GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:110
Tarih:14.07.2026

YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir torba yasa ve torba yasayla beraber de on ikinci yargı paketi gibi bir şey. Birinci, ikinci, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu, onuncu, on birinci, on ikinci yargı paketi yani bir yandan Avrupa Birliği kriterleri diyorsunuz, bir diğer yandan da Avrupa Birliği ülkelerinde böyle 12 tane ayrı ayrı infaz yasası var mı diye hiç düşünmüyorsunuz ve siz Ankara kriterleri diyerek de bizi uyutuyorsunuz değerli arkadaşlar. En sonda söylemem gerekeni ilk önce söyleyeyim: Yargıyı hızlandırmak önemlidir, mutlaka ki önemlidir ama adaleti güçlendirmek daha da önemlidir. Kamuoyuna "Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" adı altında yeni bir yargı paketi sunuldu. İktidar, bu teklifin gerekçesinde hukuki güvenliği güçlendirmekten, adalete erişimi kolaylaştırmaktan, makul sürede yargılanma hakkını sağlamaktan ve yargıya olan güveni artırmaktan söz etmektedir. İnanın, her bir pakette aynı cümleler var değerli arkadaşlar. Ancak vatandaşın yaşadığı gerçeklikle bu gerekçeler arasında ciddi bir mesafe bulunmaktadır. Bugün Türkiye'de sorun yalnızca dosyaların geç sonuçlanması değildir. Sorun, vatandaşın mahkeme kararına güven duymamasıdır. Sorun, yargının bağımsızlığına, objektifliğine ve tarafsızına ilişkin tartışmaların devam etmesidir. Sorun, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanıp uygulanmayacağının bile tartışıldığı bir hukuk düzeniyle karşı karşıya olmamızdır. Sorun, adalet duygusunun zedelenmesidir. Bu nedenle, yargı sisteminin temel ihtiyacı yeni prosedürler değil bağımsız, tarafsız, öngörülebilir ve herkese eşit davranan bir adalet düzenidir. Bu teklifle 13 ayrı kanunda değişiklik yapılmaktadır. Bu dağınık torba düzenleme komisyon denetimini fiilen işlevsizleştirmektedir. Daha vahimi, düzenlemelerin büyük bölümü iktidarın kendi çıkardığı hükümlerin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinin zorunlu sonucudur. Madde 7, 8, 9, 11, 15, 16, 17, 18, 25 ve 27 bu şekildedir. Bu, gönüllü bir reform iradesi değil anayasal yükümlülüğün yerine getirilmesidir. Teklifin önemli bir kısmı mahkemelerin iş yükünü azaltma ve yargılamaları hızlandırma amacı taşımaktadır. Elbette yargılamaların makul sürede sonuçlanması çok önemlidir ancak adaletin ölçüsü yalnızca kriz değildir. Hızlı karar vermek ile doğru karar vermek arasında hassas bir denge, hassas bir terazi vardır. Tek hâkimle görülecek davaların kapsamının genişletilmesi, heyet incelemesinin daraltılması ve yargısal güvencelerinin azaltılması pahasına sağlanan hız adaleti büyütmez aksine adaletin niteliğini zayıflatır. Teklifin 1'inci maddesinde getirilen düzenlemeyle mahkemeyi kazanmış vatandaşın önüne yeni bürokratik engeller konulmaktadır. İdare aleyhine kesinleşmiş mahkeme kararları için icra takibinden önce idareye başvuru zorunluluğu getirilmektedir. Oysa Anayasa'ya göre idare, mahkeme kararlarını gecikmeksizin yerine getirmek zorundadır. Mahkemeyi kazanan vatandaş neden bir kez daha idarenin kapısında beklemek zorunda bırakılsın ki? Asıl sorgulanması gereken mahkeme kararlarını zamanında uygulamayan idarelerdir. Bu düzenlemeyle yük idarenin üzerinden alınıp yeniden vatandaşın omzuna yüklenmektedir.

5'inci maddeyle, tek hâkimle görülecek idari dava sınırı 486 bin liraya çıkarılmaktadır. Ayrıca, öğrenci işlemleri, memur özlük hakları, disiplin cezaları, sosyal yardım davaları heyet güvencesinden çıkarılmaktadır.

7'nci maddeyle, bazı davalarda temyiz yolu ise kapatılmaktadır. Temyiz yolunu kapattığınız davalardan bazıları ise soydaşlarımız olan Doğu Türkistanlı Uygur kardeşlerimizin sınır dışı edilme davalarıdır. Tek hâkim kararına karşı temyiz imkânları ellerinden alınmaktadır. Bu davalar sıradan idari uyuşmazlık değildir. Yaşam hakkı, işkence yasağı ve geri göndermeme ilkesiyle doğrudan ilgili olduğu unutulmamalıdır.

Teklifin 14'üncü maddesi, TCK 158 IBAN mağdurları olarak bilinen durum için, teklife Komisyon sürecinde dâhil edilen madde dikkate alındığında bir düzenleme getirilmesi önemli ancak yeterli değildir. GSM hatları, dijital kimlik araçları ve TCK'nin 142-245'inci maddeleri kapsamındaki benzer fiiller bakımından çözüm üretilmemekte, hâlen mağduriyetler devam etmektedir. Mağdurun zararının tamamen giderilmesi hâlinde uzlaşma kapsamında olması seçeneğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, biraz önce İdris Şahin Milletvekilimiz bahsetti. 31 Temmuz covid infaz yasasıyla ilgili yanlış işler yaptınız. Aynı tarihte, aynı suçlar vardı ama orada idarenin veyahut da yargının tembelliği nedeniyle bunlar, gecikenler faydalanamadı, bazıları faydalandı. O gün yüz kızartıcı suç olarak kabul etmediklerinizi, daha sonra bizim ısrarlarımızla, muhalefetin ısrarlarıyla beraber tekrar, yeninden buraya on birinci yargı paketinin içerisine getirdiniz. Meclis kapanmadan önce sizlere "Gelin, bu mağduriyeti giderin." dedik "Gidereceğiz. dediniz. "Ne zaman?" dedik, "Meclis açıldığı zaman." dediniz. Biz de bir gün bile olsun insanlar mağdur olmasın dedik ve ekim ayında Meclis açıldığında yine aynı şekilde ipe un serdiniz, yine bunu da geciktirdiniz, geciktirdikten sonra da komisyonda bunları o zaman yüz kızartıcı suç olarak kabul etmediklerinizi bugün yüz kızartıcı suç olarak kabul ettiniz. Yahu, bugün yüz kızartıcı suçsa o gün niye onlar faydalandı? Benim meselem burada şu suç, şu suçun nevi, şunun yüz kızartıcı olup olmaması değil benim meselem adalet, adalet; adalet arıyorum ben burada. O nedenle bunu yapmadınız.

Diğer taraftan, çek mağdurlarıyla ilgili Sayın İdris Şahin bahsetti; burada, geçmişte hapis cezaları yoktu. Ardından ne oldu? Hapis cezaları getirdiniz. O da doğru değildi, bu da doğru değildi. Bunun ortası yok mu arkadaşlar? Yani deveye demişler ki: "Yokuş ineceksin, yokuş çıkacaksın." "Bunun bir düzü yok mu?" diye söylemiş. Yani bunun bir ortası yok mu? Yani siz etki analizi yapmıyor musunuz? Siz hâkimlerle, yargıçlarla görüşmüyor musunuz? Siz barolarla görüşmüyor musunuz? Siz akademiayla görüşmüyor musunuz? Neden bu kanunlarda "Ben yaptım, oldu." mantığı içerisinde hareket ediyorsunuz? Ve komisyona getiriyorsunuz, komisyonda bir değişiklik yapmıyorsunuz. Ardından da bize diyorsunuz ki "Arkada geçelim, konuşalım; gelin, bu konuları anlaşalım." Anlaşmayalım arkadaşlar, neyi anlatacağız sizinle ya, neyi anlatacağız Allah aşkına söyler misiniz bize. Ve bize de şununla söylüyorsunuz: Meclisin tatile girmesi... Tatile girmesin bu Meclis, biz çalışacağız ve bu kanunlar çıkıncaya kadar çalışmaya devam edeceğiz arkadaşlar. Siz kalkıyorsunuz, burada bir dönem boyunca çalışmıyorsunuz. "Efendim, perşembe tatil, şu gün çalışmayalım, bu hafta burayı tatil yapalım." Ardından diyorsunuz ki işte, şu var, bu var; sonra da temmuz ayı geliyor, Meclisin tatile çıkması lazım, ara vermesi lazım "Hayır, 5 tane kanun getireceğiz." Neyi getireceğiz? YÖK yasası ve öğrenci affını getireceğiz. Neyi getireceğiz? On ikinci yargı paketini getireceğiz. Neyi getireceğiz? 32 maddelik bir torba yasayı getireceğiz, içinde ne olduğunu da bilmiyoruz. Neyi getireceğiz? Kızılay yasasını getireceğiz. Neyi getireceğiz?

Ve suça karışmış çocuklarla ilgili olarak bir komisyon kuruldu burada, bu da muhalefetin baskılarıyla kuruldu. Bu komisyonlar bugüne kadar sizin, iktidar partisinin hiçbir isteğiyle kurulmamıştır. Ya toplumsal baskılarla kurdunuz veyahut da muhalefetin buradaki oyları fazla olduğu için, yenildiğiniz için kurdunuz veyahut da siz kalktınız, burada muhalefetin bastırmasıyla her hafta o konuyu gündeme getireceğiz; kadın cinayetlerini, çocuk istismarlarını veyahut da Kartalkaya Kartal Oteli'ndeki cinayetleri bunları dile getireceğiz, CHP dile getirecek, DEM dile getirecek, İYİ Parti dile getirecek, YENİ YOL dile getirecek, çekiniyorsunuz ve ardından da diyorsunuz ki: "Gelin, beraberce çıkalım, burada beraberce bir komisyon kuralım." Biz de size diyoruz ki: "Gelin, bizim vermiş olduğumuz önergeyi, İYİ Partinin verdiğini, DEM'in verdiğini ve CHP'nin verdiğini ayrı ayrı oylayalım." Yok, ayrı ayrı oylarsanız "evet" oyu vereceksiniz "hayır" oyu verirseniz kendinizle çelişkiye düşeceksiniz ve o nedenle de kalkıyorsunuz, beraberce bir komisyon kuralım diyorsunuz ve Türkiye'nin problemlerini çok çok arkadan takip ediyorsunuz. Hükûmet problemleri, sosyal problemleri önceden görür ve tedbirler alır ama siz tedbirler almıyorsunuz, problemler olduktan sonra bu problemleri çözmek istiyorsunuz, ardından da kucağımıza daha büyük problemleri bırakıyorsunuz arkadaşlar, çok daha büyük problemleri. İşte, IBAN mağdurlarıyla ilgili, TCK 158'le ilgili, öbür tarafta Covid'le ilgili, diğer tarafta çek mağdurlarıyla ilgili olarak bunları gündeme getiriyorsunuz. EYT'de de aynısını yaptınız. "EYT'yi yapmayacağız, yapmayacağız, yapmayacağız; iktidarımıza mal olsa yine çıkartmayacağız." dediniz, ardından "İskandinavya ülkeleri bundan dolayı batıyor." dediniz, ardından da bir baktık, çıkarttınız seçim öncesi. Sonra bir baktık 5000 prim günü kucağımızda kalmış; bir baktık, 3600 ek gösterge ve 3600 kısmi emeklilik kucağımızda kalmış vaziyette. Siz problemleri çözme iktidarı değilsiniz, siz problemlere yeni problemler ekme iktidarsınız değerli arkadaşlar.

Teklifin 20'nci maddesi, trafik kazaları, iş kazaları ve ölüm nedeniyle zarar gören vatandaşların tazminat haklarını etkileyen düzenlemelerde bulunmaktadır. Faiz başlangıç tarihlerinin değiştirilmesi ve faiz hesaplama sisteminin yeniden düzenlenmesi, mağdurun zararını tam olarak telafi etmek yerine borçlunun mali yükünü azaltmayı önceleyen bir anlayışın ürünüdür. Sosyal devletin görevi mağduru korumaktır. Bu teklif ise mağdurun hakkını değil, borçlunun maliyetini öncelemektedir.

Bir diğer dikkat çekici husus, teklifin 21'inci maddesinde belirsiz alacak davasının kaldırılmasıdır. İşçi alacakları ,tazminatlar ve uzman hesaplaması gerektiren birçok alanda vatandaşın hak arama imkânını kolaylaştıran bir kurum ortadan kaldırılmaktadır. Bu değişiklik, hak arama özgürlüğünü genişletmek yerine daraltma riski taşımaktadır. Teklifin en çarpıcı yönlerinden biri ise birçok düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen hükümler nedeniyle hazırlanmış olmasıdır. Adli Tıp Kurumundan hâkim ve savcı yardımcıların eğitimine, kişisel verilerin korunmasından ceza muhakemesine kadar birçok başlıkta iktidar bugün yeni düzenleme yapmak zorunda kalıyorsa bunun nedeni...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim.

...reform iradesi değil, geçmişte yapılan hatalı düzenlemelerin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olmasıdır. Kamuoyuna reform diye sunulan birçok madde aslında anayasal zorunlulukların gecikmiş şekilde yerine getirilmesinden ibarettir. Bugün karşımızdaki temel sorun şudur: İktidar yıllardır yargı paketi açıklıyor, torba kanunlar çıkarıyor, onlarca kanunda değişiklik yapıyor ancak toplumun yargıya güveni her geçen yıl daha da düşüyor. Veriler açıkça göstermektedir ki yargıya güvenmeyenlerin oranı artmakta, mahkemelerin adil karar vereceğine inananların oranı düşmektedir. Özellikle gençler arasında yargıya duyulan güvensizlik son derece kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Bu durum artık yalnızca bugünün değil, yarının hukuk devleti krizidir diyorum ve aynı zamanda da bu yasaya "ret" oyu vereceğimizi bir kez daha deklare ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)