| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 110 |
| Tarih: | 14.07.2026 |
CHP GRUBU ADINA CUMHUR UZUN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teklifin içeriğine geçmeden önce, teklifin itiraf niteliğindeki ismiyle başlamak istiyorum. Nedir bu sözde yargı paketinin adı? Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması... Evet, değerli arkadaşlar, Türkiye'de yargı maalesef etkin işlemiyor, verimli işlemiyor ve daha da önemlisi adil işlemiyor. 12 kez yargı paketi hazırladınız, her defasında adına "reform" dediniz ancak yargı bağımsızlığı güçlenmedi, yurttaşın adalete güveni artmadı, tutuklama istisna hâline gelemedi, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmadı, Hakimler ve Savcılar Kurulunun yürütmeye bağından bir türlü vazgeçilemedi, hâkimlere coğrafi teminat getirilmedi, savunmanın sorunları çözülmedi, görünmezden gelindi, cezaevlerindeki kapasite, insan hakkı ve personel sorunları giderilmedi. Sulh ceza hâkimlerinin yarattığı güven krizi büyüdü, iddianameler aylarca hazırlanmadı, tutukluluk fiilen cezaya dönüştürüldü. Yargının ve adaletin temel sorunlarına çare olmayan 11 yargı paketinden sonra yine bir dizi değişiklikle sözde yargı reformu yapıyormuş gibi Meclisin meşgul edilmesinden biz artık bıktık, usandık.
Her zaman olduğu gibi, yürütmenin hazırladığı bu metin milletvekillerine imzalatıldı ve Meclise "Noktasına, virgülüne dokunmayın." anlayışıyla gönderilmiş bulunmakta. Bizim burada yaptığımız bu çalışmanın yasama faaliyeti olarak değerlendirilmesinin neredeyse imkânsız hâle getirildiği, yürütmenin yazı işlerine çevrilmiş bir Meclis anlayışıyla Meclise nezaketsizlik yapıldığını düşünüyorum. Üstelik teklifin önemli bölümü yine Anayasa Mahkemesinin daha önce iptal ettiği hükümler nedeniyle ortaya çıkan boşlukları doldurmaya çalışmaktadır yani karşımızda AKP Grubunun özgür iradesiyle hazırlanmış kapsamlı bir adalet reformu yoktur, karşımızda Anayasa Mahkemesi kararlarının zorunlu kıldığı teknik bir tamirat vardır, tamirat. Bazı maddelerde ise iptal gerekçesine uygun düzenleme yapmak yerine aynı hükmü küçük kelime değişiklikleriyle yeniden kurma çabası çok çarpıcı olarak gözükmektedir. Oysa Anayasa’nın 153'üncü maddesi açıktır. Anayasa Mahkemesi kararları yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı bağlar. Meclisin görevi Anayasa'yı dolanmak değil, ona uymaktır.
Değerli arkadaşlar, maddelere baktığımızda da aynı anlayışın sürmekte olduğunu görüyoruz. İdareye mahkeme kararından doğan borcunun ödenmesi için ek süre tanıyorsunuz. Hakkını yıllar sonra mahkemede kazanan yurttaşı bir kez daha bekletiyorsunuz. Tek hâkimde görülecek dava alanını genişletip heyet güvencesini zayıflatıyorsunuz. Yine bazı değişiklikleri kanunla değil, yönetmelik çerçevesinde çözmeye çalışıyorsunuz. Avukat yazışmasının, gazeteci kaynağının ve aile mahremiyetinin nasıl korunacağını açık güvenceye hiç bağlamıyorsunuz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda kötü muamele suçları bakımından atılan sınırlı adımı yeterli gösteriyorsunuz. Oysa hükmün açıklanmasının geri bırakılması düşüncesini açıklayan, toplantıya katılan, demokratik itirazını dile getiren yurttaşın üzerinde beş yıl boyunca sallanan bir ceza tehdidine dönüşmüş bulunmaktadır. Kadına ve çocuğa karşı şiddet, cinsel suçlar ve kamu gücünün kötüye kullanıldığı dosyalar bakımından da kapsamlı güvence kurmuyorsunuz. Ölüm ve kalıcı sakatlık tazminatlarında yargılamanın gecikmesinin bedelini mağdura yüklüyorsunuz. Parasal sınırlarla kanun yoluna erişimi kısıtlıyor, hız uğruna hukuki denetimi buduyorsunuz. Oysa hızlı ama yanlış karar adalet değildir, daha çok mağduriyet üretmektedir, daha çabuk mağduriyet üretmektedir. Anayasa’nın 141'inci maddesi davaların süratle sonuçlandırılmasını ister, ister ama bunu adil yargılanma hakkını ortadan kaldıracak şekilde yapmamanız gerekir.
Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye'de yargının temel sorunu dosya sayısı değil, iktidarın yargı üzerindeki siyasi vesayetidir. Anayasa Mahkemesine yapılan yüz binlerce bireysel başvuru, on binlerce hak ihlali kararı ve makul sürede yargılama ihlallerinin büyüdüğü sistemin yurttaşı ilk derece mahkemelerinde korumadığının açık göstergesidir. Vatandaş hakkını kendi mahkemesinde bulamıyor. Yıllar sonra Anayasa Mahkemesinin kapısında arıyor. Can Atalay hakkında verilen Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmaması, Tayfun Kahraman için verilen ihlal ve yeniden yargılama kararının yerel mahkemece yok sayılması, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş hakkındaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması tesadüfi şeyler değildir. Bunlar Anayasa’nın ve uluslararası hukukun iktidarın siyasi ihtiyaçlarına göre askıya aldığını gösteren temel göstergelerdir. Değerli arkadaşlar, aynı anlayış bugün Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı İBB davalarında da karşımıza çıkıyor. Binlerce sayfalık iddianameyle ve çok sayıda suçlamayla karşı karşıya bırakılan bir sanığın savunmasına saat hesabıyla sınır koymak, sözünü kesmek ve salondan çıkarmak adil yargılanmanın açık ihlalidir. Savunma hakkı mahkemenin lütfu değildir. Anayasa’nın 36'ncı maddesinin emridir emri. Sanık hakkındaki her isnada cevap verebilmeli, müdafi dosyaya etkili biçimde erişebilmeli, mahkeme savunmayı şeklen dinlemekle yetinmemelidir. Savunmayı susturduğunuz yerde hüküm hukuki olmaktan çıkar, siyasi bir tasarrufa dönüşür. Ekrem İmamoğlu'nun karşısına sandıkla çıkamayanlar karşısına bakanları, savcıları ve mahkemeleri çıkarıyorlar. Seçilmiş belediye başkanlarını tutuklamak, kurultay iradesini mutlak butlan kararıyla değiştirmeye çalışmak, muhalefeti yargı yoluyla şekillendirmek istemek hukuk değil, siyasi mühendisliktir. Bu uygulamalar eşit yurttaş hukukunun terk edilip düşman hukukuna geçildiğinin de açık göstergesidir. Dost saydığını koruyan, rakip gördüğünü cezalandıran bir düzenin adı hukuk devleti olamaz. Hâkim ve savcı atamalarında liyakat yerine sadakat konuşuluyorsa, terfiler kararların hukukiliğine göre değil, siyasi beklentiye göre şekillendiriliyorsa, adalet terazisi baştan bozulmuş demektir. Adalet dağıtması gereken kurumların pazarlık söylentileriyle anıldığı bir ülkede 12 değil, 112 paket getirseniz de güveni sağlayamazsınız. Oysa yapmanız gerekenler bellidir: Hâkimler ve Savcılar Kurulu bağımsız olmalıdır, bunu sağlayın. Hâkimlere coğrafi teminat verilmelidir. Savunma makamı güçlü hâle getirilmelidir. Tutuksuz yargılama kuralı eksiksiz uygulanmalıdır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına tam uyum sağlanmalıdır. Şeffaf atama ve terfi sistemi kurulmalıdır. Yeterli hâkim ve savcı ve dahi kalem personeli sayısına erişilmelidir. Yargıdaki rüşvet iddiaları sonuna kadar ama sonuna kadar soruşturulmalıdır ve hepsinden önemlisi siyasetin yargı üzerindeki etkisine derhâl son verilmelidir.
Değerli arkadaşlar, adalet, iktidarın dağıttığı bir ayrıcalık değil milletin hakkıdır. Mahkemeleri siyasi rakipleri tasfiye etmenin aracı yapanlar bilsinler ki hukuk bir gün herkese lazım olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
CUMHUR UZUN (Devamla) - Biz hız bahanesiyle adaletin eksiltilmesine, yargının sarayın sopası hâline çevrilmesine ve düşman hukukuna teslim olmayacağımızı belirtiyor; hukukun üstünlüğü, demokrasiyi ve millet iradesi için mücadelemizi sonuna kadar sürdürmeye kararlılıkla devam edeceğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)