GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:104
Tarih:18.06.2026

ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkari) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halkının yüz akı olan, zindanlarda direnen tüm arkadaşlarımızı ve değerli halklarımızı saygıyla selamlıyorum.

İzmir Barosu önceki dönem Başkanı Özkan ağabeyimizi kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Özkan abi genç hukukçular üzerinde büyük emekleri olan, hepimizi eğitimlerden geçiren çok bilge bir kişilikti. Ruhu şad olsun, Allah rahmet eylesin. Ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Türkiye'de yoksulluk artık milyonlarca yurttaşın hayatına kasteden sistematik bir şiddet sarmalı, devlet eliyle yürütülen bilinçli bir mülksüzleştirme politikasıdır. Bugün ekonomik istikrar masallarıyla örtbas etmeye çalışılan bu tabloda asgari ücretin fiilen genel ücrete dönüştüğü, emeğin millî gelirden aldığı payın gasbedildiği devasa bir servet transferi yaşanmaktadır. Çarşıda, pazarda, mutfakta büyüyen yangın sadece alım gücünün düşmesiyle, enflasyon rakamlarıyla açıklanamaz; bu düzen, işçilerin, emekçilerin ve dar gelirlilerin göz göre göre açlık sınırının çok altındaki bir sefalet rejimine mahkûm edilmesidir. Bu derin yoksulluğun en ağır, en yakıcı bedelini ise geleceği çalınan çocuklar, kadınlar ve kelimenin tam anlamıyla açlığa terk edilen emekliler ödemektedir. Bugün Türkiye'nin dört bir yanında okula midesi boş giden, beslenme çantasında kuru ekmekten başka bir şey konmayan binlerce çocuk bu eşitsizlik düzeninin en acı bilançosudur. İlerleyen yaşlarına rağmen inşaat iskelelerinde, merdiven altı atölyelerde canı pahasına çalışmak zorunda bırakılan emekliler ve barınma krizinin altında ezilerek çadır bile bulamayan yurttaşlar yoksulluğun artık bir geçinmeme sorunu değil, doğrudan bir hayatta kalamama savaşı olduğunu tüm çıplaklığıyla göstermektedir. Bir yandan halkın sırtına yüklenen fahiş vergilerle şatafat, ihale ve israf düzeni büyütülürken, diğer yandan çöpten pazar artığı toplayan halka sabır ve şükür telkin edilmesi bu sömürü çarkının en ikiyüzlü aldatmacasıdır. Bizler, yoksulluğun tamamen ortadan kaldırılmasını savunuyoruz. Halkın ekmeğine el uzatan, toplumu yoksullukta eşitleyen bu çöküş düzenine karşı adil bölüşümü ve onurlu bir yaşamı inşa edene dek bu kürsüden ve sokaktan geri adım atmayacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DEM Parti heyeti olarak geçen hafta Karadeniz Bölgesi'ndeki 7 cezaevinde 148 mahpusla doğrudan temasa geçerek İmralı'dan ülkeye yayılan mutlak tecrit sisteminin ulaştığı vahim boyutu yerinde tespit ettik. İdare ve gözlem kurulları eliyle infazlar yakılıyor, mahpuslar kapasitenin katbekat aşıldığı koğuşlarda nefessiz bırakılıyor, spor ve iletişim gibi en temel haklar tamamen rafa kaldırılıyor. Bugün sizlere bu genel tablonun içinde en karanlık, en sessiz ve en acımasız noktayı; hukukun, vicdanın ve insanlığın bütünüyle askıya alındığı Rojavalı mahpusların durumunu anlatacağım. Türkiye cezaevlerinde savunmasız bırakılan Rojovalı tutsaklara dönük sistematik bir çürütme, kimsesizleştirme ve yok etme politikası devrededir. Bu mahpusların yaşadıkları, adliye koridorlarında yürütülen hukuki bir süreçten ziyade, sınır ötesindeki paramiliter güçlerin işkence tezgâhlarında kurgulanan bir intikam operasyonudur. Samsun Kavak Cezaevi'nde bizzat dinlediğimiz Afrinli Muhammed Cafer'in durumu mevcut örneklerin en net özetidir. Henüz 18 yaşındayken Afrin'de ÖSO çeteleri tarafından alıkonulan ve ağır işkenceyle Türkiye'ye teslim edilen bu genç, Hatay'da ailesinin katledilmesi tehdidiyle önüne konulan Türkçe kâğıtları zorla imzalamış ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır.

Karşımızda bağımsız bir yargı süreci yok, hukukun araçsallaştırıldığı vekâlet savaşlarının ağır bilançosu var. Cezaevine konulan Rojavalı tutsaklar mutlak bir hiçliğe, derin bir yoksulluğa ve kültürel bir asimilasyona terk ediliyor. Aileleri sınır ötesinde savaş cenderesinde ya da kaçak statüde olduğu için yıllarca tek bir görüşe dahi gelemiyor. Basına da yansıdığı üzere, yirmi sekiz yıllık Rojavalı siyasi tutsakların bir gecede yabancılar koğuşuna sürgün edilmesi siyasi kimliklerinden koparıp insansızlaştırma stratejisinin somut bir örneğidir. İçeride kantinden sabun alacak parası dahi olmayan, Kürtçe sözlük talepleri kesinlikle karşılanmayan bir mahpusun başka kaynak verilmediği için elindeki tek kitabı tam 12 kez okuyup ezberlemek zorunda bırakılması cezaevlerindeki asimilasyonun ulaştığı trajik boyuttur.

Tüm bu tecrit ve yoksullaştırma politikalarının ötesinde, Rojavalı mahpusların yaşam hakları devlet gözetiminde doğrudan tehdit altındadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

ONUR DÜŞÜNMEZ (Devamla) - Kavak Cezaevi İdaresi Muhammed Cafer'in hücresinin üst katına Kürt kadınlarına yönelik şiddeti öven bir IŞİD militanını bilerek yerleştirmiş ve bu genci açıkça ölümle tehdit ettirmiştir; mahpus bugün can güvenliği nedeniyle havalandırmaya dahi çıkamamaktadır. Devlet, kendi gözetimi altındaki tutsaklara IŞİD zihniyetiyle eziyet edilmesine doğrudan zemin hazırlamaktadır.

Bizler, DEM PARTİ olarak, Karadeniz hapishanelerinden tüm Türkiye cezaevlerine kadar uzanan bu vahşet zincirini, insan onurunu ayaklar altına alan bu düşman ceza hukukunu asla kabul etmiyoruz. Sınır ötesindeki siyasi hesaplarınızı cezaevlerindeki savunmasız Kürt gençlerinin bedenleri ve yaşam hakları üzerinden yürütemezsiniz. İdare ve gözlem kurullarının keyfî infaz yakmaları, vasi engellemelerine, ana dili yasaklarına ve Rojavalı mahpusları tecrit içinde tecrite mahkûm eden bu barbarlığa derhâl son verilmelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)