| Konu: | Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 103 |
| Tarih: | 17.06.2026 |
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yitirdiklerinin anısıyla yaşama tutunanlar ve onların anısına sadakat gereği hakikat ve adalet arayışında olan herkesi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Bu topraklarda maalesef ki cezasızlık sadece acılarla dolu bir tarihin parçası değil, her gün yeniden ve yeniden üretilen bir realite niteliğinde. Fakat cezasızlıktan ne anladığımıza dair bir detay vermek gerekecek ki çünkü iktidar mensupları dillerine doladıkları cezasızlıkla nereye gidecekleri belli olmayan bir gemiye binmiş durumdalar. Türkiye'de cezasızlık politikalarının temelinde yatan esas mesele ceza keyfiyetidir. Çünkü Ceza Kanunu ağır cezalarla doludur. Bu ülke dünya tarihinde eşi benzeri görülmeyen binlerce otuz yıllık tutsağı, devrimciyi var etmiştir. Fakat asıl cezasızlığın ne olduğu ise görünmez ve konuşulmayan bir hâl almıştır. Çünkü cezasızlık iktidar istediğinde hukuku aparatlaştırıp cezalar yağdırmasıyken istemediğini ise bir gün dahi cezalandırmamasıdır. Topluma, kadına, çocuğa, engelliye, doğaya, Alevi'ye ve en çok da Kürt'e karşı işlenen suçlarda sürdürülen politik bir tercihtir cezasızlık. Yargı bürokrasisinin hangi politik odağın elinde olduğu hiç fark etmezken şaşmayan şey ceza keyfiyetidir ve bu keyfiyet hukuki durumun ötesinde bir mesaj taşıyor ki o mesaj da faillere verilen "Arkanızdayız." mesajıdır.
Ve son olarak faillere verilen "Arkanızdayız." mesajının yeri, sahnesi ne yazık ki Dargeçit'ti. 6-8 Ekim 2014 Kobani protestoları sırasında Mardin Dargeçit'te Bilal Gezer ve Sinan Toprak, paramiliter güçler tarafından katledildi. Üzerinden on iki yıl geçti, dosya adliye koridorlarında kaybedilmek istendi, tek bir kişi dahi tutuklanmadı; deliller karartıldı, faillerin DAİŞ'le olan bağlantıları hiç araştırılmadı ve en önemlisi, faillerle telefon görüşmesi yapan TEM komiserine "Hayırdır, sen faillerle neden görüştün?" sorusu dahi sorulmadı. Ve on iki yıl aradan sonra, üç ay içerisinde sahnelenen tiyatro oynandı ve geçen günlerde failler serbest bırakıldı. Peki, paramiliter güçleri koruyan aklın -bu devlet- yargı konusu bir asker ve polis olunca sizce tavrı ne oldu? Hep birlikte bakalım. Fail kim? Bir asker. Mağdur kim? On sekiz aylık bir bebek, Mehmet Uytun. Yer? Cizre. Tarih? 2009. Mehmet, annesinin kucağında, evinin balkonundayken failin "Benim atışım hedef şaşmaz." dediği gaz kapsülüyle Mehmet'i vurdu. Tıpkı Dargeçit'te olduğu gibi, dosya aradan on bir yıl geçmesine rağmen mahkeme koridorlarında kaybedildi ve Mehmet'in yaşının tam 5 katı süre boyunca bile henüz dava açılmadı. Ve sonra ne oldu? Sonra, ödül gibi cezalar verildi. Emniyet amirinin katilin kulağına fısıldadığı "Bu dosyadan bir şey çıkmaz." gerçekleşti, katil ise "Verilen emirle hareket ettim." dedi. Bürokrasi sırtını sıvazladı, yargı ise akladı ama aklananlar da halkın hafızasındaki karanlık listede yerini aldı. Peki, paramiliter güçleri, gerektiğinde kolluğu koruyan akıl, sermayeyi mahrum bırakır mı? Elbette hayır.
Bu defa sahnede fail DEDAŞ, mağdur ise doğa, toprak, kurt, kuş, Mazıdağılılar. Yer Mazıdağı, Çınar; tarih, 2024. 15 yurttaşın yaşamını yitirdiği, DEDAŞ'ın ihmal denemeyecek kusurları nedeniyle çıkan yangının üzerinden tam iki koca yıl geçti. İnsanlar öldü, 15 canımızı yitirdik; ağaçlar yakıldı, toprak çoraklaştı, hayvanlar katledildi ve doğa geri dönüşü olmaz yaralar aldı, afet bölgesi de ilan edildi fakat henüz bir dava dahi açılmadı. Halka eziyetin adı olan "DEDAŞ", herkesin gözünün önündeyken şüpheli bulunamadı dosyada. Bilirkişi raporlarıyla DEDAŞ'ın sorumluluğu gizlenmeye çalışıldı, iki yıl geçti, hâlâ daha ortada iddianame dahi yok çünkü Diyarbakır savcılığı şüpheli bulamıyormuş. Neden bulamıyor? Çünkü savcılığın keyfi şüpheli bulmak istemiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Karşımıza çıkmış diyorlar ki: "Bir katliam var ama şüpheli yok." Ancak zannedilmesin ki tüm bu olan bitenler unutulur, unutulmaz, unutulmadı. Dersim unutuldu mu, Madımak unutuldu mu, Roboski unutuldu mu, Geliye Zilan unutuldu mu, Vartinis unutuldu mu, Hrant Dink unutuldu mu, Savaş Buldan unutuldu mu, Tahir Elçi unutuldu mu? Hiçbiri unutulmadı ve hiçbiri de unutulmayacak, bu toprakların karanlık tarihinde yerini alacak ve yüzleşileceği onurlu barışın geleceği günü bekleyecek diyorum ve hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)