| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 110 |
| Tarih: | 14.07.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, kıymetli hukukçu, eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargıcı Rıza Hoca, Rıza Türmen geçtiğimiz günlerde çok kıymetli bir yazıyı kaleme aldı ve bu yazının başlığı utanıyorumdu. Düşünün arkadaşlar, on yıl boyunca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye'yi temsilen yargıçlık yapmış bir hâkimden bahsediyorum, bir hukukçudan bahsediyorum. Yine, aynı zamanda her hukuki ve siyasal kırılmaya şahitlik etmiş bir hukukçudan bahsediyorum ve bu hukukçu "Utanıyorum." diyor ve aslında bu "Utanıyorum." demesinin bir sebebi var. İşte, ülkeyi bu hâle getirenlerin yüzüne karşı söylüyor "Belki bundan feyz kendileri utanırlar." diye ve Rıza Hoca şöyle devam ediyor, diyor ki: "AB raporunu okurken utanç duydum. Türkiye'yi bu noktaya getirenlerle, yine zulmedenlerle aynı ülkede yaşadığım için, aynı vatandaşlığı paylaştığım için utanç duydum." diyor. "Hukuka aykırılıkları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi tarafından saptanmış yargı kararlarıyla yıllardır özgürlüklerinden yoksun bırakılan insanlar için utanç duydum ve bütün bu adaletsizlikler karşısında yeterli ve etkili olamamanın verdiği çaresizlik nedeniyle utanç duydum." diyor ve soruyor: "Biz nasıl bu hâle geldik?" Elbette ki biz de Rıza Hocanın bu sorusunu bu Genel Kurula soruyoruz: Bu hâle nasıl geldik? On yıldır, yaklaşık on yıla yakın süredir AKP iktidarı bu utancı paylaşıyor mu? Bu utancın karşısında verebilecek bir cevabı var mı? Diye soruyoruz. Elbette ki yok, hamasetten başka ortaya koydukları bir durum olmadığını görebiliyoruz. Bakın, arkadaşlar, Avrupa Parlamentosu 17 Haziranda Türkiye raporunu açıkladı ve bu raporda diyor ki: "Türkiye'de yargı bağımsızlığı alarm verecek bir dereceye ulaşmıştır." Yine, bu raporda aynen şunu ifade ediyor, diyor ki: "Ceza mevzuatı ve TMK muhalefeti dizayn etme aracı hâline gelmiştir." Neden bunu söylüyor? İşte, HDP'ye yönelik saldırılar, kapatma davaları; CHP'ye yönelik saldırılar, İmamoğlu davası gibi gibi muhalefeti susturma aracına dönüşmüş bir hâlde ceza mevzuatı." diyor. Yine diyor ki: "Kayyum atamaları yerel demokrasiye en büyük zarardır." ve devam ediyor "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması hukuk devletine olan güveni ortadan kaldırır. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Can Atalay, Figen Yüksekdağ, Tayfun Kahraman hakkında verilen yüksek yargı kararları derhâl uygulanmalıdır." ve daha da özele iniyor, diyor ki: "Türkiye'de kadın ve çocuk hakları konusundaki gerilemeler büyük endişe yaratmaktadır." Bakın arkadaşlar, bunları bir muhalefetin vekili olarak ben söylemiyorum, bunlar 17 Haziranda Avrupa Parlamentosunda çıkan raporda söyleniyor ve çok tanıdık şeyler; yıllardır biz bunları bu kürsülerden, sokaklardan, alanlardan, bulunduğumuz her yerden ifade ettik. Aha, buyurun, Avrupa Parlamentosu da artık bunu söylemiş oldu ve raporu yazı altına almış oldu ama gelin görün ki bu söylenenlere kulak veren bir iktidar var mı karşımızda? Hayır. AKP iktidarına bakıyoruz, bu söylenenleri gören bir yerde mi? Hayır. Eğer olmuş olsaydı bugün önümüze böylesi bir yargı paketiyle gelmezdi. Bakın arkadaşlar, açık söyleyelim: Sayın Adalet Bakanı atandığı günden beridir ağzına aldığı "Paket ha geliyor, ha gelecek. On ikinci yargı paketinde hukuksuzlukları gidereceğiz, vatandaşın mağduriyetini gidereceğiz artık hukuki olan bütün düzenlemeleri, sözlerin hepsini yerine getireceğiz." diye büyük büyük laflar etti. Biz buradan açık söyleyelim: On ikinci yargı paketinde adalet yok, on ikinci yargı paketinde eşitlik yok, on ikinci yargı paketinde hukuk yok maalesef. Ve bugün bu ülkenin insanları cezada adalet, infazda eşitlik istiyor. Bu ülkede insanlar hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin derhâl son bulmasını istiyor. Bu ülkede insanlar "Cezaevlerinden, hapishanelerden ölüm çıkmasın." diye her yerden sesini yükseltiyor. Bu ülkede hapishanelerden hasta mahpusların cenazesi çıkmasın diye her yerden sesini yükseltiyor. Yine, idare gözlem kurullarının vermiş olduğu kararlara dair bir an önce düzenleme yapılmasını istiyor bu Meclisten ve nihayetinde yine TCK 158'e dair kalıcı çözümler istiyor. Ama gelin görün ki on ikinci yargı paketinde bu beklentileri karşılayan hiçbir, bakın, hiçbir, bir bile değil, hiçbir şeyin olmadığını görüyoruz.
Peki, ne var bu on ikinci yargı paketinde? Yememişler içmemişler, hazırladıkları pakete bakın. Avukatların sorunları dağ olmuş, gitmiş, savunmaya her gün saldırı var fakat ne yapıyorlar? Avukatların vekâlet ücretlerini kısıtlayan kararlar alıyorlar. Diyorlar ki avukatlara: "Siz eğer bir ilamı aldıysanız..." İlam demek, icra edilebilirlik demektir, değil mi? Siz onu icraya veremezsiniz. "Önce gelin, bir idareye başvuru yapın, ondan sonra biz bu ödemeyi size yapalım." Neden? Yani bunca avukatın sorunu varken, derdi varken, derdiniz, avukatın vekâlet ücretine çökmeye mi kaldı diye soruyoruz buradan.
Yine, hâkim ve savcıların Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine uymayan binlerce durumu söz konusu iken, bunların tamamı anayasal bir suç, disiplinel bir suç olmuş olmasına rağmen hâkim ve savcılarla ilgili böylesi bir düzenleme yapmayıp nasıl bir düzenleme yapıyorlar? Tali. Hâkim ve savcılara güya cezalandırma, disiplin yöntemleri getirecekler, tali işlerle uğraşıyorlar. Eğer siz ciddiyseniz, buyurun, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına uymayan hâkim ve savcılarla ilgili yapın disiplin düzenlemelerini.
Bir diğeri "Duruşma sürelerinin arasına üç ay koyduk." diyor ve bunu nasıl diyorlar? Diyorlar ki: Artık vatandaş yargılamalarını pekâlâ hızlı bir şekilde ilerletebilecek yani bir dosya on yıl beklemeyecek; hızlı bir şekilde, pratik bir şekilde buna çözüm olacağız diyorlar. Nasıl buluyorlar çözümü? "Duruşmaların arasında üç ay koyduk." Avukat olan arkadaşlar bilir. Dosyada bilirkişi raporu var mı? Yok, beş ay ertele; adli tatil geldi, üç ay ertele. Hâkim tatile çıktı, beş ay ertele. Vallahi, hâkimin çocuğu hasta oldu, üç ay ertele. Sen üç ayda bir koysan ne, koymasan ne? Yani tamamen görüntü. Şekilsel olarak biz duruşmalara üç aylık süre verdik.
Yine, avukat arkadaşlar bilir, daha önceki yargı paketinde de bir reform yaptılar. UYAP sistemine davayı açtığımız zaman "Üç yüz altmış beş günde bitecek." diye karşımıza böyle yeşilli ekranlar çıkıyordu. Şu an soralım ya, bir meslektaşımız bile demiyor ki: "Bizim bir dosyamız bir yılda sonuçlanıyor." İmkânı yok. O yüzden, böyle teferruatlı, aslında ilgisi olmayan, alakası olmayan maddelerle oyalama pratiği koyuyorlar.
Bir diğeri şu: İş kazalarında, trafik kazalarında açılacak olan tazminat davalarında faiz hesaplamasını dava tarihine çekiyorlar yani haksız fiil tarihinden alıyor, dava tarihine çekiyor. Neden? Kimi koruyorsunuz siz? Trafik kazası geçirmiş ya, malul duruma düşmüş, yaşamından olmuş, hayatından olmuş. Siz, bu kişiyi bu zararını giderebileceği bir güvence altına alacağınıza diyorsunuz ki: "Biz bunu haksız fiil tarihinden değil de dava tarihinden yapalım." Neden? Çünkü güvence hesabı var; kasa var, kasa eriyecek. Koskoca sigorta şirketleri var, "Aman ha aman, onların cebinden para çıkmasın." diye yapılan bir düzenleme yani kaza yapan, yaşamını yitiren kişinin hakkını değil yine büyük büyük şirketleri koruyan düzenlemelerle karşımıza geldiler.
Şimdi, bir diğeri, bulunduğumuz her yerde ifade ettik arkadaşlar: TCK 158, IBAN mağdurları. Şimdi, bakın -Bakanlığın vermiş olduğu veriler bunlar- 300 bine yakın mağdurdan bahsediliyor, her ne kadar iktidarın bazı vekilleri bunun mağduriyet olmadığını ifade etse bile biz mağduriyet olarak görüyoruz bunu. 300 bine yakın dosyadan bahsediliyor ve bu 300 bine yakın dosyayla, hâliyle aileleri de işin hesabına katarsak milyonları bulacak bir mağduriyetten bahsediyoruz. Biz aylarca buradaki hukuksuzlukları buralardan dile getirdik, "TCK 158'le ilgili gerekli düzenlemelerin bu Mecliste bir an önce yapılması gerekiyor." dedik fakat on ikinci yargı paketi Komisyona gelene kadar AKP tek bir hareketlilik göstermedi, sonra baktı "Evet, hakikaten ortada büyük bir hukuksuzluk var, giderelim." deyip komisyonda bir önergeyle geldiler. Ancak bu düzenleme yani AKP iktidarının getirmiş olduğu bu düzenleme IBAN mağdurlarının sorunlarını çözmüyor arkadaşlar, ceza hukukunun ilkeleriyle de bağdaşmıyor. Yapılması gereken ne? Açık söyleyelim: Banka hesabı ödeme aracı veya kimlik bilgilerini suçta kullanılmak üzere kullandırılmasının bağımsız bir suç olarak tanımlanması. Ancak ve ancak bu sorunu bu şekilde köklü bir şekilde çözebilirsiniz. Yoksa, bu getirmiş olduğunuz hâliyle eğer buradan geçerse emin olun, üç ay sonra biz burada tekrardan bunu konuşacağız.
Yine TCK'nin 142 ve 158'inci maddeleri bakımından da yeknesak bir sisteme ihtiyaç var düzenleme yapabilmek için. Biz bunu şerhimizde uzun uzun yazdık. Bakın, mağdurların zararlarının giderilmesini ve onarıcı adaleti sağlayan bir şekilde suç işleme kastı olmayanların uzlaştırma kapsamına almanız gerekiyor. Eğer siz bu suçu kökten çözmek istiyorsanız, bu mağduriyetleri kökten gidermek istiyorsanız ancak ve ancak böylesi bütünlüklü bir düzenleme yaparak bu işin içerisinden çıkabiliriz. Yoksa, tali bir şekilde yapmış olduğunuz düzenleme maalesef ki bu suçun mağdurları açısından bir çözüm getirmeyecek. İşte, tüm bunlara baktığımızda karşımıza şu tablo çıkıyor arkadaşlar: Bu teklif, yargının temel sorunlarını çözen bir reform paketi değil, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümlerin asgari düzeyde yeniden yazan, hak ve özgürlükleri genişletmek yerine, mevcut sistemi ayakta tutmaya çalışan, sorunları çözmek yerine büyüten bir tamir paketi. O yüzden, şimdi bize "Biz bir yargı reform yapıyoruz, yargı reformu adı altında bu paketleri buraya getirdik." demeyin arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
DİLAN KUNT AYAN (Devamla) - Bu, yapboza dönmüş, "Yaptık, oldu." dediğiniz fakat halkın hiçbir talebine karşılık gelmeyen, halkın hiçbir beklentisine karşılık bulmayan bir paketten ibaret. Bu halk, bu Meclisten hukuksuzlukları giderecek paketler bekliyor. Bu halk bu Meclisten yıllardır hukuk sisteminde oluşan bütün deliklerin giderilmesine dair paketler bekliyor. Bu halk bu Meclisten artık süreç yasalarının yapılmasını bekliyor. Böyle tali, çözüme odaklı olmayan, hiçbir şekilde hukuk sistemini iyileştirmeyen paketlerin değil, onun dışında halkın talebine karşılık gelen paketlerin bu Mecliste yapılmasını bekliyor. Bu hâliyle de biz bu pakete "hayır" oyu vereceğimizi de buradan ifade ediyorum.
Teşekkürler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)