz değil miydiniz Allah aşkına "Bunlar olmadığı takdirde 5+1 toplantısı bundan sonra olmayacak." diyen? Niye itiraz etmediniz? Yoksa, bizim bilmediğimiz kapalı kapılar ardında pazarlık mı yaptınız? NATO'dan gelen liderlerle oturup kapalı kapılar ardında, basını sokmadığınız o toplantılarda Trump'a söz mü verdiniz "Bundan sonra böyle yapacağız." diye?. Açıkça ilan ediyorum: Türkiye Cumhuriyeti devleti pazartesinden itibaren Kıbrıs'ta yapılacak olan bu görüşmelere itiraz etmeli, yok farz etmeli çünkü bu görüşmeler yeni bir Annan Planı'dır ve Türkiye'nin yıllardan beri savunduğu tezleri ayaklar altına alan bir tutum ve tavırdır. Buradan hem Dışişleri Bakanına hem de Sayın Erdoğan'a çağrıda bulunuyorum: Bu süreci yakından gözleyin, takip edip izleyin çünkü bunu yapmazsanız yarın Kıbrıs'ta çok önemli ve talihsiz gelişmeler olacak; bunlara zemin hazırlamayın.
Yeri gelmişken Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının okullarından bahsedeceğim. Değerli arkadaşlar, AK PARTİ sıraları boş, olsalardı keşke, daha net kendilerine ifade edebilseydim. Siz iktidara geldiğinizde Sayın AK PARTİ'li milletvekilleri, 2002 yılında, bir fikriniz var mı acaba Batı Trakya'da kaç tane okul vardı, Müslüman Türk azınlık okulu vardı; bir fikriniz var mı, biliyor musunuz? Zannetmiyorum çünkü ilginiz yok böyle bir şeyle. Evet, siz iktidara geldiğinizde Batı Trakya'da tam 221 okul vardı. Bir daha söylüyorum: 221 okul vardı. Peki, bugün kaç tane okulumuz var? Bugün 76 tane okul var. Nereye gitti bu okullar? Yunanistan bunları tek tek kapattı ve kapatmaya devam ediyor. İşte, Yunanistan resmî gazetesi; Yunanlar da takip ettiği için biliyorum, buradan göstermek istiyorum. Yunanistan'ın resmî gazetesi, Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlığın okullarının kapandığının belgesi burada ve geçtiğimiz hafta çok sayıda okul yine kapandı. Baktım, "Dışişleri Bakanlığı ne söyleyecek bakalım, nasıl bir tavır koyacak?" diye. "Dikkatle takip ediyoruz, şiddetle kınıyoruz..." Zaten bildiğiniz bir tek bu var, ya dikkatle takip edersiniz ya da şiddetle kınarsınız. İktidara geldiğinizde 221 okul vardı, bugün 76'ya düştü. Niye bir şey yapmadınız? Niye yapamadınız? Gücünüz mü yetmedi? Umurunuzda mı değildi? Oradaki Müslüman azınlık sizin ilgi alanınız mı değil? Niye gerekeni yapmadınız? Gerekeni yapıyorsunuz; onu da Amerikalılardan öğrendik, Trump'la görüşmeye gittiğinizde öğrendik, daha sonra Bartholomeos'un Yunanistan'a yaptığı ziyarette öğrendik, meğer bütün hazırlıklarınız Heybeliada Ruhban Okulunun açılması içinmiş. Amerika'nın bu ülkeye gönderdiği Büyükelçi dedi ki: "Heybeliada Ruhban Okulunun Eylül 2026'da açılması bizim hedefimizdir." Bir ülkede büyükelçilik görevi yapan bir misyon şefi o ülkenin iç işleriyle ilgili hedef tayin ediyor. 221 okul 76'ya düşmüş, kılınız kıpırdamamış; Amerikan Büyükelçisi kalkmış "Açıyoruz Ruhban Okulunu." demiş, umurunuzda olmamış; talimat verircesine "Bizim hedefimizdir, gereğini yapacaksınız." demiş, umurunuzda olmamış.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Bartholomeos gitmiş, Yunanistan'dan açıklama yapmış, demiş ki: "Her iş bitti, Sayın Erdoğan'la anlaştık, Millî Eğitim Bakanıyla görüştük, eylülde büyük bir gösteriyle Heybeliada Ruhban Okulunu açıyoruz." Biz de bunları yabancı basından öğreniyoruz. Bir taneniz dahi gelip şurada, Mecliste bu çalışmaların neden yapıldığını, neden bu hâle geldiğini, hangi adımların atıldığını, neden bizim bunları yabancı misyon şeflerinden ve yabancı basından duyduğumuzu söylememişsiniz ama nutuk atmaya geldi mi, hamasi laflar etmeye geldi mi konuşuyorsunuz. Açıkça söylüyorum, bu 221 okul 76'ya düşerken neredeydiniz, sadece dikkatle takip etmekle mi kaldınız? Heybeliada Ruhban Okulu açılma aşamasına gelmiş, biz bunları yabancı basından öğreniyoruz.
Son olarak birkaç cümle de Sayın Gül geldi madem, kendisine ifade edeyim. Somali'yle ilgili çok kaygılarımız var Sayın Başkan.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) -
Bitireceğim Sayın Başkanım, bitiriyorum, uzatmayacağım.
Burada ifade ettim, eğer takip edemediyseniz lütfen tutanaklardan alın. Sizden özellikle istirham ediyorum, çok hassas birkaç konu var. Oraya göndermeyi düşündüğümüz Türk askerleri Eş Şebab terör örgütüyle çatışacak mı çatışmayacak mı ve bu gönderilen askerlerin Türkiye'ye faturası nedir? Dördüncü defadır uzatıyoruz, Birleşmiş Milletler dışında niye Cumhurbaşkanlığı özel bir tezkere gönderdi ve Türkiye bundan ne murat etmektedir? İstirham ediyorum, bunların lütfen bize cevabını verin.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)