GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:98
Tarih:03.06.2026

ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 4üncü maddesi üzerinde grubumuz adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 4'üncü madde ilk bakışta teknik bir geçiş hükmü gibi görünmektedir ancak bu teklifin geneline baktığımızda karşımızda çok daha büyük bir tablo çıkmaktadır çünkü önümüzdeki teklif yalnızca bazı yasakları uygulamaya koyan bir düzenleme değildir. Bu teklif, tarımdan ormanlara, üretimden mülkiyet haklarına kadar birçok alanda devletin vatandaşla kurduğu ilişkinin nasıl şekilleneceğini ortaya koymaktadır ve ne yazık ki bu yaklaşımın temelinde üretimi desteklemekten çok denetlemek, teşvik etmekten çok cezalandırmak, yönlendirmekten çok sınırlandırmak anlayışı bulunmaktadır. Bir tarafta hobi bahçelerine yönelik ağır yaptırımlar getiriliyor, bir tarafta çiftçiye yeni yükümlülükler getiriliyor, bir tarafta tarımsal faaliyetler giderek daha fazla bürokratik süreçlere bağlanıyor, diğer tarafta ise teklifin ilerleyen maddelerinde "karbon yutak ormanları" adı altında yeni bir düzenleme karşımıza çıkıyor. İşte, burada durup düşünmek zorundayız çünkü dünyada son yıllarda yeni bir kavram dolaşıma sokulmuştur: Yeşil kalkınma. Peki, nedir bu yeşil kalkınma? Gerçekten çevreyi koruyan bir yaklaşım mıdır, yoksa küresel sermayenin yeni dönemde kullandığı daha yumuşak görünümlü bir ekonomik kontrol mekanizması mıdır? Bakınız, dün dünyanın kaynakları doğrudan sömürülüyordu, bugün ise çevre duyarlılığı söylemi üzerinden yeni bağımlılık ilişkileri kuruluyor. Dün petrol sahaları kontrol altına alınıyordu, bugün karbon alanları kontrol altına alınıyor. Dün madenler stratejik kaynak kabul ediliyordu, bugün ormanlar ve karbon kapasitesi stratejik kaynak hâline getiriliyor ve bütün bunlar son derece süslü kavramlarla servis ediliyor; "sürdürülebilirlik" deniliyor, "yeşil dönüşüm" deniliyor, "karbon nötr ekonomi" deniliyor ancak işin özüne baktığınızda dünyanın büyük şirketleri üretim alışkanlıklarını değiştirmek yerine yeni ticaret alanları oluşturuyor. Karbon piyasası oluşturuluyor, karbon sertifikaları oluşturuluyor, karbon kredileri oluşturuluyor, sonra da gelişmekte olan ülkelerin toprakları, ormanları ve doğal kaynakları bu sistemin bir parçası hâline getiriliyor. Biz çevreyi koruyalım, bir ormanlarımızı büyütelim, biz gelecek nesillere daha yaşanabilir bir Türkiye bırakalım. Bu, elbette hepimizin temel sorumluluğudur ancak çevreyi koruma adı altında yeni bir ekonomik vesayet düzeni kurulmasına da sessiz kalamayız.

Değerli milletvekilleri, orman dediğiniz şey sadece karbon hesabından ibaret değildir. Orman bir milletin doğal varlığıdır, orman su kaynaklarının güvencesidir, orman tarımın sigortasıdır, orman biyolojik çeşitliliğin temelidir, orman köylünün geçim kaynağıdır, orman üzerinde yaşayan canlılarla birlikte bir bütündür. Bu nedenle, ormanları yalnızca karbon tutan alanlar olarak görmek eksik bir bakış açısıdır. Daha da önemlisi, bu teklifte birçok kritik konuda olduğu gibi karbon yutak ormanları konusunda da geniş yetkiler yürütmeye bırakılmaktadır. Meclisin denetimi azalmakta, karar süreçleri merkezîleşmektedir. Oysa millet adına karar verme yetkisi bu çatı altındadır. Türkiye'nin ormanları üzerinde söz sahibi olması gereken bu Meclistir. Bugün çiftçinin en büyük sorunu karbon değildir, çiftçinin en büyük sorunu maliyettir. Bugün üreticinin en büyük sorunu karbon piyasaları değildir; mazot fiyatlarıdır, gübre maliyetleridir, sulama giderleridir, yem fiyatlarıdır, finansmana erişim sorunudur. Çiftçi üretimden çekilirken, kırsal nüfus hızla azalırken, gençler köylerini terk ederken bizim önceliğimiz üretimi ayakta tutmak olmalıdır. Türkiye'nin ihtiyacı ithalata bağımlı bir ekonomi değil güçlü bir üretim ekonomisidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)