| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 111 |
| Tarih: | 16.07.2026 |
CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yargı Strateji Belgesi, 2014 ikinci Yargı Reformu Strateji Belgesi, 2019 üçüncü Yargı Reformu Strateji Belgesi ve 2025 dördüncü Yargı Strateji Belgesi, 2 tane de insan hakları eylem planı var. 2009'dan bugüne geldiğimiz zaman -on altı sene geçmiş- yargı reform belgeleriyle, insan hakları eylem planlarıyla geldiğimiz nokta CMK'nin uygulanmaması, geldiğimiz nokta ikili hukuk, geldiğimiz nokta CMK 100'ün yani tutuklama sebepleri olmadan haksız hukuksuz yere muhaliflerin tutuklanması, geldiğimiz nokta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, geldiğimiz nokta Demirtaş on yıldan beri cezaevinde, Selçuk Kozağaçlı on yıldan beri cezaevinde, İBB kumpas davasıyla Cumhuriyet Halk Partisinin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu bir buçuk seneyi aşkın cezaevinde. Geldiğimiz noktada hukuk yok, geldiğimiz noktada hukuku aramayın. Geldiğimiz noktada faşizm var, geldiğimiz noktada açık ve net ikili hukukta "Ya bizden olacaksın ya bize katılacaksın ya da cezaevine gideceksin." Bu açık ve net.
Bakıyoruz, ya, 19 mart yargı darbesiyle Cumhurbaşkanı Adayımız ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve belediye başkanlarımızın haksız hukuksuz yere sabah şafak operasyonuyla gözaltına alınıp tutuklanmasından sonra yapılan eylemlerde Esila isminde kızımızı hatırlıyorsunuz değil mi, Belçika'dan gelen kızımızı? O Belçika'dan gelen kızımızı otuz yedi gün toplantı ve gösteri yürüyüş hakkını barışçıl bir şekilde yerine getirdiğinden dolayı cezaevinde tuttular arkadaşlarıyla beraber. Ne oldu? İki gün önce beraat etti. Ne oldu? Esra Işık Akbelen'de çevreye karşı yapılan ve idare mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararına karşı, yine şirketin zeytin ağaçlarını kesmesine karşı "Bu doğru değildir." diye direnme hakkını kullandı ama kamu görevlisine direnmeden dolayı bir buçuk yıla yakın ceza aldı. Geldiği nokta bu. Bakıyoruz, yer altında çalışan işçiler Ankara'ya geliyor, Güvenpark'ta eylem yapıyor. Eylemleri hemen suç teşkil ediyor ve gazla, copla kenara atılıyor. Bu öğretmenlerimiz, mülakat mağduru öğretmenlerimiz ve atanamayan öğretmenlerimiz, özel okullarda çalışan öğretmenlerimiz geliyor, Meclisin kapısında saçlarından sürüklenerek yasal, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüş hakkını yaptıkları hâlde kenara itiliyor; geldiğimiz nokta. Geldiğimiz nokta, Çankaya... Çankaya'da iki gün önce yapılan... Meclisin, Birinci Meclisin, İkinci Meclisin ve Anıtkabir'in kalbi olan Çankaya. Çankaya Belediyesinde 366 bin oyla çekilmiş, Çankaya halkının iradesiyle gelmiş Belediye Başkanı hakkında dört buçuk-beşte bir şafak operasyonu yapılıyor; davetiye gönderilse gelecek durumda ve kendisi yurt dışından geldiği hâlde hakkında 4 suçlama var: Örgüt var, rüşvet alma var, rüşvet verme var, bir de ihaleye fesat karıştırma var. Emniyet ifadesinde rüşvet alma, rüşvet verme ve örgüt sorulmuyor, sadece ihaleye fesat karıştırma soruluyor ve savcılık ifadesinde yine örgüt sorulmuyor, yine rüşvet alma verme sorulmuyor; ne soruluyor? Yine ihaleye fesat karıştırma soruluyor. Çok ilginç, bu ihaleye fesat karıştırmayla ilgili olarak Danıştayın 13. Dairesi "Soruşturma yok." diyor. Ve çok ilginç, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hakkında takipsizlik kararı var. Çok ilginç, MASAK raporu, bilirkişi raporu ve bu konuda yapılmış bütün müfettiş raporlarında -Sayıştaydan tutun İçişleri Bakanlığı müfettişlerine- "Burada bir suç teşkil etmez." diye raporları var. Çok ilginç, kaçma şüphesi yok, delilleri karartma şüphesi yok ama ne var? Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğine yönelik, Cumhuriyet Halk Partisinin iktidara yürüyüşüne yönelik, Cumhuriyet Halk Partisinin önümüzdeki dönemde toplumsal muhalefetin lokomotifi olarak tüm bu kara düzene karşı tüm halkın önderliğine yönelik seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel'in liderliğinde bu kara düzenin sonunu vermeye yönelik çalışmasına, yürüyüşüne engel olmak var. İkili hukuk sistemi; çıkmış İçişleri Bakanı konuşuyor: "Biz AKP'li belediyeler hakkında da şu şu şu soruşturmaları açtık." diyor. Hangi AKP'li belediye başkanı, hangi AKP'li bir belediyeye saat dört buçukta-beşte şafak operasyonuyla girdiniz? Hangi AKP'li belediyeye çıkıp da CMK 120/3'e aykırı olarak avukatsız, gittiniz içeride bilgisayarlara el koydunuz, arama yaptınız? Hangi AKP'li belediyeye CMK 134 gereği alınan örneklerde kopya vermediniz, dijital verilerin örneğini kenara almadınız? (CHP sıralarından alkışlar) Avukatlara düşman, muhaliflere düşman, topluma düşman, öğretmenlere düşman bir iktidar var. Bu iktidar çıkmış İzmir Barosunun 19 Mart eylemlerinde yapmış olduğu Avukatlık Kanunu'na dayalı eylemlerini, desteklerini, savunma desteklerini; çıkmış Aydın Barosunun onur yürüyüşündeki vatandaşların haklarını ve hukuklarını, Avukatlık Kanunu'na göre yaptığı destekleri bir kenara itmiş, İstanbul Barosunu kapattırıyor. Bu iktidar çıkıyor Ankara Barosunun birçok açıklamasına engel oluyor. Avukatlar hakkında, İzmir Barosu avukatları hakkında soruşturma açıyor. Ve çıkıyor bu iktidar Anayasa’nın, İnsan Hakları Sözleşmesi'nin en büyük hükmü olan, savunma hakkı olan -İBB davasının bir numaralı, 142 tane eylemden sorumlu olduğu iddia edilen- Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu hakkında -altı saat, altı saat- avukatlarla birlikte savunma yapacaksınız diyor. Geldiğimiz nokta bu: Bizdenseniz dışarıdasınız; bizden değilseniz, bizi tehdit edecekseniz içeridesiniz; savunma hakkı yok, adil yargılanma hakkı yok, ifade özgürlüğü ihlalleri konusunda cezaevi yolu gösteriliyor. Basın ne yapsın? Basın özgürlüğü, dezenformasyon yasası Adalet Komisyonuna geldiği zaman dezenformasyon yasasına biz itiraz ettik, "Bu sansür yasasıdır. Bu açıkça ifade özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını ihlal eden bir yasadır." dedik. Ne oldu? Bazı arkadaşlarımız çıktı, "5 madde gerçekleşirse bu uygulanacak." dedi. Ne oldu? 5 maddenin 1'i bile gerçekleşmiyor.
İsmail Arı cezaevinde çıplak aramaya tabi oluyor. İBB'nin Medyadan Sorumlu Başkanı çıplak aramaya tabi oluyor ve haksız hukuksuz, CMK'ye, TCK'ye, insan haklarına, Anayasa'ya aykırı birçok ihlal var. Nereden başvuralım? AYM'de, 2009'da getirdiğiniz... AYM'de şu anda, 2025'te 92 bin tane derdest dosya var. İnsanlar adil yargılama hakkı ihlali, güvenlik hakkı ihlali, özgürlük hakkı ihlalinden dolayı hakkını aramak için Anayasa Mahkemesine başvurmuş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde iç hukuk yollarını tüketmiş ve Türkiye ihlallerde şu anda yüzde 33'le 1'inci ülkeyiz, 1'inci ülkeyiz. Nereden bahsediyoruz? Geldiğimiz noktada, Türkiye'de hukuk devleti yok. Geldiğimiz noktada "Bizdenseniz hukuk var, bizden değilseniz cezaevi yolu var." düşüncesi var. (CHP sıralarından alkışlar) Bu bakımdan, hiç kimse bir şey ortaya koymasın.
İşte, bakın, araştırmayı sunuyorum size açıkça, Metropol'ün araştırması, Haziran 2026. Diyorlar ya "İBB davası hukuki mi, siyasi mi?" diye. Bakınız, AK PARTİ'ye oy veren vatandaşların yüzde 33,9'u "Bu soruşturma siyasidir." diyor, kendi seçmeninizi bile inandıramamışsınız. (CHP sıralarından alkışlar) Bakınız, MHP'ye oy veren seçmenlerin ise yüzde 37'si "Bu operasyonlar siyasidir." diyor, kendi seçmeninizi bile inandıramamışsınız. Geri kalan, MHP'de yüzde 7,2; AKP'de de yüzde 17,8 "Kararsızım." diyor, bilgi vermiyor. Neden? Korkuyor, korkuyor, korku iklimi var, korku iklimi var! Bu korku ikliminde nasıl cevap verecek? Ama bir gerçek var, bu "İBB davası hukuki mi siyasi mi?"de yüzde 70'e varan vatandaş diyor ki: "Bu operasyonlar siyasidir." Bu operasyonlar, İBB operasyonları, Sincan'a yatan belediye başkanları, İzmir Kırklar'da yatan belediye başkanları, Cumhuriyet Halk Partisinin içerisinde bulunup da direnip "Şu anda kesinlikle ya içeri tıkıl ya da gel bize katıl."a "Hayır." diyen belediye başkanları, bürokratları ve CHP üyeleri "Hayır." diyor, direniyorlar, Anayasa'dan doğan direnme haklarını ortaya koyuyorlar. Bu nedenle "Biz bu işin yanında yokuz." diyenlere millet diyor ki: "Hayır, içerisindesiniz. Bu operasyonlar siyasi." "Biz bu işin içinde yokuz." diyorsunuz. Ondan sonra getirip Adalet Bakanı Akın Gürlek'in yani Sözcü davasında, Demirtaş davasında, Enis Berberoğlu davasında, ÇHD davasında ve Türk Tabipleri Birliği davasında ve birçok davada çıkıp da Anayasa Mahkemesinin kararını tanımayan Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek'i Bakan Yardımcılığından sonra yeni getirip ondan sonra Bakan yapıyorsunuz. "Biz bu işin tarafında değiliz." diyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - Siz bu işin tam ortasındasınız.
Değerli arkadaşlar, biz tespitleri yaparız. (CHP sıralarından alkışlar)