| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 103 |
| Tarih: | 17.06.2026 |
CHP GRUBU ADINA CUMHUR UZUN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'de özellikle son yıllarda başta kapasite olmak üzere kötü muamele, sağlığa erişim ve tutukluluğun cezaya dönüşmüş olması hâllerine dayalı olarak cezaevlerinde büyük sorunlar yaşanmaktadır. Devletin asli görevi suçu cezalandırmak değil, suça iten nedenleri ortadan kaldırmaktır, buna rağmen suç işleyen varsa adil bir şekilde yargılamak ve hak ettiği cezayı ona vermektir. Bunun doğal sonucu ise suçlunun cezasını çekmek üzere özgürlüğünden mahrum bırakılması ve toplumdan uzaklaştırılarak ıslah edilip yeniden topluma kazandırılmasıdır. Tutuklu ve hükümlülerin konulduğu cezaevinin kapısı kapandığında dışarıda kalan tek şey özgürlük olmalıdır. Hukuk, denetim, sağlık ve insan onuru o kapının dışında bırakılıyorsa orası artık bir infaz kurumu değil görünmez bir baskı alanıdır. Biz bugün tam da bu görünmez baskı alanını araştırılmasını istiyoruz çünkü cezaevlerinden gelen anlatımlar "münferit aksaklıklar" denilerek geçiştirilecek türden bulunmamakta. Darp iddiaları, çıplak arama anlatımları, sağlık hizmetine erişimde gecikmeler, ilaçların verilmemesi, aile ve avukat görüşlerinde keyfî sınırlamalar hep aynı tabloya işaret ediyor. Tutukluluk bazı dosyalarda mahkeme kararından önce cezaya dönüştürülmüş durumda. Bu tablo yalnızca cezaevindeki kişiyi değil yargılamanın bütün güvenirliliğini zedeliyor. Savunmasını hazırlayamayan, sağlığını koruyamayan, ailesiyle teması baskı unsuruna çevrilen bir kişinin adil yargılandığını kim söyleyebilir?
İBB'ye yönelik soruşturmalar kapsamında tutuklu bulunan Buğra Gökce'nin aktardıkları bu tablonun çarpıcı örneklerinden biridir. Gökce kaldığı alanı yüksek duvarlarla çevrili bir kuyu gibi tarif ediyor, gökyüzünün, güneşin, açık havanın bile ölçülü biçimde verildiğini anlatıyor, gözaltı ve sevk süreçlerinde uykusuz, aç ve ilaçlarına erişememiş hâlde hâkim karşısına çıkarıldığını söylüyor. Bunlar konfor şikâyetleri değildir, insanın iradesini, sağlığını ve savunma gücünü doğrudan ilgilendiren, sakatlayan iddialardır.
Aynı dosya kapsamında tutuklu bulunan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in mahkemedeki savunmasında anlattıkları ise burada anlatılmayacak kadar utanç verici, insan olan herkesin vicdanını derinden sarsacak kadar vahimdir. Türker gözaltı sırasında insan onurunun ayaklar altına alındığı bir şekilde çıplak aramaya ve kötü muameleye maruz kaldığını, çocukları üzerinden baskı kurulduğunu dile getirmiştir. Bir kadının bedenini, anneliğini ailesiyle baskı malzemesine çevirmek yalnızca hukuksuzluk değil işkencedir, zulümdür. Değerli arkadaşlar, bu zulmün bir an için kendi eşinize, annenize ya da kız kardeşinize uygulandığını düşünün. Buna sessiz kalamayız. Zira bu aşamada sessiz kalmak tarafsızlık değil zulmün yanında olmaktır. Sessizlik, karanlığın çalışma biçimidir ve buna hiç kimse alet olmamalıdır. Hukuk devleti en güçlü olduğunuz yerde değil en denetimsiz alanda kendini kanıtlar. Cezaevleri ve nezarethaneler de bu karanlık alanların en katı uygulandığı yerlerdir. Çünkü oradaki insanın sesini kısmak kolaydır. Asıl mesele Meclisin o kısılan sesi duymakta ısrar edip etmeyeceğidir. Bugün araştırmayacağımız her iddia yarın başka bir yurttaşın kapısına aynı yöntemle dayanacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
CUMHUR UZUN (Devamla) - Cezaevleri ve nezarethaneler intikamın, korkunun, iftiraya zorlamanın mekânı olamaz. Tutuklu da hükümlü de önce insandır. Devlet özgürlüğünü aldığı insanın onurunu korumakla yükümlüdür. Bu araştırma önergesi hukukun kapalı kapılar ardındaki gerçek değerini araştırma ve insan onurunu siyasetin üstünde tutma çağrısıdır. Gelin, bu çağrıya kulak verin.
Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)