GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:111
Tarih:16.07.2026

YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Celadet Ali Bedirhan'ın ölüm yıl dönümüydü. Celadet Ali Bedirhan yaşamını Kürt halkının dilini, kültürünü, edebiyatını yaratmaya, yaşatmaya adamış önemli bir aydın, yazar ve dil bilimcisiydi. Hazırladığı alfabe yayımladığı "Hawar" dergisi ve ortaya koyduğu eserlerle Kürtçenin yazılı birikimine kalıcı katkılar sundu. Bu vesileyle Kürt dili ve edebiyatının gelişimine önemli katkılar sunan Celadet Ali Bedirhan'ı vefat yıl dönümünde saygı ve minnetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de yalnızca ekonomik bir kriz yaşanmıyor, aynı zamanda büyük bir adalet kriz de yaşanıyor. Bu adaletsizliği en ağır yaşayan kesimlerden biri de ücretli çalışanlardır, emeklilerdir. İktidar yıllardır emeklilere aynı cümleyi kuruyor: "Emeklimizi enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz." ama gerçek hayat bu sözleri her gün yalanlıyor; pazarda yalanlıyor, markette yalanlıyor, eczanede yalanlıyor, kira günü geldiğinde yalanlıyor.

Şimdi de dün Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen kanun teklifiyle en düşük emekli maaşının 23.552 liraya çıkarılması öngörülmektedir. Elbette emeklilerin gelirinin artmasını isteriz ancak mesele yalnızca birkaç bin liralık artış değildir; asıl mesele, emeklilerin insanca yaşayabilecekleri bir gelire sahip olup olmadıklarıdır. DİSK'e bağlı BİSAM tarafından açıklanan Temmuz 2026 verilerine göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 36.324 lira, yoksulluk sınırı ise 119 bin lirayı aşmış durumdadır. Yine Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezinin verilerine göre de açlık sınırı Temmuz 2026'da 48.819 lira, yoksulluk sınırı ise 120.669 lira olarak belirtilmiştir. İktidar ise açlık sınırının yaklaşık yarısından daha az kalan bir maaşı "artış" diye, "müjde" diye bu ülkenin emeklerine sunmaktadır. Şunu açıkça belirtmek lazım: Açlık sınırının altında kalan hiçbir gelir insanca yaşamaya yetmez. Açlık sınırının altında kalan hiçbir maaş sosyal devlet gereği olarak savunulamaz. Açlık sınırı altında kalan hiçbir düzenleme başarı hikâyesi olarak anlatılamaz. Ülkede müşterek sorun yalnızca maaşın miktarı da değildir, aynı süreye çalışan, aynı primi ödeyen insanlar arasında binlerce liralık maaş farkı da oluşmaktadır. Kök aylık uygulaması nedeniyle milyonlarca emekli yapılan artışların tamamını maaşında hissedememektedir. Emekliler her altı ayda bir yapılacak artışı beklerken sürekli yoksulluğa mahkûm edilen bir topluluğa dönüştürülmüştür. İktidar emeklileri öyle bir yoksulluğun içine itmiş ki emekliler torununa harçlık verememekte, pazardan kilosuyla değil, taneyle meyve alacak duruma gelmişlerdir. Eti, balığı, sütü, peyniri lüks tüketim olarak görüyor, elektrik faturasını mı ödeyeceğini, ilacı mı alacağını hesaplıyor. Ömrünü çalışarak geçirmiş insanlar hayatlarının son dönemin dinlenmeyi değil, hayatta kalmayı planlıyor. Bu durumun sorumlusu yanlış ekonomi politikalarıdır, gelir dağılımını her geçen gün daha da bozan siyasi tercihlerdir. Türkiye'de servet belirli kesimlerin elinde büyürken yoksulluk milyonlara yayılıyor. Bir tarafta bir avuç insan servetine servet katıyor, diğer tarafta milyonlarca emekli ay sonunu getirebilmek için borçlanıyor, çabalıyor. Bir tarafta kamu kaynakları ayrıcalıklı şirketlere aktarılıyor, diğer tarafta yıllarca bu ülkeye prim ödemiş emeklilerin açlık sınırının altında yaşam mücadelesi vermesine göz yumuluyor. Biz bütçeye başka bir yerden bakıyoruz. Bizim için bütçe rakamların değil vicdanın meselesidir. Kimse "Kaynak yok." demesin kaynak vardır. Mesele kaynağın kimden yana kullanıldığıdır. Vergi afları çıkarılırken kamu ihalelerinde milyarlar dağıtılırken garanti ödemeleri yapılırken kaynak bulunuyor. Emekliliğe gelince ise "İmkânlarımız sınırlı." deniliyor. İşte, biz bu anlayışı kabul etmiyoruz. Ücretli de, emekli de bu durumu asla kabul etmemektedir. Emekliler için öngörülen bu artış emeklilerin yaşadığı derin yoksulluğu ortadan kaldıracak bir düzenleme olmayacaktır. İktidar, bu artışı milyonlarca insanın biraz daha nefes almasını sağlayacak geçici bir düzenleme olarak sunmaktadır. Oysa, emeklilerin ihtiyacı geçici pansumanlar değil kalıcı ve adil bir sosyal devlet politikasıdır. Emekliler bu ülkenin yükü değildir, bu ülkenin hafızasıdır, emeğidir, onurudur. Bu Meclisin görevi onları yoksulluğa mahkûm eden düzeni sürdürmek değil, insanca yaşamalarını sağlayacak adil bir düzen kurmaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)