| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 111 |
| Tarih: | 16.07.2026 |
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargıyı paketlediğimiz bir akşam daha geldi, 12'nci paketteyiz. Yargıda ne kadar daha sürecek ama beklentileri karşılayan bir yargı paketi değil tabii ki bu yani toplumun beklentileri çok daha yüksekti.
Bugün Türkiye'nin en büyük sorunu olarak yansıtılan enflasyon var, devamlı iktidar çevrelerinde konuşuluyor. Enflasyon değil en büyük sorun, döviz kuru da değil, en büyük sebep faiz de değil; Türkiye'de bütün bunların sebebi, ülkenin en büyük sorunu adalettir, adaletin çöküşüdür. Ekonominin düzelmesi sadece ekonomi politikalarıyla mümkün değil, bunun beraber eşlik edeceği sosyal politikalar da çok önemli. Ekonominin düzelmesi için biz bunu hayata geçiremediğimizde bugünleri, bu ekonomik sıkıntıları da beraberinde yaşıyoruz. Eğer gerçekten ekonomiyi düzeltmek istiyorsanız, söylediğim gibi, bu sosyal politikaları mutlaka devreye almanız lazım.
Her gün sabah kalktığımızda bir iki gazeteci veya bir muhalifin gözaltına alındığı veya tutuklandığı haberleriyle uyanıyoruz. Soruyorum şimdi: Her gün bir iki gazeteci veya muhalifi gözaltına alarak, her gün bir iki gazeteci veya muhalifi tutuklayarak bu ülkeye huzur gelir mi, bu ülkeye refah gelir mi? Bu yol, yol değil, emin olun değil, bu yoldan vazgeçmeniz lazım çünkü huzurun da refahın da yolu daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, bağımsız ve tarafsız yargı, vazgeçilmeyen hukuk devleti anlayışından geçiyor; yeter ki siz isteyin ama istemediğinizi görüyoruz çünkü size göre korkutmak hukuku uygulamaktan daha kolay geliyor.
Yargının durumuna bir bakın şimdi. Türkiye'de artık insanlar avukat aramıyor, "Hangi hâkim bakacak?" diye sormaya başladılar. Bu cümleyi duyduğunuz andan itibaren hukuk devletinin alarm verdiğini rahatlıkla anlayabilirsiniz, toplumun adalete güveni bu noktada sarsılmış durumda. Geçen hafta Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump buradaydı, Rahip Brunson meselesinde bir telefonla nasıl Amerika'ya getirdiğini anlattı bize, hepiniz de alkışladınız. Şimdi, Amerikan Başkanı bile bir telefonla bu davaların çözüldüğünü anlamış, bunu da defaatle bizim kafamıza soka soka anlattı. Bakınız, her gün onlarca şirket konkordato ilan ediyor. Ben sanayi kenti Kocaeli'den geliyorum, şirketleri takip ediyorum, geçmişte sanayi odasında bulundum, yöneticilik yaptım, oradaki şirketlerin durumunu yakından takip ediyorum. İflaslar peş peşe geliyor, Türkiye'nin onlarca yıllık markaları tek tek yok oluyorlar, iktidar hâlâ bunun sonucunun faiz, enflasyon ve döviz kuru olduğunu zannediyor. Hayır, sebep çok açık, bu ülkenin en büyük ekonomik problemi hukuk krizidir. Hukuk krizini atlatamadığımız zaman, çözemediğimiz zaman ekonomik sorun devam edecek. Hukukun olmadığı yerde güven olmuyor; güvenin olmadığı yerde yatırım da olmaz; güvenin olmadığı yerde istihdam olmaz; güvenin olmadığı yerde yabancı yatırım da olmaz. Bugün Türkiye'deki sanayi kuruluşları yatırımlarını Romanya'ya, Polonya'ya, Sırbistan'a taşıyorlar; neden? Çünkü oralarda yatırımcı sabah kalktığında şirketine kayyum gelmeyeceğini biliyor. Burada bir yatırımcının sabah kalktığında şirketine kayyum gelmeyeceğinin bir garantisi var mı? Yok. Geçtiğimiz günlerde civcivlere kayyum atadık, civcivlerin kayyumu oldu bir ülkede; böyle bir ülkede yatırım mümkün mü? Asla. Sonuçta ne oldu biliyor musunuz? Bu tavuk şirketlerine gelen kayyumdan sonra yatırımları durdurdular, üretimleri azaldı, şimdi de tavuk fiyatları nasıl artacak göreceksiniz. Ekonomiyi güvenle çalıştırmak lazım, güvenin temeli de hukuk. Bugün vatandaş önünü göremiyor, esnaf önünü göremiyor, sanayici önünü göremiyor çünkü hukuk artık öngörülebilir olmaktan çıktı, belirsizlik hukukun yerine geçti. Ülkede korku iklimi oluşturuluyor, toplum sessizleşti, toplum susturulmaya çalışılıyor. Yargıya baktığımızda ise üzülerek söylüyorum, bazı kararlar adalet üretmek değil, siyaset üretmek için alınıyor, yakın tarihimiz bunun örnekleriyle dolu. Yassıada'da verilen kararlar da yargı kararıydı, 12 Martta verilen kararlar da yargı kararıydı, 28 Şubattaki verilen kararlar da yargı kararlarıydı. Bugün o kararları, o adaleti kimse savunabiliyor mu? Hayır. Ama bugün hakikaten mahkemelerde adalet diye garabetin savunulduğu bir dönemdeyiz. Adalet bir mahkeme salonunda kaybedildiğinde sadece bir dava kaybedilmiyor, bir fabrikanın bacası sönüyor, bir dükkânın kepengi kapanıyor, bir gencin umudu valizde taşınıyor. Türkiye'nin ihtiyacı, işte bu gidişi tersine çevirecek büyük bir cesarettir. O cesaretin adı da hukuk devletidir, o cesaretin adı demokrasidir; bunları yaparsak meseleler çözülür.
Yüce Meclisi ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)