| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 112 |
| Tarih: | 21.07.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA CEMALETTİN KANİ TORUN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bugün görüştüğümüz tezkereyi yalnızca bir askerî yetki tezkeresi olarak değerlendirmek eksik olur çünkü Somali, Türkiye'nin son on beş yılda en fazla emek verdiği, en fazla yatırım yaptığı ve uluslararası alanda en güçlü itibar kazandığı ülkelerden biridir. Dolayısıyla burada yıllardır sabırla inşa ettiğimiz bir güven ilişkisini de değerlendirme fırsatı buluyoruz. Bundan birkaç ay önce yine bu kürsüden Somali'deki gelişmeler üzerine önemli uyarılarda bulunmuştum. Somali'nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şeyin yeni bir siyasi gerilim değil, diyalog, dayatma değil, uzlaşı olduğunu söylemiştim. Memnuniyetle görüyoruz ki mayıs ayından itibaren bu uyarılar dikkate alınmaya başlanmış, Türkiye de taraflar arasındaki diyaloğun sürdürülmesi yönünde daha aktif bir rol üstlenmiştir.
Sayın MİT Başkanının Somali'ye gerçekleştirdiği ziyaret bu bakımdan doğru bir adımdır, bu yaklaşımın devam etmesini temenni ediyorum ancak şunun altını özellikle çizmek isterim: Somali'de atılacak her adım Türkiye'nin bugüne kadar oluşturduğu güveni koruyacak şekilde atılmalıdır çünkü Somali'de kazandığımız en büyük güç, askerî varlığımız değil, bütün tarafların bize duyduğu güvendir.
Sayın milletvekilleri, Somali hakkında konuşurken ben oraya bir dosya üzerinden değil, orada geçirdiğim yıllar üzerinden bakıyorum. 2011 yılında Mogadişu'ya ilk gittiğimde şehir, kıtlığın, yoksulluğun ve iç savaşın tam ortasındaydı. Havalimanı terminali yıkık, liman bugünkü hâlinde değildi, hastaneler yoktu, yollar yoktu; tüm bu gelişmeler topyekûn bir emeğin neticesidir. Dolayısıyla, bu Meclisin o emeğe sahip çıkması kadar doğal bir şey olamaz. İşte, bu nedenle, bugüne kadar Somali'yle ilgili tezkerelerde ilkesel olarak destek verdim çünkü Türkiye'nin Somali'deki varlığı hiçbir zaman emperyal bir nüfuz arayışı olmadı. Tam tersine, devleti çökmüş bir ülkenin yeniden ayağa kalkmasına katkı sunan, kurumlarını güçlendiren ve kendi ayakları üzerinde durmasına yardımcı olan bir anlayışla hareket edildi.
Somali'nin hikâyesi sıradan bir hikâye değildir. Uzun yıllar diktatörlük yaşamış, ardından devlet otoritesini tamamen kaybetmiş ve onlarca yıl iç savaşın yükünü omuzlamış bir ülkeden bahsediyoruz. Böyle bir ülkede devleti yeniden inşa etmek masa başında alınan kararlarla olmuyor. Devlet ancak toplumun bütün kesimlerinin rızasıyla kurulur. Yerel meşruiyete dayanmayan hiçbir kurum uzun ömürlü olamaz. Türkiye'nin Somali'deki başarısı da tam burada yatmaktadır. Biz hiçbir zaman Somalililere hazır reçeteler sunmadık, bir grubu diğerine karşı destekleyen bir politika izlemedik; tam tersine, Somalililerin kendi geleceklerine kendilerinin karar verebileceği zemini oluşturmaya çalıştık. Türkiye'yi diğer ülkelerden ayıran en önemli özellik de bu olmuştur. Bunun en somut örneğini 2012 yılında yaşadık. Somali'nin geçici yönetiminden kalıcı yönetim sürecine Mayıs 2012'de, Mayıs sonunda İstanbul'da çok önemli bir toplantı sonucunda geçildi ve bu toplantıya da biz ev sahipliği yaptık. Somali'nin yeni Parlamentosunu belirleyecek olan geleneksel aşiret büyüklerini, siyasi grupları, sivil toplum temsilcilerini, din âlimlerini, iş dünyasını ve diasporadan temsilcileri aynı masa etrafında buluşturduk. 300'ü aşkın Somalili hiçbir baskının ve dış yönlendirmenin olmadığı bir ortamda bir hafta süreyle ülkelerinin geleceğini konuştu. Orada alınan kararlar Somali'nin 20 Ağustos 2012'de geçici yönetimden kalıcı yönetime geçmesinin önünü açtı. O gün Türkiye, Somali adına karar veren bir ülke olmadı, Somalililerin kendi geleceklerine kendilerinin karar verebileceği zemini hazırlayan ülke olduk. Elbette bu kolay olmadı kimi Somalili aktörler verdikleri sözlerden döndüler, kimi uluslararası çevreler "Türkiye Somali'yi tanımıyor, bu süreci yönetemez." diyerek önümüze engeller çıkarmaya çalıştılar ama biz bütün olarak bunları tek bir yöntemle aştık; sahada kalarak, herkesle konuşarak ve hiç kimseyi dışlamayarak. İşte, Türkiye'nin bugün Somali'de sahip olduğu itibarın temelinde de bu anlayış vardır çünkü biz hiçbir zaman bir grubun yanında durmadık, biz Somali devletinin ve halkının yanında durduk. Hiçbir zaman bir aşiretin, bir bölgesel yönetimin ya da bir siyasi hareketin hamisi olmadık; Somali'nin birliği, bütünlüğü ve kurumsallaşması için çalıştık.
Değerli milletvekilleri, bu güvenin oluşmasında askerî iş birliğimizin de çok önemli bir payı vardır. Bu tezkerenin dayandığı askerî eğitim yapısının temelleri de o dönemde atıldı. Türkiye 2013 yılından itibaren Somali'de askerî akademi ve eğitim merkezi kurulması için yoğun çaba gösterdi. 2017 yılında faaliyete geçen bu merkez bugün Somali ordusunun subay ve astsubaylarını, özel kuvvetlerini yetiştiren en önemli kurumlardan biri hâline gelmiştir. Bu çalışmaların iki temel amacı vardı: Birincisi, Somali'nin kendi güvenlik kapasitesini oluşturmasını sağlamak ve dış tehditlere karşı kendi ayakları üzerinde durabilen bir devlet hâline gelmesine katkıda bulunmak. İkincisi ise Somali halkının yıllardır en büyük güvenlik tehdidi olan El Şebab terörüyle etkin mücadele edebilmesini sağlamak. İşte, biz bu nedenle, bugüne kadar Somali tezkerelerine destek verdik çünkü Türkiye'nin Somali'deki askerî varlığı hiçbir zaman başka ülkelerin yaptığı gibi bir nüfuz alanı oluşturma amacı taşımadı. Biz Somali'ye kendi askerimizi göndermedik, Somali'nin kendi askerini yetiştirdik; güvenlik mimarisini dışarıdan yönetmeye çalışmadık, Somalililerin kendi güvenliklerini sağlayabilecek kapasiteye ulaşmalarına katkıda bulunduk; Türkiye'nin Somali'deki farkı tam da burada ortaya çıktı.
Değerli arkadaşlar, Somali artık devlet kurma sürecinin ilk yıllarında değildir, bugün bambaşka bir eşiğe gelmiştir. Artık konuşmamız gereken mesele, yalnızca terörle mücadele değil demokrasinin kurumsallaşmasıdır, yalnızca güvenlik değil siyasetin meşruiyetidir. Bugün Mogadişu'da anayasal düzen, seçim sistemi ve siyasi geçiş süreci konusunda ciddi tartışmalar yaşanmaktadır. Böyle dönemlerde yapılacak en büyük hata siyasetin güvenlik yöntemleriyle yönetilmeye çalışılmasıdır. Somali'de hiçbir mesele baskıyla çözülemez, Somali'de hiçbir mesele güç gösterisiyle çözülemez, Somali'de hiçbir mesele "Ben yaptım, oldu." anlayışıyla çözülemez çünkü Somali halkı otuz yılını bir diktatörden kurtulmak için harcamış bir halktır. Böylesine ağır bedeller ödemiş bir toplumu yeniden otoriter uygulamalara razı olmasını beklemek gerçekçi değildir. 2012 yılında nasıl bütün tarafları aynı masa etrafında buluşturduysak bugün de seçim süreci ve anayasal tartışmalar ancak geniş bir uzlaşı zemini üzerinde yürütülebilir. Ben şimdi aynı sorumluluk duygusuyla Hükûmeti uyarıyor ve verdiğim desteğe bir şerh düşüyorum: Türkiye'nin yetiştirdiği özel kuvvetlerin Somali'deki yasal muhalefete karşı kullanılmasına asla izin verilmemelidir. Bunun gerçekleşmesi kadar böyle bir algının oluşması bile Türkiye açısından büyük bir kayıp olur. Türkiye'nin verdiği eğitim Somali'nin iç siyasetinde herhangi bir tarafın gücünü artırmak için değil, Somali devletinin kapasitesini güçlendirmek içindir. Bunun aksi yönde ortaya çıkacak her görüntü yıllardır büyük emeklerle oluşturduğumuz güvenini zedeler. Türkiye'nin bugüne kadar kazandığı itibar bütün Somalililerin Türkiye'yi kendi ülkelerinin dostu olarak görmesinden kaynaklanmaktadır. İşte, korunması gereken en büyük kazanım budur.
Son olarak, bir hususun daha altını çizmek istiyorum. Bugün Somaliland üzerinden yürüyen bazı uluslararası hesaplar, Somali'nin istikrarı kadar bölgemizin güvenliğini de yakından ilgilendirmektedir. Özellikle İsrail'in bu bölgede askerî ve stratejik varlık oluşturma girişimlerine ilişkin iddialar dikkatle takip edilmelidir. Türkiye Somali'nin toprak bütünlüğünü savunan politikasını kararlılıkla sürdürmelidir. Somali Federal Hükûmeti'yle, bölge ülkeleriyle ve uluslararası toplumla birlikte hareket ederek Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nin yeni gerilim alanlarına dönüşmesini engellemek için bütün diplomatik imkânlar kullanılmalıdır.
Sözlerime son verirken Somali'nin istikrarına katkı sağlayacak her adımın yanında durmayı doğru bulduğumuzu ifade ediyor, Türkiye'nin yıllardır büyük fedakârlıklarla inşa ettiği aktif tarafsızlık ilkesinin korunması konusunda iktidarı dikkatli davranmaya davet ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
CEMALETTİN KANİ TORUN (Devamla) - Türkiye, Somali'de bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bir tarafın değil barışın, uzlaşının ve Somali devletinin ve halkının yanında durmaya kararlılıkla devam etmelidir.
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)