GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:110
Tarih:14.07.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son günlerde medyada Irak-Türkiye ham petrol boru hattı anlaşmaları kapsamında yürütülen süreç nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine verilen tahkim kararında Türkiye'nin itirazı üzerine, Paris İstinaf Mahkemesinin 10 Mart 2026 tarihli kararıyla, itirazın reddine karar verdiği haberleri yer almaktadır. 1,47 milyar dolarlık tazminatın, faizi ve diğer mali yüklerle birlikte 3 ila 3,5 milyar dolara ulaşabilecek devasa bir kamu yüküne dönüştüğü iddia edilmektedir. Peki, bu faturayı kim ödeyecek? Bu doğru ise bu kararlara imza atanlar mı ödeyecek, bu süreçten kazanç sağlayanlar mı ödeyecek?

(Uğultular)

BAŞKAN - Sayın Olgun, bir saniye...

Sayın milletvekilleri, bakın, Genel Kurulda gerçekten çok büyük bir uğultu var. Sayın hatip kürsüde konuşma yapıyor. Kendi aranızda lütfen konuşmayın ve hatibi dinleyelim hep birlikte.

Buyurun Sayın Olgun.

HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Hayır, bu bedeli yine emekli, işçi, çiftçi, esnaf ve 86 milyon vatandaş ödeyecektir. Ancak mesele yalnızca ödenecek tazminat değildir. Asıl soru şudur: Türkiye Cumhuriyeti böylesine ağır bir kararla karşı karşıya kalırken bu süreçten kimler kazanç sağlamıştır? 2011 yılında "Powertrans" adlı şirkete ihalesiz şekilde tanınan ayrıcalığın hukuki gerekçesi nedir? Neden ihale yapılmamıştır? Neden rekabet işletilmemiştir? Neden Türkiye açısından stratejik önemdeki bu faaliyet tek bir şirkete bırakılmıştır? Irak ile Türkiye arasında 1973 yılında akdedilen Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması ve bunu tamamlayan protokollerden oluşan Irak-Türkiye boru hattı anlaşmaları mevcutken ve bu anlaşmalar uyarınca Kerkük'ten Ceyhan'a uzanan boru hattından akan petrolün Irak Petrol Pazarlama Kurumu rızası dışında satışa konu edilemeyeceği hükme bağlanmışken hangi akla hizmet bu anlaşmalara baypas edilip Irak bölgesel yönetiminden petrol alınmış ve Irak Merkezî Yönetiminin belirlediği fiyatın altında iç ve dış pazarlara satılmıştır? Uluslararası yükümlülüklerini kendi eliyle ihlal eden, imza attığı anlaşmaları görmezden gelen bir yönetim anlayışı ne devlet ciddiyetiyle ne hukuk devleti ilkesiyle ne de Türkiye Cumhuriyeti'nin saygınlığıyla bağdaşır.

Powertrans gerçekte kimin şirketidir? Kamuoyuna yıllardır yansıyan iddialara göre şirketin kuruluşunda Singapur merkezli fon şirketleri, Kuzey Irak bağlantılı ortaklık yapıları ve "off shore" organizasyonlar bulunmaktadır. Şirket yönetiminin daha önce belirli holdinglerde görev yapmış isimlerin ve eski üst düzey kamu görevlileriyle bağlantılı kişilerin etkili olduğu ileri sürülmektedir. Biz burada bu iddiaların resmî kayıtlarla araştırılmasını istiyoruz; eğer doğru değillerse milletin önünde çürütülsün, doğruysalar da sorumlular önünde hesap versin.

Kamuoyuna yansıyan iddialara göre taşıma bedellerinin bir kısmı BOTAŞ bağlantılı olduğu belirtilen Jersey Adası merkezli bir şirket üzerinden yurt dışına aktarılmıştır. Bu para nereye gitmiştir, nihai faydalanıcı kimdir, hangi hesaplara aktarılmıştır, bunlar denetlenmiş midir? Çünkü ortada milyarlarca dolarlık bir kamu zarar iddiası varsa bunun karşı tarafında da milyarlarca dolarlık özel kazanç vardır. Kimler protokolü ıskontolu aldı, kimler taşıdı, kimler komisyon aldı, kim bu ticaretten servet elde etti? İşte Meclisin araştırması gereken konu tam da budur. Dahası, uluslararası tahkim sürecinde Türkiye'nin neden bu ağır sonuçla karşı karşıya kaldığı, Paris'teki davanın hangi hukuki stratejiyle yürütüldüğü ve neden kaybedildiği konusunda da Türk milletinin aydınlatılması gerekiyor; üstelik, Irak'tan yaklaşık 1,6 milyar dolarlık alacağımızı kırk yıldır tahsil edememişken, Merkez Bankası bilançosunda bekleyen kırk yıllık bir alacak var iken. Bunun bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının Irak Bankasına verdiği kredi, bir kısmı da ENKA İnşaatın Dicle Nehri üzerine yaptığı Bekhme Barajı sebebiyle Irak'ın ENKA İnşaata verdiği ve ödemediği ve 1986'da Merkez Bankası tarafından satın alınan senetlerdi. Bu alacağımızı tahsil edemediğimiz gibi, Merkez Bankası her yıl bilançosunda bu alacağın karşılığını göstermek zorunda. 3 Temmuz 2026 tarihli bilançoda bu alacak 75,4 milyar Türk lirası olarak görünmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Peki, bu alacak bugüne kadar neden tahsis edilmemiştir? Devlet kendi alacağını neden takip etmemiştir? Hiç kimse bu araştırma talebini siyasi polemik olarak göstermeye kalkmasın; burada konuştuğumuz para milletin parasıdır, burada konuştuğumuz itibar Türkiye Cumhuriyeti devletinin uluslararası hukuk önündeki itibarıdır. Millet zarar ederken kimlerin kazandığını ortaya çıkarmak bu Meclisin namus borcudur diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)