GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:110
Tarih:14.07.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyunda on ikinci yargı paketi olarak bilinen kanun teklifinin geneli üzerinde İYİ Parti adına söz almış bulunuyor ve bu kürsüden aziz milletimize sesleniyorum: Önümüzde duran bu metin adındaki iddiayı taşımıyor. Bu teklif, yargıyı etkin ve verimli kılmıyor; tam aksine iktidarın sekiz yıldır süregelen kötü yasama alışkanlığının bir kez daha en açık ve en çıplak hâlidir. Bu kürsüden defalarca söyledik, bir kez daha söylüyoruz: Bu Meclis bir noter değildir. Ne var ki iktidar partisi sekiz yıldır bu kürsüyü tam olarak notere dönüştürmüş durumdadır. Önümüzdeki teklif bunun en somut delilidir. 30 maddelik bu teklifte tam 13 farklı kanunda değişiklik yapılıyor. İcra ve İflas Kanunu'ndan Noterlik Kanunu'na, Danıştay Kanunu'ndan Türk Ceza Kanunu'na, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndan Türk Medeni Kanunu'na kadar birbiriyle hiçbir mantıksal bağı bulunmayan düzenlemeler tek bir torbaya dolduruluyor. Bu, parlamenter müzakerenin sistematik olarak imkânsız kılınmasıdır. Bu, Meclisin asli görevini yani kanun yapma görevini fiilen ortadan kaldırmaktadır. Bunu söylerken bir teoriden bahsetmiyoruz, komisyon görüşmelerinin bizzat kendisi bunu doğruluyor. Teklif, asli komisyon olarak Adalet Komisyonuna, tali komisyon olarak Anayasa Komisyonuna havale edilmiştir ancak Anayasa Komisyonu bir kez dahi toplanmamış, görüş bildirmemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük'nün 23'üncü maddesi açıktır. Tali komisyonun görüş bildirmesi bir yetki olduğu kadar bir görevdir. Üstelik bu teklifte doğrudan Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarına cevap niteliğinde maddeler bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçesine en çok vukufiyeti olması beklenen komisyonu devre dışı bırakıp sonra kalkıp "Yargı reformu yapıyoruz." demek bırakın samimiyeti en temel yasama tekniğine bile aykırıdır. Devlet yönetimini deneme yanılma yöntemine indirgeyen, sonra faturasını vatandaşa kesen bu anlayışı İYİ Parti olarak kabul etmiyoruz.

Şimdi, izin verirseniz, bu torbanın içinden bazı maddeleri çıkarıp milletimizin gözü önüne koymak istiyorum. 1'inci maddeyle devlet aleyhine kesinleşmiş bir mahkeme kararı elde eden vatandaşımızın alacağını icraya koyabilmesi için önce idareye başvurması ve bir ay beklemesi zorunlu kılınıyor. Düşünün sayın milletvekilleri, devlet vatandaştan alacağını e-hacizle, blokeyle saniyeler içinde tahsil ediyor ama aynı devlet vatandaşına borçlu olduğunda mahkeme kararıyla bu borç kesinleştiğine dahi vatandaşı bürokratik bir bekleme sürecine mahkûm ediyor. Bu Anayasa’nın 10'uncu maddesindeki eşitlik ilkesine açık bir aykırılıktır. Bu Anayasa’nın 36'ncı maddesindeki hak arama hürriyetinin, 138'inci maddesindeki "Mahkeme kararları geciktirilmeksizin yerine getirilir." hükmünün açıkça çiğnenmesidir. Türkiye Barolar Birliği dâhil bütün hukuk kuruluşları bu maddeye karşı çıktı. Biz bu maddenin metinden çıkarılması için önerge verdik ve burada bir kez daha tekrar ediyoruz. Bu madde Anayasa'ya aykırıdır. 3'üncü maddeyle noterlerimize mahkemeler ve savcılıklar hariç bütün resmî daire evrakını ücretsiz gönderme zorunluluğu getiriliyor. Anayasa’nın 18'inci maddesindeki angarya yasağının bu denli açık ihlal edildiği bir madde bu Mecliste nasıl kabul görür anlamakta güçlük çekiyoruz. 5'inci maddeyle idare mahkemelerinde tek hâkimle görülecek davaların parasal sınırı 25 bin liradan 486 bin liraya çıkarılıyor. 7'nci maddeyle de Danıştayda temyiz kapsamı daraltılıyor. Özellikle yabancılar ve uluslararası koruma davaları, çiftçi malları ve taşınmaz mal uyuşmazlıkları temyiz dışına çıkarılıyor.

Sayın milletvekilleri, bu iki madde birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şudur: Vatandaşımız hem ilk derecede tek bir hâkimin önünde heyetin sağladığı kolektif denetimden yoksun şekilde yargılanacak hem de bu kararı üst mahkemede denetletme hakkından mahrum bırakılacaktır. Biz bu maddenin de çıkarılmasını istedik ama AKP-MHP çoğunluğu tarafından reddedildik. 14'üncü madde, kamuoyunda büyük yankı uyandıran IBAN dolandırıcılığı mağdurlarına dair düzenlemedir. Sayın Adalet Bakanı bu konuda kapsamlı bir çözüm getirileceğini kamuoyu önünde ilan etti. Binlerce vatandaşımızda somut bir beklenti oluştu ama Komisyona sunulan teklifte bunu daha iyi bir düzenleme yoktu. Komisyonda bulunan tüm üyelerin kendi çabasıyla bir düzenleme getirildi ancak birden fazla dosyası bulunan mağdurların durumu hâlâ belirsiz. Taksitlendirme meselesi muğlak bırakılmış, zarar giderme ise altı ay içinde tek seferde ödeme şartına bağlanmış. Bu gerçek bir çözüm değil, toplumsal baskıyı geçici olarak yatıştırma girişimidir. Milletimize verilen sözle Genel Kurula getirilen metin arasındaki bu uçurumu kayda geçirmek istiyoruz. 15'inci ve 16'ncı maddeler arasındaki çelişkiye özellikle dikkat çekmek istiyorum. 15'inci maddede beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde genetik delillerin derhâl yok edilmesi öngörülüyor. Doğru bir düzenleme ama hemen yanı başındaki 16'ncı maddede bilgisayar ve dijital kütüklerden elde edilen veriler, özel yazışmalar, haberleşme kayıtları, mali bilgiler, sağlık verileri aynı şartlar altında dahi tam on beş yıl boyunca saklanıyor. Sayın milletvekilleri, genetik veri kadar belki ondan da hassas olan dijital veriler için neden bu kadar uzun ve ayırımsız bir saklama süresi öngörülüyor? Anayasa Mahkemesinin açık kararı, saklama sürelerinin suçun niteliğine, sanığın durumuna göre farklılaştırılmasını şart koşuyor. Bu teklifi ise tüm suçlar için tek tip düz bir on beş yıl uyguluyor. Üstelik "Gerekli tedbirler alınır." gibi muğlak bir ifadeyle verilerin korunması tamamen idarenin takdirine bırakılıyor. Adli emanetlerden altın, para, uyuşturucu çalındığına dair haberleri hepimiz okuyoruz. Bu hâlde dijital verilerin güvenliğinden kim, nasıl emin olabilir? Bu madde, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesini özünde değil yalnızca şeklen karşılamaktadır ve yeniden iptal riski taşımaktadır.

17'nci madde daha da vahim bir tabloyu önümüze koyuyor. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumunda, İnkılap Kanunları'na karşı ilişkin suçlar için var olan istisna kaldırılıyor. Sayın milletvekilleri, Anayasa'mızın 174'üncü maddesi cumhuriyetin laik, demokratik, çağdaş hukuk devleti niteliğini güvence altına alan İnkılap Kanunlarını özel bir anayasal koruma rejimine tabi tutmuştu. Bu, sıradan bir kanun maddesi değildir, cumhuriyetin temel niteliklerini koruyan bir zırhtır. Bu zırhı "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanabilir." diyerek delmek, anayasa koyucunun açık iradesine aykırıdır. Biz bu istisnanın korunması için önerge verdik, bu da reddedildi.

19'uncu maddeyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanık aleyhine itiraz süresi bir aydan üç aya çıkarılıyor. İtiraz isteminde bulunabilecek kişi çevresi de muğlak ifadelerle genişletiliyor. Olağanüstü kanun yolları, adından da anlaşılacağı gibi istisnadır. İstisnai bir mekanizmanın kullanım alanını sürekli genişletmek, onu fiilen olağan bir başvuru yoluna dönüştürür.

21'inci ve 22'nci maddelerle, belirsiz alacak davası kurulu tamamen yürürlükten kaldırılıyor. Bu kurul, yıllardır işçilik alacaklarında destekten yoksun kalma tazminatlarında, trafik kazalarında, hesaplama gerektiren her uyuşmazlıkta ekonomik olarak daha zayıf durumdaki vatandaşımızın yanında oldu. Davanın açıldığı anda, alacağının tam miktarını bilemeyen vatandaşımıza bilirkişi incelemesi sonrasında gerçek miktara ulaşma imkânı sağladı. Bu güvenceyi "Kısmi davada bir kerelik talep artırımı yeterli olur." diyerek ortadan kaldırmak hak arama özgürlüğünü zayıflatmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Sayın milletvekilleri, bu teklifin ilk hâlinde yer alan ve görevsizlik veya kesin yetkisizlik gerekçesiyle Yargıtayın bozma yetkisini ortadan kaldıran 27'nci madde ancak muhalefet partilerinin ortak baskısıyla metinden çıkarılabildi. Görev ve kesin yetki konuları kamu düzenine ilişkin emredici hükümlerdir, bunları usul ekonomisi gerekçisiyle devre dışı bırakmaya çalışmak Anayasa’nın 37'nci maddesindeki kanuni hâkim güvencesini bizatihi hedef almaktır. Bu maddenin tekliften çıkarılmış olması elbette olumludur.

Adalet Bakanlığı masasında onlarca öncelik varken kanun yapıcı enerjisini Anayasa'ya aykırı hükümlere, noterlik evrak gönderim usulüne, icra artırma yüzdelerine harcamayı tercih etmiştir. Gelelim, bu ülkenin adalet sisteminin en acil meselesi olan tutukluluğun bir tedbir olmaktan çıkıp fiilen bir peşin cezaya dönüşmesi ve cezaevlerindeki kapasite krizine. Bu kürsüden defalarca dile getirdiğimiz bir gerçeği bir kez daha tekrarlamak zorundayım: AK PARTİ göreve başladığı günden bu yana büyük sözler verdi; tutuklamanın istisnai olacağını, yargı bağımsızlığının güçleneceğini, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanacağını, cezaevlerindeki yapısal sorunların çözüleceğini defalarca tekrar etti. Milletimiz bu sözlere inandı, bekledi, umutlandı. Bugün karşımıza duran metin bu vaatlerin hiçbirini karşılamıyor. Masumiyet karinesinin fiilen askıya alındığı bu tabloya karşı bu paket sessiz kalmayı tercih etmiştir. Yargı bağımsızlığını güvence altına alacak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını sağlayacak hiçbir düzenleme bulunmuyor. Cezaevi kapasitesi 309 bin iken bugün 430 binin üzerinde insan barındırıyor. Bu insanlık dramına dair teklifte tek bir madde yoktur. Bu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin defalarca altını çizdiği kötü muamelesine dayanan bir tablodur. 30 maddelik bu torba kanunda bu krize dair tek bir cümle, tek bir tercih, tek bir niyet beyanı dahi yoktur. Bugün bu kürsüden soruyoruz: O sözler nerede? Bırakın verilen sözleri yerine getirecek hukuka uygun düzenlemeler yapılmasını, yürürlükte olan kanun hükümleri uygulamada açıkça ihlal ediliyor. Bugün yürürlükte bulunan Anayasa’nın 127'nci maddesi ve 4483 sayılı Kanun hükümleri açıktır. Belediye başkanlarının görevleriyle işledikleri ileri sürülen suçlardan dolayı cezai sorumlulukları, genel yargılama usulünden farklı olarak özel bir izin istemine bağlanmıştır. Nedir bu görev suçları? Başkanın görevi esnasında yetkisini kullanırken işlediği suçlardır. Örnek verecek olursak görevi kötüye kullanma, imar kirliliğine neden olma, ihalede usulsüzlük vesaire. Bu tür suçlarda İçişleri Bakanlığının izni olmadan cumhuriyet savcısı soruşturma bile yürütemez ama yürütüyor, ne yapıyor? Tüm soruşturmalara birinci suç olarak çıkar amaçlı suç örgütü kurma suçunu ekliyor, tuttuğunu içeri atıyor. Allah aşkına soruyorum: Belediye başkanı ile alt kademede çalışan bürokratlar arasında nasıl bir örgüt yapılanması olabilir? Zaten kanunlar gereği mevcut olan hiyerarşik yapıyı nasıl "örgüt" tanımında kullanırsınız? Aynı uygulama Ergenekon ve Balyoz davalarında uygulanıyordu. Devletin Genelkurmay Başkanı suç örgütü lideri olmakla suçlanıp iki yıl iki ay tutuklu kalmış, sonunda beraat etmişti, bunlardan hiç mi ders almadık?

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması konusunda da aynı tablo karşımıza çıkıyor. Bu teklifte yer alan birçok madde doğrudan Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarına cevaben hazırlanmıştır. Ancak yukarıda tek tek anlattığımız gibi bu cevaplar gerekçenin özünü değil, yalnızca şeklini karşılamaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 17'nci madde, dijital veri saklamaya ilişkin 16'ncı madde, kaçak sanık yargılamasına ilişkin 18'inci madde; bunların her biri iptal edildi, bir şeyler yazalım da boşluk kapansın mantığıyla hazırlanmış izlenimi vermektedir. Komisyon görüşmelerinde Adalet Bakanlığı temsilcisinin bizzat ifade ettiği gibi bu maddelerin bir kısmı yalnızca içeriği doldurmak amacıyla yeniden kaleme alınmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti olarak bu teklifte yer alan bazı teknik düzenlemeleri, elektronik satış portalları, duruşmalar arası süre sınırı, bazı usul kolaylıkları gibi olumlu buluyoruz. Ancak bir torba kanunun içine serpiştirilmiş birkaç olumlu maddenin bu paketin bütününü kabul edilebilir kılmadığını açıkça ifade ediyoruz. Çünkü bu teklif, usul itibarıyla İç Tüzük'e aykırı şekilde hazırlanmış, içeriği itibarıyla anayasal riskler taşıyan, esas itibarıyla ise milletimize verilen reform sözünü yerine getirmekten çok uzak bir metindir.

Teklif, geçici birinci madde nedeniyle çerçeve kanun özelliğinden kopan kod kanun hüviyetine bürünmektedir. Sadece bu geçici madde yüzünden bu kanun tek maddelik müstakil kanun olarak mevzuatta duracaktır. Geçici maddedeki on fıkranın her birinde bir kanunda yapılan değişikliğin uygulama kapsamı düzenlenmektedir. Sırf teklifin madde sayısını azaltmak için kanun tekniğine aykırı bir düzenleme yapılmıştır. Kanun tekniği bakımından yapılması gereken geçici birinci maddedeki her bir fıkranın atıf yapılan ilgili kanuna geçici madde olarak eklenmesidir. Aksi hâlde teklif bu hâliyle yasalaşırsa geçici hükmün uygulayıcılar tarafından gözden kaçırılması ihtimali büyüktür. Sayın Adalet Bakanına ve bu Mecliste çoğunluğa sahip iktidar partisine buradan sesleniyoruz: Milletimiz sizden köklü bir yargı reform bekliyordu; cezaevlerindeki insanlık dramının çözülmesini, tutukluluğun istisna hâline gelmesini, yargı bağımsızlığının güçlenmesini, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına tam uyumu bekliyordu. Siz ise bunun yerine 13 kanunu birbirine karıştıran, tali komisyonu devre dışı bırakan, etki analizinden yoksun, Anayasa'ya aykırılık riski taşıyan maddelerle dolu bir torba kanunu Meclise getirdiniz. İYİ PARTİ olarak söylüyoruz: Kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan, yargı bağımsızlığını gerçek anlamda güvence altına alan, tutukluluğu istisnai hâle getiren, cezaevlerindeki insani koşulları iyileştiren ve yüksek mahkeme kararlarına eksiksiz uyan bütüncül bir yargı reformuna milletçe ihtiyacımız vardır, bu teklif o ihtiyaçları karşılamıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın sonuna yaklaşırken yine hukukla alakalı olmasından bahisle bir hususa değinmek istiyorum. Biraz önce İYİ Parti adına vermiş olduğumuz araştırma önergesi hakkında AK PARTİ adına gerek hatip gerekse Grup Başkan Vekili tarafından yapılan konuşmaları dinleyince hayretler içinde kaldım. Bu nedenle, gerek önergemizi gerekse konuşmamı baştan sona tekrar okudum. Özetle, kimseyi suçlamamışım, kimseye iftira atmamışım. Söylediğim özetle şudur: Son günlerde medyada dillendirilen Türkiye Cumhuriyeti aleyhine verilen tahkim kararından ve ferîleriyle birlikte 3-3,5 milyar dolar gibi bir ceza ödemesi iddiasından bahsediliyor. Biz, burada bu iddiaların resmî kayıtlarla araştırılmasını istiyoruz. İddialar doğru mu, değil mi? "Eğer doğru değillerse milletin önünde çürütülsün, doğruysalar da sorumlular ortaya çıkarılıp hukuk önünde hesap versin." demek istedik.

Mesele yalnızca ödenecek tazminat değildir. Şayet iddialar doğru ise Türkiye Cumhuriyeti böylesine ağır bir zararla karşı karşıya kalırken bu süreçte kimler kazanç sağlamıştır? 2011 yılında "Powertrans" adlı şirkete ihalesiz şekilde tanınan ayrıcalığın hukuki gerekçesi nedir? Neden ihale yapılmamıştır? Powertrans gerçekte kimin şirketidir? Şirket yönetiminde daha önce belirli holdinglerde görev yapmış isimlerin ve eski üst düzey kamu görevlileriyle bağlantılı kişilerin etkili olduğu ileri sürülmektedir, bunlar doğru mudur ve kimlerdir? Kimler petrolü iskontolu aldı, kimler taşıdı, kimler komisyon aldı? Kimler bu ticaretten servet elde etti? Bu konuların araştırılmasını talep etmiştik ancak yapılan her iki konuşmada da bir tek önergedeki konuya değinmediler ve iddialara bir cevap vermediler. Bunun dışında, keçiden tutun da Gabar'daki petrole, okuduğumu anlamamaktan tutun hamaset yapmama kadar söylenmedik söz bırakılmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Ya, arkadaş, ne var bunda? Araştırma komisyonu kurulsa bu konular araştırılsa, millet de doğruyu yanlışı görse bunda ne var? Gabar'daki petrol rezervleri geri mi çekilir veya Türkiye'nin Avrupa enerjisi liderliği mi biter? Bunlarla ne alakası var? Bu telaşınızın sebebi nedir? Bu durum bende ciddi merak uyandırdı. Bu nedenle de bu konuya özel bir ilgi göstereceğimi özellikle belirtmek istiyorum.

Bir milletvekili olarak devleti ve milleti zarara sokma iddiası karşısında bunun tespitini istemek milletimize borcumuz değil midir? Meclis İçtüzüğü'müzün 104 ve müteakip maddeleri tam da bu işler için değil midir?

Son olarak, İYİ Parti olarak bu kanun teklifinin genelini onaylamadığımızı milletimizin gözü önünde bir kez daha ifade ediyor, yüce heyetinizi bu teklife "hayır" oyu vermeye davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)