| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 111 |
| Tarih: | 16.07.2026 |
GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, cezaevinde bizleri takip eden yoldaşlarımızı ve ekranları başındaki tüm halklarımızı ve Genel Kurulu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Üzerinde konuştuğumuz tasarının adı kamuoyuna yansıyan biçimiyle 12'nci yargı paketi. Tabii, bu da daha önce 11 tane yargı paketi çıkarılmasına rağmen yargıda bir türlü dikiş tutturulamadığı anlamına da geliyor. Bunun yanında, yüz üç yıldır Anayasa ve yasalarda da birçok kez değişiklik yapıldı. Buna rağmen, Dünya Adalet Projesi'nin 2025 tarihli Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde Türkiye 143 ülke arasında 118'inci sırada yer alabilmiş durumda. Neden mi? Çünkü yıllar içerisinde hukuk siyasallaştırılmış, Kürt meselesi gibi toplumsal ve tarihsel meselelerde normlar ortadan kalkmış, tedbir devleti anlayışı bu ülkede tahkim edilmiştir. Bugün sürekli üst perdeden yargı dağıtılıyor ama Zilan katliamının 96'ncı yıl dönümünde araziye dağılmış kemikler maalesef hâlâ adalet bekliyor. Acı olan şu ki devlet bunu bir kez bile gündemine almış değil ama buradan bir kez daha ifade edelim, Zilan katliamında "..."(*) Zilan'da yapılanları, yaşananları bizler hiçbir zaman unutmadık ve unutmayacağız. Aynı şekilde, Diyarbakır Cezaevinde devrimcilere yaşatılanlar da hâlen hafızamızda canlı. Çünkü büyük hukuksuzluklar 12 Eylül 1980 askerî cuntasının eliyle bizzat işlendi. Buna karşı, 14 Temmuz 1982'de Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek'in başlattığı büyük ölüm orucu direnişi, özgürlük ve onurlu bir yaşamın kıvılcımı oldu. Bu vesileyle, "..."(*) Zilan'da kaybettiklerimizi ve yaşamı uğruna ölecek kadar seven tüm devrimcileri buradan bir kez daha saygıyla anıyorum.
Orta Doğu coğrafyası ve küresel dünya çalkantılı, politik ve ekonomik bir süreçten geçiyor. Davos'ta başlayan kuralların ve hukukun minimalize edildiği yeni dünya düzeni Münih Güvenlik Konferansı'yla tasdik edildi. Geçen hafta Ankara'da gerçekleştirilen NATO zirvesinde de her şey güvenlik-savunma ekseninde ele alınırken güncellenen 3.0 sürümüyle emekçiye, emekliye, sağlığa ve eğitime ayrılması gereken bütçenin daha çok silaha ayrılması gerektiği yönündeki kararlar teyit edildi. Hiç kimsenin güvende olmadığı yeni bir küresel düzenle hepimiz karşı karşıyayız; bir tarafımız Ukrayna-Rusya savaşı, bir yanımız ABD-İsrail-İran savaşı, Doğu Akdeniz ise âdeta zaman ayarlı bir sinir harbi kıvamında. Tam da böylesi bir ortamda barış ve demokratik toplum süreci paha biçilmez bir önemde karşımızda duruyor. Bu sebeple, sayın Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025 tarihi çağrısı ve siyasi iktidar ile muhalefet partilerinin tutumuyla önemli aşamalar kaydedildi, bu süreçte PKK kendini feshetti ve dünyanın gözleri önünde silahlarını yaktı. Eğer son on sekiz ayda atılan adımları üst üste koyarsak ortada ciddi bir kararlılığın olduğunu herkes kolaylıkla fark edecektir. Bu kararlılık son on sekiz ayda açığa çıkan bir kararlılık da değil çünkü sayın Öcalan otuz üç yıldır Kürt sorununda demokratik çözüm ve onurlu barış çağrısı yapıyor. 1990'lı yıllarda "Savaşı bitirelim, masaya oturalım." diyen de "Bizim için onurlu barış ve demokratik siyaset esastır." diyen de "Bu meseleyi bir hafta içerisinde çatışma ve savaş zemininden çıkarabilirim." diyen de kendisi. Gelinen aşamada siyasi iktidar bölgesel konjonktüre göre hareket etmemeli çünkü yanlış konjonktür okumalarından iktidar bir barışa çıkamaz maalesef. Artık Kürtler başta olmak üzere ülkenin tüm halkları devletin de cesur adımlar atmasını bekliyor. Bu sebeple, silahların yakılmasının yıl dönümünde binlerce insan sosyal medyada "Silahlar yakıldı, yasa nerede?" diye sordu. Top artık devletin sahasında, iktidarın sahasında. Ciddi bir mesafe kaydedilmişken yeterli ölçüde siyasal ve toplumsal konsensüs sağlanmışken bunu heba etmek asla vatanperverlik olmayacaktır. Şimdi sıra sayın Öcalan'ın çağrısına denk düşecek ölçüde bir çerçeve yasanın Meclisten çıkmasıdır, dolayısıyla siyasi iktidar onlarca yıldır denenmiş pişmanlık kokan yasa anlayışıyla veya bütünlüklü bir yaklaşım yerine kategorize ederek meseleye yaklaşmamalı. Buraya kadar kritik eşikler aşıldı, buraya kadar zor süreçler aşılarak gelindi; barış da çözüm de dokunabileceğimiz kadar yakın bir mesafede. Bunu heba etmemenin yolu adaletli, eşitlikçi ve kapsayıcı bir çerçeve yasadadır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)