| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 102 |
| Tarih: | 16.06.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Sayın Başkan, sayın vekiller; saygıyla selamlıyorum.
Yine bir torba yasa, 14 ayrı kanun. Şimdi çok uzun konuşmayacağım bunun üzerine vakit kaybetmemek için ama bir şeyi hatırlatmak istiyorum: Anayasa Mahkemesi, geçtiğimiz dönem, Üçüncü Yasama Yılında Plan ve Bütçe Komisyonuna birçok kanun maddesini bozarak gönderdi; 200 civarında düzenleme yaptık geçen dönem, 200. İşte bu torba yasa mantığının bizi getirdiği nokta bu ama bunu Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı görmek istemiyor. Bu torbada da Anayasa Mahkemesinin bozduğu maddeler var Basın İlan Kurumuna ilişkin, ona dair de bir şeyler söyleyeceğim. Torba yasa mantığı bizi buraya getirdi.
Şimdi üç noktaya değinmek istiyorum bu torbada yer alan: Bir tanesi, her seferinde tartıştığımız bir konu, vergi adaletsizliği. Türkiye, vergi adaletsizliği açısından dünyanın en önde gelen ülkelerinden bir tanesi, bunu defalarca konuştuk. O zaman iktidarla konuştuğumuzda kendileri de bunu savunmuyorlar, "Yok, çok adaletli bir vergi sistemi var." demiyorlar. "Evet, vergi sisteminde reform yapılmalı, adalet sağlanmalı." diyorlar, Hazine ve Maliye Bakanının kendisi söylüyor ama bugüne kadar gelen torba yasalarda vergi adaletsizliğini giderici herhangi bir madde olmadığı gibi bugün önümüze gelende de vergi adaletsizliğini artıran maddeler var. Neden böyle yapılır? Aynı zihniyet devam ediyor çünkü zihniyet değişmiyor, tercihler, politik tercihler değişmiyor bu iktidarda.
Şimdi, bakın, teklifte yer alan maddelere, 2 maddeye göre Gelir Vergisi Kanunu'nda yapılan değişikliklerle taksi, dolmuş ve minibüs ticari plakalarının elden çıkarılmasında vergi istisnası getiriliyor. Bu, basit bir şey gibi görünüyor, hâlbuki basit bir şey değil. Yani ticari plakası bulunanlar için vergi muafiyeti geliyor ve uzun süreli bir vergi muafiyeti geliyor, çok ciddi bir sorun esas itibarıyla. Baktığımızda, Türkiye'de milyonlarca yurttaş temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor ve ödedikleri vergiler yüzünden ya maaşlarından, ücretlerinden anında kesilen, kaynakta kesilen vergiler yüzünden ya satın aldıkları her ürün için ödedikleri KDV ve ÖTV yüzünden son derece ciddi bir adaletsizlikle karşı karşıyalar. Ama şimdi bir kez daha vergi istisnası getirilerek hem gelir vergisi açısından hem KDV açısından vergi adaletsizliği büyütülüyor. Neden yapılıyor bu, belli değil, gerçekten belli değil; açıklanamadı, Komisyondaki tartışmalarda bunun nedeni açıklanamadı. Öyle bir adaletsizlik yaratılıyor ki sayın vekiller, şimdi, şu çok iyi biliniyor, özellikle büyükşehirler açısından bunu söylüyorum. İstanbul birinci sırada, İstanbul'da çok sayıda ticari plaka var ve bu ticari plakaların belli ellerde toplandığı biliniyor, bu reddedilse de biliniyor bunun böyle olduğu ve bu ticari plakaların fiyatları da her geçen yıl artıyor yani enflasyondan daha hızlı artıyor. Mesela, bugün İstanbul'da, belki bu söyleyeceğim küçük illerde geçerli değil, Ankara'da bile bu kadar geçerli değil ama İstanbul'da bir trafik plakasının değeri bugün 12 milyon ila 15 milyon arasında değişiyor, hafife alınacak bir rakam değil bu. Yani bir plakası olan bile o plakayı sattığı zaman vergi ödemiyorsa ciddi bir haksız kazanç elde ediyor. Bunu bir kenara koyalım ama plaka sayısı daha fazla olan, bunun ticaretini yapan, buradan para kazananlar açısından baktığımızda çok büyük bir adaletsizlikle karşı karşıyayız; bu, işin bir tarafı. Yani ticari plaka spekülatörlerinin rantları bir kalemde bu kanun teklifinde muafiyet kapsamına alınıyor. Neden alınıyor? Bunun cevabı yok. Neden süresiz alınıyor? Bunun da cevabı yok. Yani bir süre de konmuyor "Şu kadar süre içinde elden çıkaranlar bu plakalara vergi ödemeyecek." denebilir, o da yok burada. Yani birisi on sene sonra enflasyon oranında artmaya devam eden plakayı sattığında ya da plakaları sattığında vergi ödemeyecek, yani haksız kazanç elde edecek; durum bu. Şimdi, hâlbuki yapılması gereken ne? Eğer taksi alanıyla ilgili -minibüsler- ticari taşıma alanıyla ilgili konuşuyorsak yapılması gereken şoför esnafının haklarına bakmak, şoför esnafının sosyal haklarına insanca çalışma koşulları açısından baktığımızda son derece dezavantajlı bir durumda olduğu çok açık belli. Yani bugün Türkiye'de şoförlerin çok büyük bir kısmı, esnaf olarak çalışan şoförlerin çok büyük bir kısmı kendi aracının sahibi değil, plaka sahiplerinden veya galerilerden araç kiralayarak bu işi yapıyorlar. Önce mal sahibinin yevmiyesini çıkarıyorlar, son yakıt masrafını çıkarıyorlar. Bunlar çıktıktan sonra kalan kendi kazancı oluyor şoför esnafının. Sigorta, sanayii, bakım masrafları, lastik ücretleri, durak aidatları falan baktığımızda her şey şoför esnafının sırtında aslında yani büyük bir adaletsizlik var. Akaryakıt fiyatları malum arttıkça artıyor, kâr marjını iyice daraltıyor bunun artışı. SGK ve BAĞ-KUR primleri açısından baktığımızda kazançları yüksek olmadığı için ödeyemiyorlar ve bundan dolayı emeklilik sorunu yaşıyorlar, sağlık sorunları yaşıyorlar, günde on iki ile on altı saat arasında çalışmak zorunda kalıyorlar ve ciddi sağlık sorunları yaşıyorlar, psikolojik sorunlar yaşıyorlar. Yani şoför esnafının çok büyük sorunları var. Bu sorunları konuşup tartışıp gidermek yerine ne yapıyor Türkiye Büyük Millet Meclisinin Plan ve Bütçe Komisyonu? Ticari plakası olanların vergilerini nasıl muaf tutabiliriz, buna dair bir kanun teklifi hazırlıyor, durumumuz bu. Bu, vahim bir durum.
İkinci değinmek istediğim konu, Anayasa Mahkemesinin bozduğu mesele yani Basın İlan Kurumuyla ilgili olan. Basın İlan Kurumunun ilan kesme cezalarının ifade ve basın özgürlüğünü ihlal ettiğine dair Anayasa Mahkemesi karar vermiş, bir hüküm kurulmuş ve bu mevcut sistemin öngörülebilirlikten uzak olduğunu belirtmiş. Şimdi, bu geldi önümüze ve düzeltme yapacağız değil mi? Hayır, düzeltme yapılmıyor. Ne yapılıyor? Anayasa Mahkemesinin kararının arkasından dolaşarak Basın İlan Kurumunu esas itibarıyla ekonomik baskı uygulayan yarı idari bir denetim aygıtına nasıl dönüştürebiliriz bunun çalışması yapılıyor. İşte önümüzde, karşımıza gelmiş vaziyette ve Basın İlan Kurumu aslında yapmaması gereken bir şeyi yapıyor. Anayasa Mahkemesi bu nedenle bozuyor o kanunu, biz tekrardan bu kanun teklifinde aynı şeyi yapıyoruz. Nedir o? Resen inceleme yetkisi, Basın İlan Kurumunun işi değil. Basın İlan Kurumunun işi, var olan pastayı adil bir biçimde özellikle küçük medya kuruluşlarına, dijital medyaya, yerel medyaya dağıtarak aslında onların da yaşamasını sağlamak esas itibarıyla. Ama ne yapıyor Basın İlan Kurumu? Anayasa Mahkemesi bu nedenle bozdu, şimdi biz yine o yetkiyi veriyoruz. Resen inceleme yaptırıyor. Ya, basın savcıları var. Basın savcıları basılı olan ya da dijital mecrada olan çeşitli yazılar, makaleler, haberler, şunlar bunlarla ilgili zaten gereken kararları veriyorlar; ifade özgürlüğünü, düşünce özgürlüğünü, basın özgürlüğünü, haber alma özgürlüğünü zaten o basın savcıları ihlal ediyor, ihlal ediyor bu evrensel hakları. Şimdi bir de Basın İlan Kurumuna resen inceleme yetkisi vererek Basın İlan Kurumundaki bürokratların bu işi basın savcılarından önce yapmasını sağlıyoruz. Neden bunu yapıyoruz, neden? Var çünkü bunu yapanlar sonuç olarak. Sonuçta nedir dert? Aslında tek sesli bir medya düzeni yaratmaktır dert, bunun için bunu yapıyorlar. Basın İlan Kurumunun görevi olmayan bir şeyi -Anayasa Mahkemesi bozmuş olmasına rağmen- şimdi biz arkadan dolanarak tekrar bunu kanunlaştırarak getiriyoruz. Bun mu yani yapmamız gereken iş? Şimdi, dolayısıyla çok ciddi bir sorun bu, yasada. Bunu konuştuk Plan ve Bütçe Komisyonunda da ama maalesef, herhangi bir düzeltme yapma konusunda bir şey görmedik, bir inisiyatif görmedik.
Üçüncü değinmek istediğim konu: Yani aslında çok hayırlı bir şeyi nasıl suistimal edebiliriz, maddesi bu. Hayırlı şey şu: Yani bu ülkede dezavantajlı toplumsal gruplar var, yaşlılar, engelliler gibi; bunların haklarını artırmak, sosyal hizmetleri artırmak, bu konuda imkânları genişletmek çok önemli bir şey ve biz, gerçekten, bunun yapılması gerektiğini düşünüyoruz ve bu konuda gelen her türlü öneriyi de destekliyoruz.
Şimdi, burada da böyle bir öneri var ama bu işin içinde bir bit yeniği var, bunu da konuştuk, bu bit yeniğini de konuştuk, en ufak bir düzenleme yapılmadı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - O bit yeniği nedir sayın vekiller? O bit yeniği şu: Orman Kanunu'nda bir değişiklik yapılıyor, engelliler ve yaşlılar için, dezavantajlı toplumsal gruplar için, onların rehabilitasyonu için, onların doğayla buluşmalarını sağlamak için -çok insani bir gerekçe- orman alanları peşkeş çekilecek. Olacak iş mi bu şimdi? Yani, evet, sosyal hizmeti artıralım, yaşlılar için ve engelliler için her türlü tesis kurulsun ama o kurduğunuz tesislerin etrafını ormanlaştırın. Neden şimdi ormanların ekolojik dengesini bozacaksınız, neden ormanlarda ağaçları keserek, beton dökerek ormanların içine bunu yapacaksınız? Ve bugün kamu kurumları aracılığıyla yapılan yarın işletme yoluyla aslında özel sektöre devredilecek bir konudur bu. Ben eminim, bununla ilgili bir kanun teklifi biz bu dönemi kapatmadan da önümüze gelecektir, bunu yapmayın.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)