| Konu: | Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 103 |
| Tarih: | 17.06.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Genel Kurulu, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yeni bir torba kanunla karşı karşıyayız. "Bu torba yasalar gerçekten neye tekabül ediyor, hangi toplumsal kesimlerin sorunlarını çözüyor?" diye baktığımızda gerçek bir karşılık bulamıyoruz. Her defasında işin esasına yani halkın can alıcı sorunlarına çözüm göremiyoruz. Açıkçası karmaşık bir düzen kurulmuş ve sürekli bir tıkanma yaşanıyor. İş artık idare edilemez hâle geliyor, ancak o zaman işte bir tedbir düşünülüyor; o da palyatif ve meseleler iyice karmaşıklaşıp sarpa sarıyor. Bazen de "Yandaşlar için, rant için şöyle bir düzenleme olsa iyi olur." denilerek kollar sıvanıyor ve önümüze bu torba kanun teklifleri getiriliyor. Bu ülke halklarına reva gördüğünüz maalesef ki bu. Bu karmaşıklığın arkasında halkın faydasını gözeten ne bir ilke var ne bir prensip var ne de bir yöntem var.
Öncekilerde olduğu gibi bu torba yasada da bazı maddelerin özünde sermayenin, birilerinin kollandığı, önünün açıldığı, ödemesinin, yatırımının kolaylaştırıldığı bir pazarlık, ticaret görüyoruz. Yine, her zaman olduğu gibi doğadan, ormandan, sudan, topraktan, toplumsal alandan, kamusal alandan bir parça daha koparmanın, çalmanın hamlelerini görüyoruz. 15'inci maddedeki yerel yönetimlere ait taşınmazların taksitle satışa çıkarılabilir hâle gelmesinin önünün açılması mesela böyle bir hamle. Satacaksınız, müşteriye pazar yolu açıyorsunuz. Bunu iyi bir durummuş gibi, faydalı bir şeymiş gibi halka savunuyorsunuz.
Belediye arazilerinin satışının milyarlarca liralık nasıl bir talana dönüştüğünü görmek için dönüp Van kayyımının icraatlarına bakmanız ise yeterli. Halkın olanı satıyor, yandaşlarınıza yediriyorsunuz. Toplumun, kamunun olanı bu kadar fütursuzca satmanın, bir kişinin varlığı kılmanın ne haklı yanı olabilir? 17'nci maddedeki engelli ve yaşlı bireylere bakım ve rehabilitasyon merkezlerinin orman alanlarına yapılabilmesinin önünün açılması da böyle bir hamle. Bugün bakım merkeziyle yola çıkılır, yol zamanla genişletilir, tesis sayıları artar ve derken koskoca orman budanmış bir ağaca döner. Bakınız, topluma sorma lütfunda bulunsanız, kimsenin sizden bunları istemeyeceğini ve bunları onaylamayacağını göreceksiniz. İlla yapacaksanız şöyle yapın... Sayenizde ülke çöle döndü, çölden çok ne var bu ülkede? Ondan sonra çölü ormana dönüştürün, biz de bir icraat görelim ama olmaz, orman düşmanısınız, mera düşmanısınız.
Ülkeyi, doğayı, insanı tüketerek büyümeye çalışıyorsunuz. İthalat ihracatın çok üzerinde ve üretim gittikçe azalıyor. Büyüme ise tüketimden gelen bir büyümeye dönüşmüş durumda. "Tüketen kim?" diye baktığımızda, bu enflasyonda, bu faiz oranlarında geniş halk kesimleri, işçi, emekçinin alım gücü ortada, asgari ücret de en düşük emekli maaşı da yılın ilk ayına oranla 3 bin lira, 4 bin lira civarında alım gücünü yitirmiş durumda. İşçinin, emekçinin millî gelirden aldığı payda bir artma yok, aksine yüksek bir enflasyon ve artan vergilerle alım gücünün kaybı var. O zaman tüketen kim? Tabii ki parası olan, zengin olan. O zaman zenginin tükettiğiyle büyümeye çalışan bir ülke söz konusu.
İşçinin, fukaranın, halkın, emeğin karşısında toplumsal meşruiyetini yitirmiş bir durumdasınız artık. Toplumu düşünmediğiniz; açlığı, yoksulluğu görmez olduğunuz ortada. Emekliyi, asgari ücretliyi dilenciye çevirdiniz, hakkını gasbediyor, enflasyona ezdiriyorsunuz. Varsa yoksa iktidarınız, varsa yoksa sermayedarlar, varsa yoksa hukuksuzluklarınız; yönetemiyorsunuz. Hukuksuzluk üreterek, muhalefeti sindirerek kendinize yol açma çabanız demokrasiyi yerle yeksan ediyor. Muhalefete karşı antidemokratik tutumunuz, zor aygıtlarınız ve araçsallaştırdığınız adalet saraylarıyla ortaya koyduğunuz politikalar ise aksine size meşruiyet üretmeyecek.
Devlet şiddeti dün özelde Kürtler üzerinden iktidar gücü için yetiyordu, bugün tüm muhalefetin üstünden bir iktidar gücü muradındasınız. İktidar gücünü yarın istediğiniz ölçekte domine edemeyeceğiniz kaygısına ve güvensizliğe iten asıl şey ise sizi, karşı karşıya olduğunuz bu yönetememe ve yetersizlik hâli yüzünden toplum karşısında kaybediyor olduğunuz meşruiyetiniz. Ne kadar çabalasanız bataklıkta çabalarken daha derine çekilmek gibi bu durum sizi daha otoriter ve baskıcı bir yere savuracak ve inanın bu toplum bu adaletsizliklere sessiz kalmayacak. Kürt'e karşı da bugün muhalefete karşı da yürüttüğünüz bu politikalarınız hep hukuksuz, hep hukuksuzdu.
Şimdi, dönüp kendinize bir sorun; bunca aciliyet gerektiren sorunlar ortada dururken, Türkiye'nin yüz yıllık meseleleri demokratikleşme ve ekonomik iyiliğin sağlanması için ön açıcı ve can yakıcı sorunu Kürt sorunu başta olmak üzere tarihî bir dönem yakalanmış iken, bugün iktidarı ve muhalefetiyle bu soruna çözüm üretebilmenin olanakları doğmuş iken şimdi Meclis gündemine gelmesi gereken kanun teklifi bu mudur, bu mu olmalıydı? Bu sürecin tarafınızca karşılığı olacak olan devlet-iktidar adımı böyle mi olmalıydı?
Bakınız, iktidarınız sürekli olarak zamana oynuyor; bazen jeopolitikten, konjonktürden bir medet umuyor, bazen de muhalefeti hukuksuzca "Siyaseten nasıl etkisiz kılarım?" umudunda. Oysa bu ülkenin sorunları bu şekilde çözülemez. Ekonomik sorunlar da işsizlik de ataması yapılmayan öğretmen de sağlıkçısı da KHK'lisi de üretimden düşmüş köylüsü de Kürt'ü de Alevi'si de gençleri de tüm kimlikler acil çözüm bekliyor, iş bekliyor, emeğin karşılığını bekliyor; butlan değil, varsayılmak, muhatap kılınmak istiyor; barış bekliyor, adalet bekliyor, demokrasi bekliyor, şiddetten uzak bir toplumsallık bekliyor; eşit ve adil bir yaşamı birlikte örebilmenin olanaklarını bekliyor, varsa yoksa iktidarınızı, sizin üç kuruş zam politikalarınızı değil. Bu toplum, ezilenler, kadınlar, işçiler, Kürtler bunun mücadelesini yürütüyorlar. Toplum artık iktidarın kendisi olmak istiyor, öncelikli olmak istiyor. Sürekli hak talep eden değil, hakkını belirleyen, örgütleyen, denetleyen olmak, yaşamın belirleyicisi olmak istiyor. Toplum özne olmak istiyor. Toplumun mücadeleci özne olabileceğinin sinyalleri çok güçlü ve ortada ama kavga etmek istemiyor. Enerjisini, motivasyonunu demokratik toplumun inşasına akıtmak istiyor ve size de çağrıda bulunuyor, "Bunu hep beraber yapabiliriz." diyor. Bu sese kulak verin.
Bu ülkeyi ortak bir toplumsal mutabakatla, birbirine rakip olmadan ve en ilerici, katılımcı, demokratik teamüllerle yönetebiliriz, yaşatabiliriz. Paranoyaları bir kenara bırakmanın zamanı çoktan geldi; biraz öz güven, biraz cesaret. Kendinizde bu gücü bulamıyorsanız bize güvenin, kadim halklarımıza, mücadeleci Kürt halkına bırakın, biz sürükleriz.
İşte, tüm bu çerçevede bir çağrı hafta sonu İstanbul'da Cem Karaca Kültür Merkezi'nde Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı'ndan geldi. Bu çağrının muhatabı hepimiziz. 2'nci yüzyılda "ortak gelecek" temasıyla cumhuriyet, Kürt sorunu, kadın, gençlik, barış, ekoloji ve birçok konu demokrasi, eşitlik ve özgürlük perspektifiyle tartışıldı. Barışı, eşitliği, demokrasiyi güvenceye kavuşturacak adımların hızla atılmasında toplumsal beklentinin en yüksek olduğu bir andayız. Kürtler bugün kendilerini tanıyan ve tarih bilinci, kolektif bir hafıza olan toplumsallaşmış bir halk ve yine Kürtlerde hâlâ binlerce yıllık tarihsel yolculuğa kardeşlik ve bir arada yaşanmışlık perspektifiyle bakıp demokratik, eşit, özgür, ortak bir geleceği inşa etme iradesi ve motivasyonu var ve bunu örgütlemek, yaşamsal kılmak istiyorlar; bu da bir fırsat olarak görülmeli.
Cumhuriyetle doğru temelde hakkaniyetle yüzleşmek, demokratik bir cumhuriyeti yaşamsal kılmak mümkün. Biz, Türkiye halklarına güveniyoruz ve umutluyuz. Bu toplum ne çürüdü ne de çöktü; sistem çürüyor ve çöküyor, topluma yansıyor; bunu düzeltmek mümkün.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
HEVAL BOZDAĞ (Devamla) - Teşekkürler.
Bu toplum en doğru zeminde ortaklaşmanın fırsatını arıyor ve konferans da aslında bunun çağrısını yapıyor. Demokratik kamuoyuna, halklara, ezilenlere, işçiye, tüm kimliklere "Başka bir yaşam, yeni yaşam mümkün." diyor ve "Gelin hep birlikte bunun mücadelesini yürütelim." diyor.
Teşekkürler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)