| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 111 |
| Tarih: | 16.07.2026 |
İSKENDER BAYHAN (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Başkan.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Kanun teklifinin genel gerekçesinin ilk paragrafında şöyle bir cümle yer alıyor: "Hukukun üstünlüğünü esas alan ülkemizde, 2002 yılından günümüze kadar aralıksız bir şekilde süregelen reform iradesi..." Daha bu ilk cümleleri okuyunca anlıyoruz ki saray oligarşisi ve sözcüleri, siyasette ve adalette halka kitlelerin nasıl aldatılacağı konusunda çığır açacak bir tutum sergiliyor ve bunda ısrar ediyor.
15 Temmuz darbe girişiminin 10'uncu yılı geride kaldı. Bugüne kadar geçen süre içerisinde darbenin siyasi ayağına ilişkin tek bir kişi bile yargılanıp cezalandırılmadı ama bu başarısız darbe girişimi dayanak yapılarak faşist bir devlet düzeni kurma yolunda en küçük demokratik hakları bile budamak, ayaklar altına almak için birçok yasal düzenleme yapıldı, sonuçta bir saray oligarşisi egemenliği kuruldu ve bütün bunlar hukukun üstünlüğü için "reform iradesi" diye cilalanarak gerçekleştirildi ancak son iki hafta içerisinde saray zevatı tarafından çok daha çarpıcı bir ikiyüzlülüğe tanıklık ettik, bunu bütün emekçi halklarımızın bilmesinde büyük yarar var.
Saray sözcüleri 15 temmuz darbe girişiminin dış güçler ayağı için yıllarca ABD emperyalizmini ve NATO'yu işaret ettiler. Yandaş medya "Darbecilerin arkasında NATO var. Darbe İncirlik'ten yönetildi. Darbeyi ABD'li generaller yönetti." diye manşetler attı. Yıllarca bunun rantını yiyerek siyaset yapanlar daha bir hafta önce ABD emperyalizmi, haydut Trump ve NATO güzellemesi yapma konusunda da bu kez tarih yazdılar. Türkiye'nin siyasi tarihinde çok Amerikancı iktidar ve devlet adamı gördük, çok geldi geçti ama hiçbirisi emperyalizmin işbirlikçiliğini bu kadar arşa vardırmamıştı. Adalet Bakanı Akın Gürlek 6 Temmuzda şöyle dedi: "Hiç kimse Türk mahkemelerine parmak sallayamaz; devam eden yargılamaları etkilemeye, Türk yargısını baskı altına almaya ve ülkemizin içişlerine müdahale kalkamaz." Peki, ne oldu? Bundan bir gün sonra, daha bu sözlerin mürekkebi bile kurumadan 7 Temmuzda bu kez büyük dostunuz Trump ise basına şöyle bir demeç verdi: "Erdoğan'a söyledim 'Rahip Brunson'u bırak.' dedim; hiç ikiletmedi, bir gün sonra Brunson Amerika'daydı. Onun için, Erdoğan'ı çok seviyorum, çok güveniyorum."
Türkiye'yi batı emperyalizminin, NATO'nun savaş üssü haline getirip bir avuç savaş baronunun silah sanayi yatırımlarıyla her geçen gün daha fazla zengin ediyorsunuz ve Türkiye'yi savaş silahı deposuna çevirmeyi "Ülkemizin çıkarı bunu gerektiriyor, bu bir başarı." diye alkışlamamızı istiyorsunuz, halkımıza alkışlatmak istiyorsunuz. Bunun için milyarlarca lira harcadınız ve harcamaya devam ediyorsunuz. Emekliye, asgari ücretliye gelince "Para, kaynak yok." diyenler hazinenin kasasından bunu yapıyorlar ve dahası bütün bunları yaparken bu ülkenin gençlerini, emekçilerini, aydınlarını, çevre, doğa savunucularını, yüzlerce emperyalizm ve NATO karşıtı yurttaşımızı evlerinin kapıları koçbaşlarıyla kırarak, günlerce NATO terörü estirerek gözaltına aldınız, tutukladınız. 20'nci yüzyılın başında Dolmabahçe ve Yıldız Sarayı'nda İngiliz mandacılığı vardı, şimdi de Aksaray'da, Beştepe'de Amerikan mandacılığı. Emin olun ki bu Amerikancılık ve NATO seviciliğiniz karşısında İhvancı Hasan el Benna ve Seyyid Kutup bile mezarında ters dönmüştür, kemikleri sızlamıştır.
Bakın, bütün bunları yaparken halkın hassasiyetleri, duyguları, talepleri aklınıza gelmiyor, hiç söz etmiyorsunuz ama içeriği düzgün bir barış ve eve dönüş yasası söz konusu olunca "halkın hassasiyetleri" diye aylardır bin dereden su getiriyorsunuz, somut adım atmıyorsunuz, Sorumluluk Mecliste." dediğiniz yasayı sarayda hazırlıyorsunuz. Türk'üyle Kürt'üyle, Arap'ıyla, Alevi'siyle, Sünni'siyle, Hristiyan'ıyla, Şii'siyle Anadolu topraklarında ve Orta Doğu'da öfke ve nefret söz konusu olunca ABD ve NATO'ya karşı ilk aklına gelen halklarımızın bu hassasiyeti hiçbir zaman NATO ve ABD övücülüğünde aklınıza gelmiyor ama barış içerisinde bir arada yaşamaya gelince, bunun için somut adım atmaya gelince birden hassasiyeti keşfediyorsunuz ve bu dilinizden düşmüyor.
Bakın, çok önemli bir husus daha var. MİT Müsteşarı Emre Taner'in 2007 yılında MİT'in 80'inci kuruluş yılı vesilesiyle hazırlanan raporundan yaklaşık yirmi yıl sonra Millî İstihbarat Akademisi bir rapor yayınladı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İSKENDER BAYHAN (Devamla) - Başkanım, toparlıyorum.
BAŞKAN - Tamamlayın, lütfen.
İSKENDER BAYHAN (Devamla) - Ankara Zirvesi, NATO 3.0 tartışmaları ve Türkiye başlığını taşıyan bu rapor Yeni Osmanlıcı bir hamasetle süslenmiş. Ülkemizin büyük şairlerinden sevgili Can Yücel'i anarak onun dizelerinden esinlenerek raporun içeriğine ilişkin bir gerçeği burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Millî İstihbarat Akademisinin hazırladığı rapora sarayın yerlilik ve millîlik siyasetinin derinliklerine bakın dibinde ABD emperyalizminin ve NATO'nun kablolarını göreceksiniz. Bu kürsüden bütün işçi ve emekçi halkımıza sesleniyorum: Bir avuç insan için sarayları hak görenlerden, bunu normal ve kutsal sayanlardan bu ülkeye hayır gelmez. Hangi milliyetten ve inançtan olursanız olun size bir fayda gelmez. Bu sömürücü, sömürgeci, çürümüş, asalaklar saray egemenliğinden ülkemizi bir an önce kurtarmalıyız diyorum teşekkür ediyorum. (CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)